Salı

,

Bir lise öğrencisinin sıradan bir gününden kesitler sunan Salı, aynı zamanda büyük kentte kadın olmaya dair incelikli bir anlatı kuruyor. Şu sıralar ilk uzun metrajı üzerinde çalışan yönetmen Ziya Demirel, 2015 yapımı kısa filmi üzerine sorularımızı yanıtladı.

Söyleşi: Berke Göl

Salı, genç bir kadının sıradan bir gününe odaklanırken anlatısını kahramanıyla üç farklı erkek arasında geçen kısa karşılaşmalar üzerine kuruyor. Hikâyenin nasıl ortaya çıktığını, senaryonun nasıl şekillendiğini anlatır mısınız?
Hikâyenin çıkış noktası ortak yazar Buket Coşkuner’e aitti. Buket’in bana bahsettiği ve hakkında yazdığı bir “gün” vardı. Sanıyorum çoğu kadının deneyimlediği bir gün. Hattâ gerçek kimi zaman kurmacadan daha inanılmaz olabiliyor. Biraz böyle bir durum da vardı. Filmi çekeli beş yıl oluyor. Böyle geriye dönmek garip oluyor ama muhtemelen ilk düşündüklerim şunlar olmuştur: Farklı karşılaşmalar. Hem yoğunlar hem de bir rutin içinde olabildiğince sıradanlar. Temasın bir yandan belirsizliği bir yandan net oluşu. Yavaş yavaş büyüyen hislerin küçük bir patlamayla etrafa saçıldığı bir gezgin filmi gözümde canlandı. Senaryo üzerine uzun bir süre çalışsak da film, zihnimde Buket’le ilk konuştuğumuz anda aşağı yukarı oluşmuştu. Bundan sonra gezginin nerelere gidebileceği, kimlerle nasıl karşılaşacağı, lise absürdlükleri, şehirle nasıl bir temasa gireceği üzerine çalışmalar yaptık.

Film boyunca kamera Aslı’nın yanından bir an olsun ayrılmıyor. Kahramanın duygularını da, çevresiyle ilişkilerini de diyaloglardan ziyade kameranın yakından takip ettiği bedensel devinimleri üzerinden anlatıyorsunuz. Bu tercihten biraz bahsetmek ister misiniz?
Filmde Aslı’nın olmadığı bir kadraj var: Aslı’nın bakıp geçtiği baloncu adam. Onun gözlemlediği bir karakter olarak. Kurguda bu sahnenin olup olmamasıyla ilgili tartışmalar yaşamıştık hattâ ama onu atmak biçimsel bir karar olurdu, iyi ki bırakmışız. Kamerayı Aslı’dan ayırmama tercihini tam olarak hangi aşamada yaptık hatırlamıyorum ama başından beri böyle tasarladık diyemem. Sadece bir noktadan sonra kamerayı Aslı’dan uzaklaştıramadık. Yani bunu teorik bir yerden bir sebebe oturtabilirim istersem ama daha çok hissel bir tercihti. Otobüs sahnesinde mesela, başka fikirlerimiz de vardı. Otobüste Aslı’yı gözlemleyen ve durum karşısında harekete geçecek bir başkasını görmek kurmaca bir olan suspense hissi verecekti, filmin ‘hiçbir şey olmama’ hâlini bozabilirdi gibi hissettim. Suspense sevsem de bu filmde öyle bir anlatım yoktu. 

Şöyle bir şey daha da fark ediyorum şu an: Uzayan anlar bu filmin en önemli üç ânını oluşturuyor. Bu anlar kameranın Aslı’da kalmasıyla kaynağını belirsizlikten alan büyük gerginlikler oluşturuyordu, yani suspense’i kullanmadan, bu tercihle başka bir tür gerginlik oluşturduk. Tabii bir yandan da insanlar film seyrediyorlar, muhtemelen bir şey olacak diye düşünüyorlar.

Film için genç oyuncu Melis Balaban’la nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz?
Melis’le, yönettiğim bir tiyatro oyunundan tanışıyorduk. Reji ve dekorda beraber çalışmıştık. Denediğimiz birçok isim oldu. Melis’le ilgili ilginç olan şuydu: Rolü istiyor muydu pek anlayamıyordum, umurunda değil gibi duruyordu, o kayıtsız hâli onun ne yapabileceğine dair merakımı giderek artırdı. Rolü teklif ederken de “ben istemiyorum” diyebileceğinden korkuyordum hattâ.

Melis’e bir yönlendirme yapmamam gerektiğini hissediyordum. Filmdeki karakterle ilgili düşündüklerimi söyledikten sonra Melis’e teslim ettim karakteri, ne hissetmesi gerektiğini de pek söylemedim. Oyuncu olarak kendisini göstermekle ilgili bir derdi yoktu. Bu da ona, doğallığın yanı sıra merak unsuru veriyordu. Öte yandan, Melis profesyonel bir oyuncu olmamakla beraber sessizliklerle nasıl oynanacağını iyi bilen bir oyuncuydu.

Prömiyerini Cannes’ın kısa film yarışmasında yapan Salı, daha sonra çok sayıda festivale katıldı ve çeşitli ödüller kazandı. Filmin festival yolculuğu üzerine neler söylemek istersiniz?

Beklediğimden çok fazla dolaştı diyebilirim. Cannes’dan sonra Sundance, Toronto, Rotterdam gibi ‘büyük’ festivaller istemeye devam edince Salı o yıl içinde epey izlenen bir kısa film oldu. Bir sürü festival dolaşmakla beraber, katıldığı festival sayısına bakıldığında o kadar fazla ödül alan bir film olmadı. 

Şu anda üzerinde çalıştığınız uzun metraj projeniz hangi aşamada? Filmden kısaca bahseder misiniz?
Salı’dan önce Nazlı Elif Durlu’yla çeşitli senaryolar yazmaya başlamıştık. 2015 sonrası yapım desteği bulmanın çok zorlaştığı bir döneme denk geldik. Bu sebeple geliştirme ve finansman süreci daha da uzadı. Nihayet bu senaryolardan iki tanesini geçtiğimiz yaz İstos Film bünyesinde art arda çektik. Zuhal’i Nazlı, Ela ile Hilmi ve Ali’yi ben yönettim. İki film de post-prodüksiyon aşamasında. Ela ile Hilmi ve Ali bir evliliğin ilk ve son günlerini anlatıyor.

Ziya Demirel kimdir?
Lisede başladığı tiyatro ve sinema çalışmalarını Endüstri Mühendisliği okuduğu Galatasaray Üniversitesi’nde devam ettirdi. Yönetmenliğini yaptığı son kısa film Salı (2015), dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin resmi seçkisinde yaptı. İlk uzun metrajı Ela ile Hilmi ve Ali kurgu aşamasında.