Bulvarlar, İlk Erkek, Oda: Vivre Sa Vie

,

Jean-Luc Godard, parçalarını seyircisine toplattırmak suretiyle bir hikâye anlatırken, Anna Karina’nın (Nana) kameradan gözlerini kaçıran ya da kameranın içine dalan bakışlarında yüklü olan binbir anlamı filmin hikâye dünyasının dışına taşırır. Fransız Yeni Dalgası’nın en önemli filmlerinden Vivre Sa vie MUBI Türkiye‘de yayında.

Senem Aytaç 

Bu yazı Altyazı’nın Ekim 2009 tarihli 88. sayısında Yeni Dalga dosyası kapsamında yayımlanmıştır.

Vivre sa Vie’den (1962) geriye insanın hafızasında hiç bir şey kalmasa, Anna Karina’nın (Nana) yakın plan yüzü kalır. Dreyer’in Jean D’arc’ın Tutkusu’ndaki (1928) Maria Falconetti’nin yüzünü aynalayan, ağlayan, gülen, meraklı bakan, düşünen, kafası karışan, konuşmak istemeyen, aktris olmak isteyen, fahişe olan, âşık olan, utanan, canı sıkılan, ölen Nana’nın yüzü. Ensesi değilse sağ profili, sağ profili değilse sol profili, onlar değilse sokağın ortasında yatan bedeni; aniden koşmaya başlaması, polis sorgusunda ya da bir otel odasındaki mahcup halleri, sigara içişi, dans edişi, sokakta volta atışı ya da bir başka hali değilse, en ‘olmadık’ anlarda kameranın içine bakan kocaman gözleri, yüzü.

Jean-Luc Godard’ın, başka hiçbir filminde değilse, dördüncü uzun metrajı olan Vivre sa Vie’de, o zamanlar evli olduğu Anna Karina’yı fetişleştirmediğini iddia etmek mümkün olmayabilir. Godard’ın bir şekilde çoğu zaman ‘fahişe’ olan kadınları zaten her daim tartışmalıdır. Vivre sa Vie de, hafızalarında sadece Nana’nın yüzü kalanlar için belki bundan ibarettir; ama önceden de binlerce kez söylenmiş olduğu gibi Godard filmlerinde mükemmel bir ortaklık içinde çalışan imge ve metin her zaman görünenden ve duyulandan fazlasına işaret eder. Godard, imgelerinin üzerine bindirdiği, okuduğu, okuttuğu, söylettiği, hatta yazıp çizdiği metinler aracılığıyla imgeler dünyasının üzerinde sakınmadan söz söyler.

Nana, eski kocası ve çocuğunu geride bırakıp, aktris olmak isteyen bir kadındır-Nana, fahişelik yapmaya başlar-Nana’nın bir pezevengi olur-Nana, Edgar Allan Poe okuyan bir gence âşık olur-Nana, bir felsefeciyle bir kafede muhabbet eder-Nana, pezevengi onu başkalarına satarken öldürülür.

Godard, parçalarını seyircisine toplattırmak suretiyle bir hikâye anlatırken, aynı anda iki şey daha yapar. Birincisi, Nana’nın kameradan gözlerini kaçıran ya da kameranın içine uzun uzun bakan bakışlarında yüklü olan bin bir anlamı filmin hikâye dünyasının dışına taşırır. Böylelikle de, seyircide bir yandan bir film izliyor olduğu farkındalığını yaratırken, bir yandan da Nana’nın hikâye dünyasının dışarısına, seyirciye, kameraya bakan gözleriyle onun da içinde bulunduğu, maruz kaldığı durumun farkında olduğu hissini yaratır seyircide. İkincisi ise, filmin neredeyse her bir epizodunda (film ara yazılarla birbirinden ayrılmış 12 parçadan oluşur) karşımıza çıkan ayrı bir hikâye/metin/anekdot ile filmin olası okumalarının kapılarını aralar.

Bunlardan belki filmin anlamını en çok açık eden ikisi, sonlara doğru Edgar Allan Poe’nun ‘Oval Portre’ adlı hikâyesi ile Nana ve felsefeci (Godard bu rolü gerçekten bir felsefeci olan Brice Parrain’e oynatır) arasında geçen uzun diyalogdur. Filmin başlarında Jean D’arc ile aynı kadraja hapsedilen Nana’nın da onunla aynı ‘trajik kader’i paylaşacağı, yani ölümü, çok önceden haber verilmiştir seyirciye. Sonrasında, genç âşık tarafından okunan ‘Oval Portre’ de, Nana’nın imgesinin (ve şüphesiz Godard’ın projesinin ve hayatının) üzerine düşer. Hikâye obsesif bir biçimde karısının portresi üzerinde çalışan bir ressamı anlatmaktadır. Portre ‘hayat bulduğunda’ ancak, ressam karısının gerçek hayatta ölmüş olduğunu fark eder. Godard da bu mükemmel yapıtına hayat verirken, karısını öldürdüğünün farkında olduğunu böylelikle seyircisiyle paylaşmış olur.

Nana ile felsefecinin diyalogu ise gündelik olanı yaşamak ile yaşama bir mesafe kazanıp, düşünmek ve konuşmak üzerine uzunca bir kafa patlatmadır. Düşünerek hareket etmek, düşünmeden hareket etmek, düşünmekten hareket edememek, yaptıklarından sorumlu olmak, söylediklerinden sorumlu olmak, yalan söylemek, hata yapmak, doğru kelimeleri bulmak, bulamamak, sessizlik içinde yaşamak, düşünmek ve konuşmak, sessizlikle kelimeler arasında gidip gelen bir dengede süre giden hayat… Nana’yı yaşatan ve öldüren her şey. Bir fahişeyi. Reddedilen bir fahişeyi. Bir azizi. Reddedilen bir azizi. Bir kadını. Bir insanı. “Kişi doğru kelimeleri bulduğundan nasıl emin olur?”

MUBI Türkiye’nin Altyazı okurlarına özel teklifini görmek için tıklayın.