Şu An Okunan
Operasyon Argo

Operasyon Argo

85. Akademi Ödülleri’nde En İyi Film Oscar’ını almasının ardından, Aralık sayımızda K. MURAT GÜNEY’in Operasyon: Argo hakkında kaleme aldığı yazıyı hatırlayalım istedik.

K. MURAT GÜNEY  

Operasyon: Argo (Argo, 2012), İran Devrimi’ni takip eden aylarda ABD’nin İranlı öğrenciler tarafından işgal edilen Tahran Büyükelçiliği’nden işgal başladığı sırada kaçarak Kanada Elçiliği’ne sığınan altı Amerikalı diplomatın bir CIA operasyonuyla İran’dan kaçırılmalarını konu alıyor. Uzun süre Kanada Elçiliği’nde mahsur kalan Amerikalı diplomatlar, Kanada’nın ve CIA’in bu ortak operasyonunda İran makamlarına çekimlerinin Tahran’da yapılacağı duyurulan ‘Argo’ isimli sahte bir bilimkurgu filminin Kanadalı yapım ekibi olarak tanıtılıyor ve kendilerine sağlanan Kanada pasaportlarıyla İran’dan kaçmaya çalışıyor. O dönemde operasyonu yöneten CIA ajanı Tony Mendez’in kaleme aldığı kişisel anılardan yola çıkılarak senaryosu hazırlanan Operasyon: Argo, böylece üstü kapalı bir şekilde de olsa tarihsel gerçekleri yansıttığı iddiasını taşıyor. Filmdeki temel sorun da işte tam bu noktada ortaya çıkıyor. Filmin “tarihsel gerçekler”i yansıtma iddiasıyla filmin hem yönetmenliğini hem de başrolünü üstlenen Ben Affleck’in olayları beyazperdeye yansıtırken kullandığı Amerikan merkezci, şovenist ve oryantalist anlatı arasında derin bir çelişki ve tutarsızlık var.Evet, Operasyon: Argo “gerçekte yaşanmış olaylara dayandığını” ima ederek ve bu iddiasını desteklemek için 1950’li yılların başında İran’daki demokrasi girişiminin CIA tarafından bastırılmasından 1979’daki İran Devrimi’ne kadar gelişen sürece dair önemli olaylar hakkında tarihsel bilgiler verip yer yer, yaşananlara ait gerçek belgesel ve arşiv görüntülerine başvurarak açılıyor. Aslında filmin daha en başında İran Devrimi’nin ve akabinde ABD’ye yönelik büyük tepkinin yok yere olmadığını vurgulaması dikkat çekici. Filmin henüz ilk dakikalarında, 1951’de İran’da demokrasiye geçiş çabaları sonucu büyük bir halk desteğiyle başa gelen ve ilk icraat olarak İran petrollerini millileştirerek bölgedeki Amerikan ve İngiliz çıkarlarını tehdit eden dönemin başbakanı Musaddık’ın CIA’in örgütlediği bir darbeyle iki sene sonra nasıl görevden uzaklaştırıldığının ve hemen ardından Amerikan desteğiyle başa geçirilen Şah’ın despot ve şımarık tavırlarının İran halkını nasıl canından bezdirdiğinin açıkça dile getirilmesi, filmin “tarihsel gerçekler”i üstelik “eleştirel” bir biçimde yansıttığı yanılsamasını kuvvetlendiriyor. Bir Hollywood yapımından beklenmeyecek bu türden bir özeleştirinin ilk başta beni de şaşırttığını söyleyebilirim.

İran Devrimi’nin daha önce CIA tarafından düzenlenen siyasal komplolara karşı bir tepki olduğunu ima ederek başlayan Operasyon: Argo, böylece daha baştan “kaba bir CIA ve Amerika propagandası” filmi olmadığı, aksine yaşananları tarihsel ve siyasal yönleriyle çok boyutlu bir biçimde aktardığı imajını çiziyor. Yine filmin hemen başlangıcında, CIA yönetim kadrosunun İran’daki Kanada Konsolosluğu’nda gizlenen Amerikalı diplomatların kurtarılması için onları kış ortasında “bisikletle Türkiye’ye kaçırma” planlarını tartıştıkları sahnede bu kez de CIA üst düzey yetkililerinin, önemli siyasal sonuçlar doğurabilecek operasyonlar planladıkları coğrafyalar hakkındaki tarihsel, kültürel ve toplumsal bilgilerden ne denli yoksun olduklarına dair bir özeleştiri göze çarpıyor. Ne var ki, tüm bu eleştirel görünüm, aslında filmin ikiyüzlülüğünün bir parçası. Filmin henüz başında sözde gerçekçilik ve eleştirellik iddialarını pekiştiren ve adeta “eleştiri gerekiyorsa onu da biz zaten yaparız” diyen film, böylelikle bazı izleyicilerin böylesi bir konuyu işleyen Amerikan yapımı bir filmin gerçekçiliği ve tek yanlılığına dair şüphelerini ortadan kaldırıp eleştirel kalkanlarını indirmeyi başarıyor. Sonrası malum. Operasyon: Argo’nun tüm bu özeleştirel duruşu, CIA ajanı Tony Mendez’in (Ben Affleck) İran’a varmasıyla sona eriyor ve biraz gecikmeyle de olsa Hollywood klişeleriyle bezeli o bildik ABD, emperyalizm ve CIA propagandası, yüksek bir tempoyla pompalanıyor.

GERÇEKLİK YANILSAMASI
Çok geçmeden, gerek filmin başında aktarılan tarihsel bilgilerin gerekse film boyunca yer yer gösterilen İran Devrimi’nde yaşananlara ve dönemin siyasetçilerinin konuşmalarına dair gerçek televizyon görüntülerinin aslında izleyiciyi bundan sonra izleyeceklerini bir daha sorgulamaksızın “gerçek” olarak izlemesini sağlamaya yarayacak birer teknik olarak kullanıldığı ortaya çıkıyor. Zira, filmin ilk beş dakikası boyunca CIA tarafından düzenlenen komplolara karşı tepkilerini yükselten birer siyasal özne olarak karşımıza çıkan İranlılar bir anda ortadan kayboluyor ve yerlerini filmin kalan iki saati boyunca bağrış çağrış dışında söyledikleri ve neden eylem yaptıkları anlaşılamayan, sık sık mânâsızca şiddete başvuran, sadece ve sadece Amerika nefretiyle kuşanmış, sakalları ve asık suratlarıyla birbirlerinin tıpkısının aynısı İranlılara bırakıyor. İran’da geçen ve İran Devrimi’ne dair “tarihsel gerçekler”i yansıttığı yanılsamasını yaratan bu film boyunca karşımıza, geçmişi, siyasal duruşu, davranışları, duyguları, iniş-çıkışlarıyla farklılaşan bir tane bile İranlı ‘karakter’ çıkmıyor. Sakalları, tedirgin halleri ve tehdit edici yüzleriyle tektipleştirilmiş İranlılar, kendi ülkelerinde CIA’in çevirdiği bir filmin figüranları gibiler adeta. Hâlbuki İran Devrimi çok karmaşık ve içinde de büyük çatışmalar barındıran bir siyasal süreç. Devrim dönemi İran’ında solcular, komünistler, liberaller ve İslamcılar gibi çok farklı siyasal gruplar Şah ve monarşi karşıtlığında buluşmuş, bir arada hareket etmişlerdi. Ancak İslami rejimin kurulmasıyla beraber İran içinde rejime karşı farklı dinamiklerden beslenen direnişler ortaya çıktı. Ne var ki Operasyon: Argo’da İran içindeki farklılıklara, direnişlere ve çatışmalı dinamiklere hiç mi hiç değinilmiyor.

Filmde sadece İranlılar değil, Amerikalılar dışındaki herkes sadece birer figüran. Öyle ki, büyük bir risk alarak Amerikalı diplomatlara sahip çıkan ve onlara Kanada pasaportu temin ederek İran’dan sorunsuzca ayrılabilmelerinin esas müsebbibi olan Kanada büyükelçisi film boyunca Kanada’nın siyasal temsilcisi olarak değil sadece CIA operasyonuyla ve Amerikalılarla ilişkisi üzerinden var olan ve Amerikalılara yardım ettiği için ‘iyi’ olarak tanımlanan bir karakter. Bu olay sonucunda, ayrı bir egemen devlet olan Kanada’nın İran’la olan ilişkilerinin zarar gördüğü, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin sekiz yıl boyunca askıya alındığı, olay ortaya çıktıktan sonra birçok Kanadalının ABD’nin çıkarları uğruna İran’la ilişkilerini bozan dönemin hükümeti ve büyükelçisinin siyasal kararını desteklemeyip eleştirdiği ve bu konu hakkındaki diğer “tarihsel gerçekler” Amerikalıları ilgilendirmiyor nasıl olsa. Böylece tıpkı Amerikan popüler kültüründe her gün yeniden üretilen sakallı, kalaşnikoflu, barbar terörist imajıyla özdeşleştirilen İranlıların yanında, yine Amerikan popüler kültüründe saflığı, tarafsızlığı ve güvenilirliğiyle Amerikalının zor zamanda kimliğine bürüneceği arka bahçesi olan bir Kanada ve Kanadalı stereotipi çıkıyor karşımıza. Özetle Operasyon: Argo, Amerikan merkezciliğini bir kez daha güçlü bir şekilde yeniden üretiyor.

Başlangıcında İran’da gelişen devrimin arka planına dair geniş bir tarihsel ve siyasal derinlik veren filmin bir diğer dikkat çeken özelliği, bu tarihsel ve siyasal perspektifin aşamalı olarak daralması. Küresel çapta bir olayın anlatımıyla başlayan hikâyenin odağı zamanla öylesine daralıyor ki, en sonunda izleyici kendini zamanın ve mekânın önemsizleştiği, tek önemli şeyin altı iyi Amerikalı’nın ne pahasına olursa olsun sakallı korkunç teröristlerin elinden kurtarılması olduğu aşırı yüzeysel bir anlatıyla karşı karşıya kalıyor. Hâlbuki başlangıçta 1950’li yıllarda İran’daki demokrasi girişiminin CIA darbesiyle bastırıldığını gösteren film aynı tarihsel ve siyasal derinliği sürdürseydi belki bizlere aslında Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği’nde işgalin uzatılmasının danışıklı olduğunu, 1980 yılındaki Amerikan seçimlerinde rakip aday Ronald Reagan’ın zamanın başkanı Jimmy Carter’ı zayıflatmak için başkan seçildikten sonra İran’a silah satma vaadiyle İranlılardan bu işgali uzatmalarını talep ettiğini; ne tesadüf ki Amerikan Büyükelçiliği’nde rehin tutulan diplomatların tam da Reagan seçilip başkanlık yeminini ettiği gün serbest bırakıldığını; her türlü çabaya rağmen devrilemeyen İran rejimini yıkmak için ABD’nin o dönemdeki büyük müttefiki Saddam Hüseyin’in Irak’ını silahlandırarak İran’a savaş açtırdığını, Amerikan ve Sovyet emperyalizmlerinin tarihte ilk defa ittifak olup İran’a saldırdıkları bu kanlı savaşta hem İran hem de Irak’ta yaşları on ikiye, on üçe kadar inen 2 milyondan fazla gencin ve çocuğun öldüğünü de bizlere göstermesi gerekirdi. Ama yapımcılar hikâyenin bu can sıkıcı kısımlarının izleyiciyi ilgilendirmeyeceğine kanaat getirmiş olacaklar ki, film Tony Mendez’in görevini başarıyla tamamlamış olmanın gururuyla önünde Amerikan bayrağı asılı evinde eşine ve çocuklarına sarılması ve yaptığı “kahramanlık”tan dolayı madalya aldığını öğrenmesiyle son buluyor. Böylece milyonların hayatına yön veren tarihsel ve siyasal süreçlere dair belgesel görüntülerle açılan filmde kameranın açısı darala darala yakın çekim bir ev sahnesine sıkışıyor ve orada film noktalanıyor.

TARİHİ AKLAMA ÇABASI
Kısacası Operasyon: Argo, belgesel görüntüler, özeleştirel bir dil ve tarihsel bir olayı aktardığı iddiasını kullanarak izleyiciyi açıkça manipüle ediyor ve yanıltıyor. Bu sayede izleyici filmde izlediği olayların tarihsel gerçekliğini sorgulama gereğini bir daha duymuyor. Hâlbuki örneğin filmin sonlarında Amerikalı diplomatların Tahran Havaalanı’ndan kaçtığı sahne, Tony Mendez’in anılarından oluşan ve yine tarihsel gerçekleri ne kadar doğru yansıttığı şüpheli olan kitaba bile sadık kalmadan çekilmiş. Mendez’in anılarında ve CIA kayıtlarında belirtildiği üzere gerçekte Amerikalı diplomatlar ve onları organize eden CIA ajanı kendilerine temin edilen Kanada pasaportlarını göstermek suretiyle İran’dan rahatlıkla çıkış yapmışlar. Ne var ki filmde havaalanından çıkış sahnesi gerilimi artırmak için en ucuz Hollywood klişeleriyle çarpıtılarak aktarılmış. İran’ın başkenti Tahran’daki bir havaalanında uçağa binenlerin aslında aranan Amerikalı diplomatlar olduğunu son anda anlayan ve bunun üzerine basitçe kuleyi arayıp uçuşu durdurmak yerine kendi ülkelerinin başkentinin havaalanında kalaşnikoflarıyla bir kamyonete atlayıp kalkışa geçmiş bir uçağı kovalayan sakallı İranlı askerlerin beyazperdeye yansıyan bu hali şüphesiz gerçek dünyada yaşanamayacak kadar absürd ve sürreel.

Evet, Operasyon: Argo gerçekçi gibi gözüküp aslında tarihi tek yanlı oryantalist bir bakış açısıyla yansıtan, özeleştiri yapar gibi gözüküp aslında ABD’yi eleştirme tekelini başkasına kaptırmama telaşında olan ve son kertede bu gerçekçilik ve eleştirellik iddialarıyla izleyenlerin rızasını devşirip hegemonik bir anlatı kuruyor. Bu girişiminde filmin başarısı azımsanacak gibi değil. Filmin başında verilen yüzeysel tarih bilgileri, internette yaptıkları yorumlara bakılırsa, konu hakkında bugüne kadar hiçbir bilgisinin bulunmadığını vurgulayan tarih cahili birçok Amerikalı tarafından “bir hayli bilgilendirici ve öğretici” bulunmuş. Bizler de böylece tarih bilgilerini Hollywood’un CIA propaganda filmlerinden öğrenen bazı Amerikalıların 11 Eylül’den sonra “bu kadar insan bizden niye nefret ediyor?” diye neden şaşırdıklarını anlamış oluyoruz. İran’a yönelik Amerikan tehditlerinin doruk noktasında olduğu böylesi bir dönemdeOperasyon: Argo maalesef açıkça savaşı kışkırtan ve kitleleri olası bir İran müdahalesine hazırlayan bir ideolojik araç olarak karşımıza çıkıyor. Filmin bu minvalde Oscar Ödülü’nün bir numaralı adayı olarak lanse edilmesi de şaşırtıcı değil.

Böylesi popüler bir filmin nefret söylemini yüceltmesi ve olası bir savaşın kışkırtıcılığını yapması gerçekten üzücü. Ama daha da üzücü olan, filmin özellikle ABD’de sorgusuz sualsiz büyük bir coşku ve beğeniyle karşılanması. ABD içinde, İran veya Ortadoğu kökenli birkaç yazar hariç filme dair ses getiren hemen hiçbir olumsuz eleştiri olmaması dikkat çekici. Şu âna kadar filme sadece eleştirmenler değil yüzlerce sıradan izleyicinin de methiyeler düzmesi ve filmin IMDB’de çok yüksek bir puana layık görülmesi Hollywood’un propaganda gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Şüphesiz filme verilen her puan, oryantalizme, emperyalizme, savaşa ve sömürgeciliğe veriliyor. Yazımı, IMDB internet sitesinde yer alan ve mümkün olduğunca arka sayfalara atılarak göz önünden uzaklaştırılan az sayıdaki eleştirel yorumdan birini aktararak bitirmek istiyorum: “Bu film CIA’in tarihini aklama çabalarından biri. Hayır, CIA iyilik için çalışan bir güç değil. Hayır, CIA ajanları da hiç ‘cool’ değil. Emperyalizme dair hiçbir şey heyecan verici veya onurlu olamaz.”

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.