Şu An Okunan
Senin Adın: Kaderin Kırmızı İpi

Senin Adın: Kaderin Kırmızı İpi

Senin Adın, Your Name

Senin Adın, Makoto Shinkai’nin ustalık işlerinden biri. Sevenlerinin Hayao Miyazaki’nin tahtına aday gösterdiği bu genç yönetmen kırmızı bir iple bağladığı iki gencin hikâyesini anlatırken; Japonya’da yaşanan felaketlerin yarasını umutla sarıyor.

Merve Çay


Bu yazı, Altyazı’nın Eylül 2017 tarihli 175. sayısında yayımlanmıştır.


Bu yazı, filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.


Makoto Shinkai’nin pek çok festivalden ödülle dönen ve Japonya’da rekordan rekora koşan anime filmi Senin Adın (Kimi no Na Wa.) yönetmenin giderek ustalaştığının bir göstergesi. İlk eserlerinden itibaren büyük bir potansiyele sahip olduğunu hissettiren Shinkai’nin, bu filmiyle usta yönetmen Hayao Miyazaki’nin tahtının varisi olarak gösterilmesi de boşuna değil.

Senin Adın –yönetmenin hem kısa hem de uzun metraj animelerinden alışık olduğumuz üzere– iki farklı dünya seriyor gözlerimizin önüne. Nabız gibi atan modern Tokyo, damar gibi şehri saran trenleri, gökyüzüne yükselen gökdelenleri ve insan kalabalığıyla bir keşmekeşi değil, büyülü bir güzelliği betimliyor. Geleneksel öğelerle bezeli taşra kasabasıysa doğanın ritmini takip eden, sakin bir kırsal yaşamı karşımıza çıkarıyor. Kendi dünyalarında yaşayan, içlerindeki uzaklık ve kayıp duygusunu aşmaya, bir bağ kurmaya çalışan karakterler de Shinkai’nin hüzün dolu ve (duygular söz konusu olduğunda) gerçekçi anlatımının temelini oluşturuyor. Her zamanki gibi de bu gerçekçilik, masalsı ve pastel tonlu arka planlarla dengeleniyor. Fakat Senin Adın’ı yönetmenin diğer işlerinden ayıran büyük farklılıklar var.

Filmin başında taşrada liseye giden ve Tokyo hayalleri kuran Mitsuha Miyamizu adlı genç kızla tanışıyoruz. Kasabanın dinî ritüellerini sürdüren köklü bir aileden gelen ve gelenekleri devam ettirmesi beklenen ama kendi dünyasında sıkışıp kalmış biri Mitsuha. Hayatına dair tek isteğini, yüzünü kasabaya dönüp haykırarak dile getiriyor ve Tokyo’da yaşayan bir erkek olmak istediğini söylüyor. Taki Tachibana ise Tokyo’da hem okul hem de yarı zamanlı işinden başını kaşıyacak vakit bulamadan yaşayan, ileride mimar olmanın hayalini kuran genç bir erkek.

Farklı iki dünyanın içine doğmuş bu iki genç, bir sabah uyandıklarında kendilerini bambaşka odalarda, bambaşka şehirlerde buluyor. Bir rüyanın içindeymiş gibi gününü gün eden Mitsuha, Taki’nin bedeninde büyük şehir özlemini dindirirken; Taki, Mitsuha’nın küçük kasabasında genç kızın bedeninde gözlerini açıveriyor.

Boynuz Kulağı Geçiyor

Yönetmen Shinkai’nin en büyük başarılarından biri, çizdiği arka planlarda gündelik yaşamın peçesini indirmesi ve yaşadığımız dünyayı dokunaklı, insanın içine işleyen kareler hâline getirmesi. İstisnasız her filminde karşılaştığımız bu masalsı dünya betimlemelerinin çok beğenildiği ve yönetmenin en çok da bu sebeple Miyazaki’ye benzetildiği bir gerçek. Fakat genç yönetmenin en zayıf noktası, arka planlardaki detay zenginliğini karakter çizimlerine yansıtamaması. Karakter tasarımı başlı başına bir iştir animasyonda. Daha durgun arka planların önünde karakterlerin mimik ve hareketleri, özellikle de onlara biçilen rolleri inandırıcı kılacak şekilde çizilmeleri animelerin en önem verilen kalemlerinden biridir. Makoto Shinkai en baştan beri animelerini tek tabanca hazırladığından, özellikle de uzun metraj filmlerinde tüm bu iş yükünün altında eziliyordu. Fakat bu filmde Mitsuha ve Taki’nin bedenleri değişince beden dillerinin de değişmesi, hikâyede karakterlerin başarıyla oluşturulmasının ötesinde başarıyla çizildiğini de gösteriyor. İzleyici sadece Mitsuha’nın aksanını Taki’nin sesiyle duymanın ötesine geçiyor; oturuşlarından yürüyüşlerine hatta ellerini kullanışlarına kadar Taki’nin içinde bir kadın, Mitsuha’nın içinde bir erkek olduğunu anlıyor. Bu değişimi yönetmenin artık kendi kurduğu bir ekiple çalışmasına borçluyuz. Freelance çalışan genç animatörlerden oluşan bu ekip, özellikle Ghibli’den ayrılanların da toplanma noktası olmuş. Sadece karakter tasarımları değil, gölgelendirmeler hattâ uçuşan toz taneciklerinin ışıkta parlaması gibi pek çok detay bu filmde yetenekli bir ekibin çalıştığını belli ediyor. Ustaların elinde pişen bu gençler, bize Ghibli sonrası anime sektöründe boynuzun kulağı geçeceği sinyalini de veriyor. Bizim gibi Ghibli özlemi çekenler de kendilerine sığınacak yeni limanlar buluyor bu sayede.

Senin Adın, Your Name

Shinkai’nin gelişim gösterdiği tek konu bu değil elbette. Auteur yönetmen olarak da ilerleme kaydetmiş. Önceki animelerinde hikâyeler tek katmanda ilerlerken Senin Adın’da katmanlar üst üste biniyor.

İlk katman 2014’te düşmüş Shinkai’nin aklına. Omo no Komachi’nin bir şiiri filmin üst anlatısını oluşturmuş: “Onu düşündüm uykudan önce / Geldi girdi düşüme / Bilseydim düş olduğunu / Kalırdım ben o düşte” diyor şair. Animeye neredeyse “Bilseydim düş olduğunu…” ismini koyacağını da düşününce, genç yönetmenin şiirdeki kadının düşünden uyanıp sevgilisinin artık yanında olmadığını anladığında hissettiği üzüntüden ne kadar etkilendiği anlaşılıyor. Taki ve Mitsuha da, boşuna değil, farklı bedenlerle bir düşte yürüdüklerini zannediyorlar. Filmin sonlarında, alacakaranlığın o büyülü ânında ilk kez yüz yüze geldiklerinde şairin üzüntüsünü bizlere de hissettiriyor Shinkai. Aralarındaki bağın kopmasının ardından “Senin adın!..” diye seslenen Taki ile Mitsuha’nın üzüntüleri halet-i ruhiyemizi etkisi altına alıyor. Ama filmin başında kaderin kırmızı ipiyle bağlandığı apaçık ortaya serilen Taki ve Mitsuha’nın devam eden hikâyesinde hüzün, yerini zamanla umuda bırakıyor.

Kaderin Kırmızı İpi: Musubi

Çin mitolojisinde, tanrıların insanları kırmızı bir iple ruh eşlerine ya da yardım edecekleri insanlara, zaman ve mekândan bağımsız olarak bağladığına dair bir inanış var. Nikâh yüzüklerimizi kırmızı bir kurdeleyle bağlamamız ya da kaderimizin yazılı olduğunu düşünmemiz gibi şeyler bizim kültürümüzde de benzer inançlar olduğunun bir göstergesi. Ama Japonya’da, yazılan bu ‘tekst’in (metin) örümcek ağı gibi birbirine geçtiğine, bir örgü oluşturduğuna inanılıyor. Latince ‘textus’ kökünün bağlamak ve örmekten gelmesi, harflerin peşi sıra birbirine eklenip anlam kazanması gibi; Mitsuha ve Taki de, ikisi arasındaki bu tanrısal bağ sayesinde birbirlerini tanıyor ve hayatlarına anlam katıyorlar. ‘Bağ kurma’nın yani Japonca ‘Musubi’nin izini, Japon mitolojisinde dünyanın yaradılışı mitine kadar sürebiliyorsunuz. Musubi aynı zamanda Şinto’daki evlilik tanrısının, insanları kaderin kırmızı ipiyle bağlayan tanrının da ismi.

“Musubi” diye açıklıyor Mitsuha’nın büyükannesi, “yerel tanrıyı çağırmanın bir yoludur. Bir ipi bağlamak Musubi’dir, insanları bağlamak Musubi’dir. Hepsi tanrının kudreti sayesindedir. Ördüğümüz ipler tanrının sanatıdır ve zamanın akışını temsil eder. Birbirlerine yaklaşıp şekillenirler, kimi zaman karışır, düğümlenir kimi zaman çözülür ve kopabilirler ama tekrar bağlanırlar birbirlerine. Musubi örgüsü budur. Zamanın ta kendisidir.”

Musubi’nin görsel yansımalarını sadece kaderin kırmızı ipinde yani Mitsuha’nın kırmızı saç kurdelesinde değil, film boyunca pek çok kez açılıp kapanan kapılarda ve karşımıza çıkan köprülerde de görüyoruz. Hem ayıran hem de birbirine bağlayan öğeler, tıpkı Tiamat kuyrukluyıldızı gibi, Taki ve Mitsuha’nın arasındaki ilişkiyi temsil ediyor. Ne var ki bu bağ bir gün kesiliyor ve birbirine yakınlaşmış iki karakterin beden değiştirmesi Tiamat kuyrukluyıldızının ikiye ayrılmasıyla aniden duruyor.

Yıkılan Köprüleri Tekrar İnşa Etmek

Tiamat kuyrukluyıldızının bölünmesi paralel dünyalarda, farklı zamanlarda yaşayan Taki ve Mitsuha’nın kopuşunu da vurguluyor. Taki yaşadığı bu garip deneyimin sona ermesiyle sorular sormaya başladığında, Mitsuha’nın kasabasının üç sene önce Tiamat’tan kopan bir parçayla yok olduğunu öğreniyor. Shinkai’nin hikâyesinde ikinci katmanı oluşturan da bu büyük felaket oluyor.

Tiamat kuyrukluyıldızı ilk kez gelmiyor aslında dünyaya. Bundan 1200 yıl önce Mitsuha’nın kasabasının coğrafi olarak şekillenmesinin nedeni de aynı kuyrukluyıldızdan kopan bir başka parça. Zamanında kasabanın atlattığı büyük bir yangın eski metinleri yok etse de günümüze kadar yaşatılan ritüeller aslında ilk felaketin sözsüz birer anlatımına dönüşmüş. Mitsuha’nın kardeşiyle gerçekleştirdiği ve tanrılara sake hazırlamalarıyla biten dans ritüeli işte bu ilk kuyrukluyıldızın geçişinde yaşananları anlatıyor.

Taki sorularının cevabını kasabaya yaptığı yolculukta buluyor. Bu yolculuk köprülerin tekrar inşa edilmesinin de başlangıcını oluşturuyor. Musubi’nin mabedinde duran Mitsuha’nın hazırladığı sake bu tanrısal bağın yeniden kurulmasını, zaman ve mekânın bir anlamda yırtılmasını sağlıyor. Tiamat’ın ikiye ayrıldığı geceyi tekrar yaşama ve tüm kasabayı kurtarma olasılığı, tanrı Musubi’nin bağladığı bu iki gencin omuzlarına yükleniyor.

Senin Adın, Your Name

Japonya çok büyük felaketler atlatmış bir ülke. Senin Adın’daki Tiamat felaketi de Japonya’nın 2011’de atlattığı depremin bir izdüşümü aslında. Deprem ve sonrasında yaşananlar yönetmeni çok etkilemiş. “Gerçekten de mucizevi bir şey yapmak istedim. Kurmaca da olsa, yalan da olsa insanların umuda ihtiyacı var” diyordu bir röportajında.

Yazdığı hikâyede de umudu kaderin kırmızı ipiyle –yani Musubi’yle– insanların yüreğine ilmek ilmek örüyor Shinkai. Çünkü Musubi bir yandan ruh eşini ve kaderin kırmızı ipini temsil ederken bir yandan da yaşam gücünü, doğumu, doğumun yanında getirdiği sınırsız potansiyeli temsil ediyor Japon mitolojisinde.

Senin Adın’ın büyük başarısı da hikâyenin aşıladığı bu umutta yatıyor. Basit bir “oğlan kızla tanışır” hikâyesinin ötesine geçiyor böylece. Romantik komedi gibi başlayan film felaketin gölgesi altında giderek kararıyor. Yaşam gücünün temsili Musubi’nin mucizesi de hüzünlü biten tüm Shinkai animelerinin aksine umutla dolmamızı sağlıyor. İlk defa Senin Adın’da bu kadar karmaşık bir hikâye ören Shinkai, iç içe geçen katmanlara Miyazaki’den aşina olduğumuz modern ve gelenekselin birlikte işlenmesini de ekliyor. Sadece Mitsuha ve Taki’nin yaşadıkları şehirler üzerinden de vurgulanmıyor bu birliktelik. Zamanın akışı hem geleneksel Kumihimo (renkli ipek iplerle örgü sanatı) üzerinden hem de Everett’ın paralel evrenler teorisi üzerinden anlatılıyor.

Bu kadar çok öğeyi Senin Adın’da bir araya getirebilmesi ve önceki animelerinde görülen eksiklerin pek çoğunu gidermesi, ileride Shinkai’den çok şey bekleyebileceğimizi de gösteriyor.


Senin Adın, MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.