Altyazı
Ajanda
Makaleler
Söyleşiler
arsiv
Seminerler
Proje Ofisi

 


GÜNCEL

 

YAHŞİ BATI


KÜLTÜREL BİR TECRÜBENİN KOMEDİSİ

01 Şubat 2010 Pazartesi
Yahşi Batı’ya ilginç bir yapıt vasfını kazandıran özelliği, Türkiye’deki western ve hatta ABD tahayyülüne dair tüm imgeleri başarılı göndermelerle beyazperdeye yansıtması.

 

ALİ TİRALİ
 
 
Yahşi Batı’nın hikâyesi, 1881’de Osmanlı sultanının –dönem itibarıyla II. Abdülhamit- ABD başkanı James A. Garfield’a hediye olarak yolladığı elması taşımakla görevli iki üst düzey Osmanlı memurunun (Aziz Vefa ile Lemi Galip Beyler) serüvenlerine dair bir Arif Işık palavrası. Bu sofistike palavra, Ömer Faruk Sorak’ın ellerinde gösterişli –hatta biraz aşırı gösterişli- bir western parodisine dönüşmüş.
Western bir sinema janrı olarak 1930’lardan bu yana tüm dünyadaki popüler kültürleri etkilemiş bir fenomen. Özellikle Akdeniz havzasında, İtalya, Türkiye ve kısmen İspanya’da farklı bir aksülamel bulup, 1960’lardan itibaren yerel renklerle birleşmiş. İtalya’da bilhassa Sergio Leone gibi bir dâhinin de katkısıyla, olağanüstü bir estetik yetkinlik ve politik alt-metinleri sol cenaha meyleden öykülerle ABD’deki örnekleri aşan bir noktaya gelmiş. Tabii bir popüler kültür alanı olarak westerni sadece sinemayla sınırlamamak lazım, özellikle İtalya ve Türkiye’de, Uzak Batı’ya dair İtalyan çizgiromanları; 1950’lerde Esse-Gesse üretimi ‘Teksas’ (Il Grande Blek), ‘Tommiks’ (Capitan Miki) ve ‘Kinowa’dan başlayarak, 1960’lar ve 70’lerde ‘Teks’, ‘Zagor’ ve ‘Ken Parker’ gibi eserlerle birkaç neslin kolektif bilinçaltını oluşturmuş, hayal gücünü geliştirmiştir. Keza Türkiye’de de kabaca 1960’ların ortalarından 70’lerin ilk yıllarına kadar geçen sürede spaghetti western estetiğine sahip ve İtalyan çizgi romanlarınından beslenen bir janr zuhur etmiştir.1
Maliye nezaretinin üst düzey bürokratlarından, Mekteb-i Sultani ve Robert Kolej mezunu Lemi Galip Bey ile Teşkilat-ı Mahsusa’dan (ki 1881’de henüz kurulmamıştı, lakin filmin hikâyesi neticede halı tüccarı Arif Işık’ın bir palavrasıdır ve hatta Arif Bey’in böyle bir anakronik unsur kullanması filmi kendi içinde daha da tutarlı kılmaktadır) Aziz Vefa Bey’in yol hikâyesi, aslında geleneksel Osmanlı tiyatrosunun Karagöz-Hacivat, Kavuklu-Pişekâr ikililerini de andıran bir zıtlık mizahına sahip. Ama filmde, hikâyenin tüm unsurlarının zenginliği sayesinde güldürmek için ukala, alafranga bürokrat ile halk çocuğu, hazırcevap hafiyenin diyaloglarına yüklenip monotonlaşma tuzağına düşülmemiş. Fakat bu tür bir mizah da eğlenceli bir yan unsur olarak zaman zaman kullanılarak filme renk katmış.
 
WESTERN’İN YOL HİKÂYESİ
Yahşi Batı’ya hakikaten ilginç bir yapıt vasfını kazandıran özelliği ise Türkiye’deki western ve hatta ABD tahayyülüne dair tüm imgeleri başarılı göndermelerle beyazperdeye yansıtması. Sorak ve Yılmaz ikilisi bunu gerçekleştirirken son on beş yılda Türk sinemasının bazı tedavülden kalkmış janrlarının parodisini yapmak amacıyla çekilen filmlerdeki kaba sululukları, kör gözüm parmağına esprileri tekrar etmiyorlar, bu önemli. Kültürel bir tecrübeyi, bu kez bir komedi filmi öznesi -ve mekânı- olarak tekrar üretiyorlar, bu bir meziyet; fakat bu kültürel üretim de anaakım komedilerin sinema dilinden mamul.
Yeşilçam westernlerinin emektar aktörlerinden Yılmaz Köksal’ın canlandırdığı Şerif Çeko karakteri vesilesiyle Köksal’ı büyük popülariteye kavuşturan 1970 tarihli Çetin İnanç filmine yapılan şık atıf ve Türk westernlerinde yine daha önce defalarca rol almış Süleyman Turan’ın2 bu filmde Şerif Murphy rolüyle karşımıza çıkması gibi göndermeler Yahşi Batı’nın Türk westerninin geçmişine olan referanslarını teşkil ederken, Zafer Algöz’ün olağanüstü bir performansla hayat verdiği Kayseri şivesiyle konuşan Şerif Lloyd karakteri ise Ali Şen’e bir saygı duruşu ve Tekin Akmansoy’a bir selam niteliği taşıyor. Elbette daha önce belirttiğimiz gibi filmin esas zenginliği olan bu göndermeler kümesi, sadece Yeşilçam ile sınırlı değil. İlk bakışta görüleceği gibi Susan Van Dyke karakteri tüm western geleneğinin şahıs kadrosunun demirbaşı olan Calamity Jane arketipi üzerine inşa edilmiş bir iyi silah kullanan, sert, öfkeli ve güzel kadın figürü. Filmdeki ikincil referansları saymaya kalkarsak sayfalar doldururuz; Sergio Leone-vari düello sekansından Brokeback Dağı’na (Brokeback Mountain, 2005), İstanbul topografyasından tornistan matrak İngilizce yer isimlerinden Red Kit’e kadar pek çok detay var filmde. Bu ayrıntılar da olaylardan kopuk fon unsurları değil, tam aksine esprileri besleyen, yaratıcı mizahi durumlar oluşmasını sağlayan öğeler.
Yahşi Batı’daki esprilerin niteliği ve mizahın üzerine oturduğu zemin (uzayda, Taş Devri’nde, Vahşi Batı’da Türklük halleri) G.O.R.A. (2003) ve A.R.O.G.’u (2008) hatırlatırken, anlattığı yol hikâyesi filmi aslında Her Şey Çok Güzel Olacak (1998) ve Hokkabaz’a (2006) yaklaştırıyor. Fakat bu sadece hikâyenin kuruluşu bakımından belirgin bir unsur, bu iki filmdeki buruk lezzet ve komplike insanlık halleri, Yahşi Batı’da mevcut değil. Yahşi Batı, G.O.R.A. ve A.R.O.G. hattından gelen bir komedi filmi ve bu iki filmin maruz kaldığı eleştirileri (senaryonun tamamen skeçler üzerine inşa edilmesi ve anlatım tarzının sinema dilinden mahrum oluşu) tamamen değilse de kısmen bertaraf edecek bir yapıt. Lakin bu üç komedinin de bahsettiğimiz gibi sürekli aynı tema üzerine kurulması, bu tarzda yapılan her filmi, bir öncekinin bir çeşitlemesi haline getiriyor; filmler şema olarak birbirlerini tekrarlıyorlar. Sanırım Cem Yılmaz mizahının sorunlarından biri, ‘Türklük halleri’nin değişik karşılaşmalarda gireceği tuhaf durumlar temasının artık ömrünü tüketmekte olmasıdır. 1990’lardan beri mizah dergilerinde de çok işlenmiş bu konu artık ilginçliğini kaybetmiştir.
Son tahlilde Yahşi Batı 2009 yılında, Türkiye’de çekilmiş anaakım bir komedi. Film, çekildiği tarihi, ülkedeki sinema üretimini ve dahil olduğu türü tamamen yansıtıyor. Teknik olarak bu alanın ortalamasına göre hayli başarılı, senaryo olarak ise çoğu filmden ilginç. Ama bu durum, elbette Yahşi Batı’yı bir sinema şaheseri yapmıyor. Tüm meziyetlerine rağmen, bu bir janr filmi; skeçler üzerine kurulu olma meselesi biraz aşılmışsa da, filmdeki esprilerin çoğu tipik stand-up esprileri. Filmin üzerine kurulu olduğu mantık da G.O.R.A. ve A.R.O.G. ile neredeyse aynı. Sorak-Yılmaz filmi, belirttiğimiz gibi janrının ortalamasının üstünde bir film, fakat aynı janrın sınırlarını aşabilmek gibi bir meziyete (ya da çabaya) sahip değil.
 
                                                           
 
notlar:
1 Bu konuya dair ilginç ve kısmen içeriden bakan bir yazı için bkz.: Agah Özgüç. “Türk Usulü Kovboylar”, Albüm, Sayı 4, Mayıs 1998. sf. 18-27. Bu yazıdan hareketle sinemamızdaki western parodilerinin de pek yeni olmadığını söyleyebiliriz. Özgüç’ün bahsettiği, Kovboy Ali (1966, Yön.: Yılmaz Atadeniz) ve Cilalı İbo Teksas Fatihi (1971, Yön.: Mehmet Dinler) bu janrın örnekleri sayılabilir.
2 Süleyman Turan 1960’lardaki Maskeli Beşler serisi ve Korkusuz Kaptan Swing (Tunç Başaran, 1971) gibi efsanevi Yeşilçam westernlerinde rol almıştır.
                                                                           
                                                                                                                              
                                                         

 

Anasayfa | Hakkımızda | İletişim | Abonelik | Eski Sayılar | Dergiyi Nasıl Edinebilirim | Özel Gösterimler
© 2009 Altyazı Aylık Sinema Dergisi
Altyazı.net’in içeriği, tamamen ya da bölümler halinde dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.