Şu An Okunan
‘Asteriks: Sihirli İksirin Sırrı’nın yönetmenlerinden Louis Clichy ile söyleşi

‘Asteriks: Sihirli İksirin Sırrı’nın yönetmenlerinden Louis Clichy ile söyleşi

Asteriks: Sihirli İksirin Sırrı’nın yönetmenlerinden Louis Clichy, serinin yeni filminde neden uyarlama yerine orijinal bir senaryoyla çalıştıklarını, animasyonu tercih etme sebeplerini ve Alexandre Astier ile aralarındaki işbölümünü anlatıyor.

Adını altmış yıl önce Pilote isimli dergide yayımlanan bir macerasıyla duyuran Asteriks, tüm zamanların en popüler çizgi roman kahramanlarından. René Goscinny’nin yazdığı ve Albert Uderzo’nun çizdiği Asteriks’in maceraları zaman içinde sinemaya da defalarca uyarlandı. Ufak tefek ama sihirli iksirinden bir yudum aldı mı yumruğu müthiş güçlü bu Galyalının, köylüleriyle beraber Romalıların işgaline karşı verdiği mücadele ilk kez 1967 yılında Astérix le Gaulois isimli animasyonla beyazperdeye yansıdı. 90’lı ve 2000’li yıllardaysa Asteriks’i Christian Clavier’nin, en yakın arkadaşı Obeliks’i de Gérard Depardieu’nün canlandırdığı bir dizi film çekildi. Gişede her zaman büyük başarı elde eden Asteriks filmleri günümüzde animasyon formatında devam ediyor. Alexandre Astier ve Louis Clichy’nin beraber yönettikleri Asteriks: Sihirli İksirin Sırrı (Astérix: Le Secret de la Potion Magique, 2018) orijinal bir senaryoya dayanan ikinci Asteriks filmi. Seriye yenilikçi yaklaşımlar da getiren filmi, ortak yönetmenlerinden Clichy ile, Unifrance’ın Paris’te düzenlediği Fransız Sinemasıyla Randevu etkinliği sırasında konuştuk.

Daha önce yayımlanan maceralardan uyarlanmamış bir Asteriks filmiyle karşı karşıyayız. Orijinal bir senaryoyla çalışmak istemenizin sebebi neydi?
Çizgi romanları sinemaya uyarlarken uzun metraj bir film yapabilmek adına onları çok değiştirmeniz gerekiyor. Mevcut Asteriks çizgi romanlarını ne kadar seversek sevelim, çok güçlü hikâyeleri ve kuvvetli bir dramatik yapıları olduğunu söyleyemeyiz. Günümüzün beğenilen uzun metraj animasyonlarına bakınca temelde hep güçlü bir hikâye, sağlam bir dramatik çatışma olduğunu görüyoruz. Bu nedenle bir uyarlama yapmaktansa orijinal bir senaryoyla çalışmayı tercih ettik.

Diğer yandan, ilk Asteriks macerasının yayımlanmasından bu yana altmış yıl geçti. Bu süreçte toplumda, özellikle de cinsiyet temsilleri açısından çok şey değişti. Bu bağlamda da daha modern bir hikâye yazmak istedik.

Finaline bakınca filmin bir nevi feminist bir söylemi var da diyebiliriz.
Eski Asteriks filmlerinin erkeklik ve kadınlıkla ilgili algıları çeşitli klişelere dayanıyor. Özellikle kadınların cinsel cazibesiyle öne çıkan ya da pasif çizilen karakterler olduğunu görüyoruz. Orijinal bir senaryoyla çalışırken bunun dışına çıkmak istedik. Bizden sonra Asteriks filmi çekecek kişiler böyle bir yolda ilerlemek isterler mi, bilmiyorum. Fakat finalde kız karakterinin üstlendiği rolle bunun için bir açık kapı bıraktık. Birdenbire tek bir filmle Asteriks evrenindeki her şeyi yıkıp yeniden yapamazdık ama ufak da olsa bir şeyleri değiştirmek istedik.

Bu ikinci Asteriks filminiz. Her iki filmde, biçimsel olarak da yeni bir şey deniyorsunuz. Eski Asteriks filmlerinden hatırladığımız tarz yerine bilgisayar animasyonunu tercih etmişsiniz.
CGI ile çalışmak bize kamera açıları açısından çok daha büyük bir özgürlük sağladı elbette. Örneğin filmin açılış sahnesini düşünürseniz çok hareketli bir kamera ve hızlı bir kurgu var. Bunu kırk yıl önceki teknikle yapmak mümkün değildi. Eski Asteriks filmlerini ve onların kendine has dokusunu çok seviyorum. Mesela 1976 yapımı Les 12 Travaux d’Astérix’i çok severim. Hikâyesi gereği kendini tekrar eden bir yapısı vardır. Fakat aradan geçen zamanda seyirci olarak alışkanlıklarımız çok değişti. Bugün o filmin aynı şekilde yapılabileceğini düşünmüyorum.

Alexandre Astier ile aranızda nasıl bir işbölümü var? Goscinny ve Uderzo gibi biriniz biçimden, diğeriniz içerikten mi sorumlu?
Böyle de denebilir. Yaptığımız ilk Asteriks filminde Alexandre senaryoyu tek başına yazmıştı. Bu filmdeyse onun yazdığı bir hikâyeyi birlikte geliştirdik. Esas yazar yine de o ama bu filmde benim de senaryoya katkım oldu. Bu süreçte bazen çok tartıştık çünkü farklı alanlardan geliyoruz. Alexandre bir oyuncu, yönetmen ve senarist, bense hep animasyon alanındaydım. Fakat bu tartışmalar olumlu sonuç verdi diye düşünüyorum.

Daha önce Pixar’da çalıştınız. ABD’de stüdyo sistemi içinde animasyon yapmakla Avrupa’da çalışmak arasında ne gibi farklar var?
Aslında çok büyük bir fark yok. Bu filmi yaparken teknik olarak Amerika’daki animasyonlardan aşağı kalmayacak imkânlarla çalıştık. CGI yapmanın güzel bir tarafı da bu. 2D animasyonla iyi bir film yapabilmeniz için çok ama çok fazla paraya ihtiyacınız var. Oysa CGI ile çalışırken maliyet çok azalıyor. Dolayısıyla, Amerika’daki stüdyo filmlerine kıyasla daha düşük bir bütçeyle aynı kalitede bir iş çıkartabilmek çok keyifliydi.

İşin teknik kısmı bir yana, içerikle ilgili farklılıklar var diyebilirim. Sonuçta Asteriks filmlerinde bol bol içki içilir. Amerika’da, hele ki stüdyo sistemi içinde çekilen bir animasyonda buna müsaade edeceklerini sanmıyorum. Ya da Hz. İsa’yı bir espri çerçevesinde kullanmanıza… Bu açıdan bakınca daha özgür olduğumuzu söyleyebilirim.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.