Şu An Okunan
Paralel Yaşamlar: Rüzgârda Dalgalanan Hayatlar

Paralel Yaşamlar: Rüzgârda Dalgalanan Hayatlar

Agnès Varda’nın yirmi yedi yaşında tamamladığı siyah-beyaz Paralel Yaşamlar birbiriyle doğrudan bağı olmayan iki öykü çizgisi üzerinden ilerliyor. 

Şenlikli bir şarkı eşliğinde, bir ahşap parçasının üzerinde jenerik yazıları belirir. Ardından kamera sola doğru hafifçe döner ve rüzgârlı bir ara sokakta sessiz sedasız ilerlemeye başlar. Karayelde kurumaya bırakılmış, beyaz bayraklar gibi dalgalanan çamaşırların arasından hafifçe süzülür, rasgele bir mutfağa girer, arka odalarda kendi kendini oyalayan çocuklarla bakışır. Kadınlar ev işleriyle ve çocuklarla uğraşırken ekmeğini denizden çıkaran erkekler avlanma yasağının başlarına sardığı memurları, müfettişleri atlatmanın yollarını aramaktadır. Sonra birden, genç bir adamın peşine takılırız. İstasyona gider, Paris treniyle gelen karısını karşılar. Adam ve kadın düşüncelerinin ağırlaştırdığı adımlarla kanal boyundaki bir pansiyona doğru yürürken hayatlarını, ilişkilerini, birlikteliği, ayrılığı konuşurlar.

Agnès Varda’nın yirmi yedi yaşında tamamladığı siyah-beyaz Paralel Yaşamlar (La Pointe Courte, 1955), birbiriyle doğrudan bağı olmayan bu iki öykü çizgisi üzerinden ilerler. Güney Fransa’daki sahil kasabası Sète’in balıkçı köyü La Pointe Courte’ta geçen filmde bir yandan varoluşsal sorularla yüzleşen, birkaç yıllık evliliklerini sorgulayan genç bir çiftin hikâyesini izlerken; diğer yandan küçük balıkçı kasabasındaki halkın geçim kavgasına, gündelik dertlerine ortak oluruz. Henüz açılış jeneriğinde gözümüze çarpan ‘Yazan ve Yöneten: Agnès Varda ve La Pointe Courte halkı’ ibaresi ise, Varda’nın uzun sinema hayatı boyunca benimseyeceği yaklaşıma dair ufak bir ipucu gibidir. Film yapmak Varda için insanlarla bir arada olmanın, birlikte emek vermenin, yüzlere bakıp hikâyelere dalmanın bir yoludur esas olarak. İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nden esintiler taşıyan film aynı zamanda, sokaklarda özgürce dolanan kamerası ve belli belirsiz hınzırlığıyla, yaklaşan Yeni Dalga’nın işaretlerini verir. Hattâ iki sevgilinin uzun konuşmaları, sadece boğuştukları varoluşsal sorular açısından değil, kimi mizansenleriyle, yüzlere yaptığı yakın planlarla Bergman ve Antonioni’nin henüz çekmedikleri modernist başyapıtlarını bile getirir akla.

Paralel Yaşamlar’ın balıkçıların gündelik hayatlarını belgesele yaklaşan bir üslupla yansıttığı vurgulanır çoğu zaman. Gerçekten de yerel halkın günlük uğraşlarına, geleneklerine, işlerine ve sofralarına, çalışma ve eğlenme alışkanlıklarına büyük bir dikkatle bakar Varda’nın kamerası. Ancak oyunculuk deneyimi olmayan insanların kendi hayatlarından kesitleri canlandırmalarında ‘doğallıktan’ ziyade bir tür tökezleme hâli göze çarpar. Karakterlerin sahne içindeki çekingen hareketleri, repliklerini duraksayarak dile getirişleri kendine özgü bir teatrallik katar oyunlarına. Paris’ten getirdiği tiyatro kökenli iki başrol oyuncusuna da teatral diyaloglar yazmıştır Varda, teatral mizansenler vermiştir. Belgesel ile kurmacanın, sinema ile tiyatronun, kendiliğindenlik ile ince ince tasarlanmışlığın birbiri içinde eridiği bir denemedir bu anlamda Paralel Yaşamlar. Bugünden bakıldığında, farklı türlerin, anlatım yöntemlerinin birbirine mükemmel bir uyumla karışacağı bir sinema evreninin de habercisi olarak görülebilir. Genç Varda, tüm hayatı boyunca ince bir şefkatle ve çocuksu bir merakla yapacağı üzere ‘mekânlara’ ve ‘yüzlere’ bakmaya başlamıştır.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.