Şu An Okunan
Andrew Dominik ile Blonde Üzerine Söyleşi: ‘Bir Kurtarma Fantezisi’

Andrew Dominik ile Blonde Üzerine Söyleşi: ‘Bir Kurtarma Fantezisi’

Andrew Dominik

Venedik Film Festivali’nde yarıştıktan sonra Netflix’te gösterime giren Blonde tartışmalı bir Marilyn Monroe portresi koyuyor ortaya. Yönetmen Andrew Dominik popüler kültüre mal olmuş Marilyn imgesini ele alma biçimini ve filmdeki estetik tercihlerin arka planını anlatıyor.

Söyleşi: Öykü Sofuoğlu


Advertisement

Andrew Dominik’in Marilyn Monroe’nun hayatından özgürce esinlenerek yarattığı kurmaca biyografi Blonde (2022) Netflix’te seyirciyle buluştu. Joyce Carol Oates’un aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, popüler kültüre mal olmuş Marilyn Monroe figürünün arkasına sıkışıp kalmış bir kadına ve yaşamı boyunca içinde bulunduğu çalkantılı psikolojik durumlara temas etmeye çalışıyor. Biyografi türünün sınırlarını hiç çekinmeden zorlayan Blonde’daki bu kurmaca Marilyn Monroe’nun, yönetmenin sanatsal ve estetik kaygılarının altında ezilip ezilmediği sorusu ise filme dair tartışmaların merkezinde yer alıyor. Biz de yönetmen Andrew Dominik’le gerçekleştirdiğimiz bu sohbetle, Blonde’la ilgili kafamızı kurcalayan soruları ve sorunları mercek altına aldık. 

Blonde başlangıcı 2008 yılına uzanan son derece uzun soluklu bir proje. Bu on dört yıllık bekleyişe yol açan sebepler nelerdi?Amerika’da insanlar filmle ilgili her şeyden endişe ediyordu. Sonuçta içinde kürtajların, tecavüzlerin olduğu ve ABD’deki bazı önemli figürlerin hiç de sempatik olmayan bir şekilde tasvir edildiği bir filmden bahsediyoruz. #MeToo hareketinin yaşanması ise film için âdeta sihirli bir pencere açmış oldu. Ayrıca projenin gerçek anlamda Ana’nın (Ana de Armas) gelişiyle hayat bulduğunu düşünüyorum. Onunla yaptığımız birkaç deneme çekiminin ardından bu projenin gerçekten mümkün olabileceğini anlamaya başlamıştık. 

Ana de Armas’ın Marilyn Monroe’ya hayat verecek oyuncu olduğuna nasıl karar verdiniz?

Onu Yanlış Kapı (Knock Knock, 2016) filminde gördüm ve âdeta ilk görüşte âşık olduğumu hissettim. Kendi kendime “Bu kızdan Marilyn Monroe olur” diye düşündüm. Ana da ekranda tıpkı Marilyn gibi diğer her şeyin etrafında döndüğü bir güneşi anımsatıyor. Onun ne kadar güçlü ve etkili olduğunu fark etmemek imkânsızdı. Film ne olursa olsun, Ana neler yaşıyorsa film için de önemli olan şey o unsura dönüşüyordu. Marilyn Monroe’nun kariyerine -ama özellikle de son dönem filmlerine- baktığımızda o sıralar yaşadıklarının ne kadar önemli olduğunu görebiliyorsunuz. Örneğin Uygunsuzlar’da (The Misfits, 1961) ondan filmdeki erkeklerin kendilerini bulmasını sağlayacak enerji verici ve canlandırıcı bir figür olması beklenir. Ama filmi izlediğinizde karşınızda üç sokulgan herifin asıldığı, sayısız ilacın etkisinde, boşanmış bir kadın bulursunuz. Çünkü Marilyn o dönemde tam olarak bunu yaşıyordu. Dolayısıyla o esnada yaşadıkları, filmin en etkili ve güçlü yönü hâline geliyordu. Bence Ana da bu güce sahip. İçgüdüsel bir şekilde onun doğru insan olduğunu anlamıştım. 

Blonde projesi bir köşede beklerken üç filme daha imza attınız. Bu filmlerin Blonde’un sanatsal ve estetik vizyonu üzerinde ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz? 

Son iki belgeselimi çekerken çok hızlı çalışmam ve içgüdülerime güvenmem gerekiyordu. Çekimler sırasında bir sonraki gün neler olacağını bilmiyordum. Ve bunun gerçekten özgürleştirici bir yönü vardı. Eğer içgüdülerimi takip edersem, bunun bilincinde dahi olmadığım bir yapıya katkıda bulunacağını düşünmeye başlamıştım. Blonde’un çekimlerini de çok hızlı bir şekilde, sadece 45 günde tamamladık. Gerçekten çılgıncaydı. İki belgesel de, bana bu şekilde çalışmak için ihtiyaç duyduğum özgüveni sağladı. Ayrıca ekibin de sınırlarını zorlayarak hareket ettim. Örneğin daha onlar hazırlıklarını tamamlamadan çekime başlıyordum. Çekimlere neredeyse bir panik duygusu hâkimdi. Ve kameranın bu tahakkümünün işe yaradığını düşünüyorum. 

Sanki Blonde’un Marilyn Monroe’sunun da hayatı boyunca kameraların tahakkümü altında yaşadığını hissediyoruz. Yarattığınız karakter, iradesi elinden alınmış, pasif ve kendi hayatı karşısında seyirci kalan trajik bir figürü anımsatıyor. 

Karakterimin pasif olduğu fikrine katılmıyorum. O sadece etrafındaki insanlardan çok daha farklı şeylere ilgi gösteriyor ve önem veriyor. Onun başkaları tarafından ilgi görmeye ihtiyaç duyduğunu, birinin onu kurtarmasını beklediğini düşünüyorum. Ve hayatındaki her insanla bunun pazarlığını yapıyor. Kendisini, travmaya maruz kalmış o çocuğu kurtarmak istiyor. Çocukluk dönemindeki karşılanmamış ihtiyaçları onun için çok önemli. O kadar kırılgan bir benliğe sahip ki, karşılaştığı her durumu atlatmaya çalışıyor yalnızca. Tüm hayatı sevgi karşılığında yapılan değiş tokuşlardan ibaret. 

Marilyn Monroe’nun kurmaca anlatı içindeki karakterinin inşa sürecinden biraz daha bahsedebilir misiniz? Özellikle vurgulamak istediğiniz yahut dışarda bırakmayı tercih ettiğiniz unsurlar oldu mu?

Karakterle ilgili verdiğimiz kararlar büyük ölçüde pratik bir zemine dayanıyordu. Marilyn Monroe’nun belirgin özelliklere sahip bir kişiliği vardı ve onunla her istediğimizi yapamazdık. Örneğin hangi sahnede öfkeli olup hangi sahnelerde duygularını ifade edebileceği üzerine kafa yorduk. Oyunculuğun doğrusunu bulmaktan çok kusurlar aracılığıyla hakikata temas etmeyi hedeflemesi gerektiğini düşündüğüm için her çekimde değişikliklikler yapmaya ve Marilyn’in kişiliğine uygun bir çerçevede farklı şeyler denemeye çalıştık. 

Blonde’da son derece hassas ve kolay incinen bir insanın karakter portresini çiziyorsunuz. Bunu yaparken o insanı, yani Marilyn’i koruduğunuzu düşünüyor musunuz?

Filmin temelindeki itici güç tam da bu koruma isteği. Blonde Marilyn Monroe’ya dair yazılmış diğer her şey gibi bir kurtarma fantezisi aslında. Bunun bir kurtarma fantezisi olduğu fikrine karşı çıkanlar bile Marilyn’i benden kurtarmaya çalışıyor demektir. Kurtarma fantezilerinde bir sorun olduğu ortadadır. Çünkü sonları hep kötü biter. Blonde da bu anlamda bize bir uyarıcı hikâye anlatmaktadır. İzlediğimiz şey sadece bir filmdir ve insanın nasıl yaşaması gerektiğinin tarifini vermez.

Görüntü düzleminde formatlar arasında çok hızlı geçişler yapıyorsunuz. Siyah-beyazdan renkliye geçişler yahut farklı çerçeve oranları arasındaki gidip gelmeler seyircinin bakışını zorlayan, hattâ onu yabancılaştıran bir boyuta sahip. Bu biçimsel tercihinizin arkasında nasıl bir motivasyon vardı?

Bu formatlar doğrudan Marilyn’in fotoğraflarıyla bağlantılıydı. Şöyle düşünün: Marilyn Monroe’yla ilgili bir film çekiyorum ve kişide devamlı izlediği görüntülerle daha önce karşılaştığı hissine sebep olacak bir imgelem yaratmak istiyorum. Ve Marilyn Monroe, aklınıza gelebilecek her türlü şeyi yaptığı sayısız fotoğrafa sahip bir figür. Dolayısıyla her sahne için bu imgelemden hangi fotoğrafı çalabileceğimi düşündüm. Çünkü Google’da görsel arattığınız zaman da benzer bir yapı karşınıza çıkıyor. Renkli ve kare bir görselden, kare siyah-beyaz bir görsele geçersiniz, sonrasında geniş ekran bir fotoğrafla karşılaşırsınız. Ve bunları taradıkça o insana dair bir imge meydana getirdiğinizi fark ediyorsunuz. 

Filmde Marilyn Monroe’nun popüler kültüre iz bırakmış imgelerinden beslenen bir görsel yapı karşısında kurmaca türünün sağladığı hareket alanını özgürce kullanan bir anlatı mevcut. Görüntü ile anlatı arasındaki bu karşıtlıktan biraz bahsedebilir misiniz?

Blonde gerçekçi bir imgelem kullanan kurmaca bir film. Ancak gerçekçi bir imgelem kullanılmasının temelinde gerçeğe uygun olma arzusu değil, bu imgelemle kurulmuş ilişkilerden yararlanma isteği bulunuyor. Film zaten aşina olduğumuz ve duygusal çağrışımlara sahip bir dil kullanıyor. İmgelere dair bir film bu; bir insanın gerçekliğine ve ondan hareketle yaratılan imgeye dair bir film. Bu insan aynı zamanda o imgeleme hapsolmuş durumda ve biz bu filmle aslında o insanı imgesinden kurtarmaya çalışıyoruz. Burada amaç gerçeğe olabildiğince yakın olmak değil, imgelerin bizde yarattığı duygusal kurgularını ele almak. Çünkü dünyayı olduğu şekliyle gördüğümüze inanmıyorum. Dünyayı, yaşananlara dair kendimize anlattığımız hikâyeler aracılığıyla görüyoruz.


Blonde, Netflix’te gösterimde.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.