Şu An Okunan
Selman Nacar ile Tereddüt Çizgisi Üzerine Söyleşi: ‘Sarmalın Hakikati’

Selman Nacar ile Tereddüt Çizgisi Üzerine Söyleşi: ‘Sarmalın Hakikati’

Selman Nacar’ın ikinci uzun metrajı Tereddüt Çizgisi, bir cinayet davasının karar duruşmasının görüldüğü güne götürüyor seyircisini. Tek günlük bir hikâyeden farklı boyutlara uzanan filmi yönetmen Selman Nacar’la konuştuk.

Söyleşi: Ekrem Buğra Büte

İlk uzun metrajı İki Şafak Arasında‘yla (2021) adını duyuran Selman Nacar‘ın ikinci filmi Tereddüt Çizgisi (2023), dünya prömiyerini Venedik’in Orizzonti bölümünde yaptı. Ardından çeşitli festivalleri dolaşan ve son olarak 43. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ve FIPRESCI ödüllerini kazanan film şu sıralar sinema salonlarında seyirciyle buluşmaya devam ediyor. Tülin Özen‘in başrolünde yer aldığı filmde merkezî konuma sahip Canan karakterinin bir gününe odaklanan film yaşanan bir cinayet ve ardından görülen dava üzerinden Türkiye’nin hukuk sistemine dair çarpıcı bir söz söylüyor. Öte yandan karakterinin içerisine düştüğü ahlaki açmazı da hikâyenin temel bir parçası yaparak ‘tereddüt’ mefhumunu anlam dünyasının merkezine yerleştiriyor. Yönetmen Selman Nacar’la filmin ortaya çıkış biçimini, yapım koşullarını, şehir temsiliyetini ve biçimsel tercihlerini konuştuk.

Selman Nacar ve Tülin Özen, Tereddüt Çizgisi setinde.

Filmin fikri nasıl ortaya çıktı? İlk çıkış noktanızdan bahsederek başlayalım mı?

Hiçbir özel alana yer verilmeyen, sadece kamusal alanların olduğu ve bir karakterin bu mekânların duygusuyla karşılaşmasını takip ettiğimiz bir film yapma fikrini uzun zamandır düşünüyordum. Bu yüzden Tereddüt Çizgisi’nde hastane, cezaevi, postane gibi lokasyonlarda geçen ve en önemlisi mahkeme salonunu filmin merkezine alan bir yapı bana her zaman ilgi duyduğum suç, adalet, ceza gibi kavramları doğrudan tartışma imkânı sağladı.

Tereddüt Çizgisi, ilk filminiz İki Şafak Arasında’yla birçok ortak özellik taşıyor. İki filmde de tek günlük bir sürede Uşak’ta geçen hikâyeler izliyoruz. Bu iki filmin aynı evrene ait olduğunu söylemek mümkün mü?

İlk filmim İki Şafak Arasında’da olduğu gibi sıkışık bir zaman kullanımını Canan’ın ruhunun derinliklerine doğrudan inebilmek için bir fırsat olarak gördüm çünkü insan ahlaki bir soruyla karşılaştığında çeşitli entelektüel, analitik, rasyonel cevaplar geliştirebilse de kişisel bir durum içerisinde zamana karşı bir cevap vermesi gerekince insanın kendi özüne dair refleksleri ortaya çıkartması daha muhtemel.

Tabii sadece zaman kullanımı değil, bahsettiğiniz birçok sebepten dolayı da iki filmin aynı evrende geçtiğini söyleyebiliriz. Zaten başından beri böyle tasarladım, bu yüzden de Erdem Şenocak’ın oynadığı Avukat Yasin karakterine bu filmde de yer verdim. Hatta İki Şafak Arasında’nın geçtiği günle, Tereddüt Çizgisi’nde mahkemeye konu olan olayın geçtiği gün aynı. Bunun gibi hemen dikkat çekmeyecek başka detaylar da mevcut.

İki filminizi de Uşak’ta ve Uşak’ın toplumsal dinamikleri etrafında kurgulamanız sinemamızda çok alışık olmadığımız bir noktayı konuşmayı mümkün kılıyor. İstanbul’un ve kırsalın arasında, orta ölçekteki şehirlerin dinamiğine bakmaya çok da alışkın değil sinema izleyicisi. Bu tercihinizin sebeplerinden konuşalım mı biraz, hem yapım hem de içerik bakımından?

Bir defa en başından beri hikâyenin arka planındaki ilişki ve güç dinamiklerinin küçük bir şehre daha uygun olduğunu düşünüyordum. Ancak, sinemamızda İstanbul dışının sadece ismini bilmediğimiz kırsaldaki köylerden ibaretmiş gibi algılanmasından da sıkılmıştım. Ayrıca Türkiye’nin aslında büyük bir yüzdesinin ne çok büyük kentlerden ne de köylerden oluştuğunu düşünürsek bu durum temsiliyet açısından da komik. Bu yüzden de filmi bilinçli bir şekilde Uşak’ta çektim. Uşak’ın arada kalmış hâli de beni heyecanlandırdı. İnsanların İzmir-Ankara yolu arasında durmayıp yanından geçtiği ama yolculuk hâlinde belki “Acaba burada insanlar ne yapıyor” diye merak ettiği bir yere odaklanmak istedim.

Filmin senaryo kurgusunda iki temel akış takip ediyorsunuz. Canan üzerinden birleşen, biri özel biri iş hayatını işaret eden iki paralel hikâye söz konusu. Bu hikâye yapısından bahsetmek ister misiniz biraz? Böyle bir yapı neleri mümkün kılıyor sizce?

En başından beri bu hikâyede takip ettiğimiz iki ana meseleyi de derinlemesine ele alıp bunların birbiri içine nasıl geçtiğini ve karmaşık bir hâle geldiğini anlatmak istiyordum çünkü aklımız ve kalbimiz, mesleğimiz ve özel hayatımız, ihtiyaçlarımız ve arzularımız birbiriyle çarpıştığında ortaya daha hakiki bir şeyin çıktığına inanıyorum. Bu yüzden hangi hikâye ile başlayıp ne zaman diğerine geçeceğiz, sahnelerin doğru ritim ve akışı nedir gibi sorular üzerine çok düşündüm. Filmin bir noktasında bu hikâyeler birbirine bağlanıyor ancak paralel olarak akarken bile dolaylı bir şekilde birbirlerine etki etsinler istiyordum. Yani bir hikâye olmadan diğeri var olamaz, ya da yaşanan hiçbir olay o şekilde gerçekleşemez gibi. Bu yüzden görünmez bir iple birbirine sarmal bir şekilde bağlamaya çalıştım bu iki hikâyeyi.

Yargının, hukukun işlevi uzunca bir süredir ülke gündeminin en can alıcı meselelerinden biri. Tereddüt Çizgisi’nde de sistemin makul biçimde işlemesi için ısrar eden bir avukatı takip ediyoruz. Hukuk eğitimi almış biri de olarak sizin için Canan’ın mücadelesini takip etmek nasıl bir anlam taşıyor?

Ben eğer parçası olduğumuz, içinde yaşadığımız sistem yozlaştıysa, bireysel bir şekilde buna bir çözüm bulunabileceğine inanmıyorum. Birey ne kadar iyi olursa olsun o da bu sistemin içinde çürümeye mahkûmdur. Zaten filmlerimde de bunun imkânsızlığını anlatıyorum.

Selman Nacar ve Tülin Özen, Tereddüt Çizgisi setinde.

Tereddüt filmin adından başlayarak temel bir anahtar görevi görüyor filmde. Canan’ın yaşadığı tereddütler onu tipik, sorgulanmaz bir karakter olmaktan çıkarıyor. Filmi de Canan’ın pirüpak kahramanlığından çok ahlaki açmazlarıyla ilgili yapıyor. Öte yandan Canan’ın bu davayı kendi güvenliği pahasına sahiplendiğini de görüyoruz. Sizce Canan bu davaya nasıl bakıyor?

Bazen insan böyle soruların tek bir cevabı olmasını diliyor, ancak hayatta bu hiçbir zaman mümkün olmuyor. Canan’ın da aslında Musa’yı sahiplenmesinin vicdanıyla, sistemin nasıl işlediğini görmesiyle, gerçekleştiremediği annesini kurtarma arzusunun bu olaya yansımasıyla, yani birçok meseleyle ilişkisi var. Tabii bir taraftan Canan’ın kabul etmediği ama etrafındaki insanların yakıştırmaları var, para gibi hırs gibi… Eğer Canan’ın tek bir motivasyonu olsaydı bu karakteri yüzeyselleştirirdi diye düşünüyorum ve belki de gerçekten uzaklaştırırdı.

Oyuncu tercihlerinden de söz edelim mi? Tülin Özen filmin neredeyse bütün planlarına hâkim olacak bir performans hacmine sahip. Başrolde kendisiyle çalışmak size ve filme nasıl katkılar sağladı?

Filmin hikâyesini yazmaya başladığımdan beri durum hep böyleydi. O yüzden de Canan’ı kimin oynayacağı çok önemli bir soru hâline geldi. Benim için bir karakteri oyuncuya emanet etmek kolay bir an değildir. Üzerine çok düşünürüm, denemeler yaparım. Tülin’le birlikte çalışmaya karar vermeden önce birçok defa hem sohbet ettik, karakter ve hikâye üzerine konuştuk hem de bazı sahneleri çalıştık. Tabii ki Tülin’i çok önceden beri tanıyıp harika bir oyuncu olduğunu biliyordum. Bu süreçte muazzam bir insan olduğunu da öğrendim. Ancak, benim için en kıymetlisi Tülin’in yaklaşımının Canan karakterinin o çok katmanlı yapısına uyumuydu. Böylelikle birlikte derinlikli bir karakter oluşturabildik diye düşünüyorum. Ayrıca, Tülin’le çok uzun bir çalışma döneminden geçtik ve yol arkadaşlığımız hâlâ devam ediyor. Böyle bir uyumumuz olmasaydı böyle bir sonuç çıkması da mümkün olmazdı muhtemelen.

Görüntü yönetiminde ilk filminizde olduğu gibi Romanyalı görüntü yönetmeni Tudor Vladimir Panduru’nun ismini görüyoruz. Genelde iç mekânların ve diken üstünde bir atmosferin sürdüğü filmin hem dinamik hem akışkan bir üsluba erişmesi için nasıl tercihler yaptınız?

Tudor’la kamera hareketlerinden daha çok her görselin hissettirmesini istediğimiz duyguları konuştuk. Ayrıca takip ettiğimiz bazı izlekler vardı. Mesela Canan sokakta olduğunda bile her an bir şey olabilir gibi hissettiren bir tedirginlik meselesi kadrajda olmalıydı. Kamera nasıl filmin başından sonuna kadar Canan’la olur ama bir taraftan da etrafında olup biten detayları kaçırmayız gibi. Bu yüzden teknik açıdan bir shotlist yapmaktansa hislerimize bakıp o an neyle ilgili sorusunu cevaplamaya çalıştık. Ben monitör başında sahneyi izlerken de hep buna bakarım ve iç sesime genelde güvenirim. Film yapmak benim için teknik bir uğraştan ziyade o andaki duygu dünyasıyla ilgili oluyor birçok anlamda…

Sanat yönetimi de özellikle sormak istediğim konulardan biri. İstanbul Film Festivali’ndeki gösterimin ardından filmdeki adliyenin sıfırdan yapıldığını söylemiştiniz. Filmin yapısını düşünürsek bu oldukça belirleyici bir yöntem olmalı. Bu süreç nasıl gelişti?

Buna aslında bir anlamda da mecburduk çünkü adliyelerde çekim izni almak en azından bizim açımızdan imkânsızdı. Bazı platolarda mahkeme salonları var ancak onların çok plastik bir dokusu olduğu için benim istediğim görsel evrenden çok uzaktalar. Bu yüzden mahkeme salonunu inşa etmeye karar verdiğimizde, bunun türlü zorlukları bir yana filmin çok uzun sahneler barındıran mekânını istediğimiz gibi tasarlama imkânı bulduk. Yapım tasarımcımız Meral Aktan ile mahkemelere gidip incelemeler yaptık. İstediğim şey o mahkeme hissini, görüntüsünü, kokusunu eğip bükmeden ama sinematografik açıdan da filme uyumlu bir şekilde beyazperdeye aktarabilmekti. Bunun için de en ince detaylara kadar çalıştık.

Tereddüt Çizgisi dünya prömiyerini Venedik’te yaptı ve ardından çeşitli festivallerin ardından geçtiğimiz ay Türkiyeli izleyiciyle de buluşmaya başladı. Filmin dokunduğu meseleler açısından da düşünürsek seyircinin tepkileri nasıl farklılıklar gösteriyor merak ediyorum.

Hem meselelerinden hem de sorular soran yapısından dolayı seyirciyi konuşturan bir film olduğunu söyleyebilirim Tereddüt Çizgisi‘nin. Bunu hem yurtdışında hem Türkiye’de katıldığım birçok soru-cevaplı gösterimde gözlemledim. Bu noktada ilgimi çeken durumlardan birisi de insanların aslında iç dünyasını açık ederek filmi yorumladığını görmek. Film bu noktada neredeyse izleyiciye bir ayna tutuyormuş gibi hissediyorum.


Tereddüt Çizgisi‘nin Başka Sinema salonlarındaki gösterimlerine dair detaylı bilgi edinmek için tıklayın.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.