Şu An Okunan
Skywalker’ın Yükselişi: Bir Hayal Kırıklığı

Skywalker’ın Yükselişi: Bir Hayal Kırıklığı

Risk almaktan çekinen, sırtını bütünüyle nostaljiye dayayan Skywalker’ın Yükselişi, yeni Star Wars üçlemesini hayal kırıklığıyla tamamlıyor.

George Lucas’ın yarattığı Star Wars evreni, Disney’in kontrolüne girdiği andan ve işin başına J.J. Abrams geçtiğinden beri tartışılmaktaydı ve 2015’te başlayan yeni serinin final bölümüyle birlikte bu tartışmanın daha da büyüyeceği tahmin ediliyordu. Eleştirmenlerden geçer not alan ama serinin hayranlarının büyük tepkisiyle karşılaşan son üçlemenin ilk iki filminden sonra Star Wars: Skywalker’ın Yükselişi (Star Wars: The Rise of Skywalker, 2019) büyük merak uyandırıyordu. Yurtdışında çıkan ilk eleştirilerden sonra merak yerini biraz daha endişeye bırakmıştı ve maalesef endişeli bekleyiş de hayal kırıklığıyla son buldu.

Bu hayal kırıklığının nedenleri bariz aslında. Yeni karakterlerle Star Wars evrenini genişleten ilk film Güç Uyanıyor (The Force Awakens, 2015) hikâye kurulumuyla, üçlemeyi besleyecek denli güçlü çatışmalarıyla ve yeni dünya tasarımlarıyla etkileyici bir giriş yapmıştı yeni seriye. J.J. Abrams’ın yönettiği film dur durak bilmeyen aksiyon sahneleri, hiç aksamayan ritmi ve orijinal üçlemeyi referans alan senaryo matematiğiyle Star Wars evreninin en iyi parçalarından biri olmuştu. Ardından gelen ikinci film Son Jedi (The Last Jedi, 2017) ise Star Wars mitini yıkan kimi tercihleriyle büyük tepki toplamış ve bunun üzerine yönetmen Rian Johnson seriden uzaklaştırılmıştı.

Skywalker’ın Yükselişi’nin bu tepkilerin fazlasıyla etkisinde kaldığını anlamak zor değil. Efsaneye saygı duyduğunun altını çizen, nostaljiye yaslanan, riskten uzak duran tercihleriyle elindeki malzemeyi sıraya dizip hikâyeleri kapatmakla ilgilenen bir seri finali var karşımızda. Seriden bağımsız bir film olarak ise dramatik yapısındaki sorunlar fazlasıyla göze çarpıyor. ‘Kahramanın yolculuğu’ şablonun en önemli örneklerinden biri olarak gösterilen Lucas’ın orijinal serisinin aksine Skywalker’ın Yükselişi, karakter gelişimi konusunda sınıfta kalıyor. İki ana karakter Rey ile Kylo Ren’in dönüşümünün bu son perdesindeki aşamalar o kadar hızlı ve arka arkaya gerçekleşen olaylar silsilesine bağlı olarak yaşanıyor ki sadece duygusunu değil çatışma unsurlarını da kaybediyor. Karakter dönüşümünün odağındaki ikilemler bir süre sonra işlevini yitirirken Rey’in ve Kylo Ren’in seçimleri de derinlemesine işlenemeden sadece hikâyenin ilerlemesini sağlayan tercihler olarak kalıyor. Dramatik yapıdaki sorunlar nedeniyle Kylo Ren’in ikilemleri; öfkesi ve geçmişi arasında gidip gelen duyguları, gücün karanlık tarafıyla olan bağı son filmde fazlasıyla hızlı çözülüyor. Benzer şekilde Rey’in geçmişini, geleceğini ve kimliğini arama hikâyesi de son derece heyecansız bir yolculuğa dönüşüyor. Bu sorunları ikinci film Son Jedi’ı da dâhil ederek tartışmak gerekiyor çünkü Skywalker’ın Yükselişi’nin elindeki malzeme iki saatlik bir film için fazla. Final bölümüne saklanan bazı sürprizler bu film yerine serinin ikinci filmine dâhil edilmiş olsa bazı sorunların ortadan kaldırılabileceğini düşünmek mümkün. Keza düz bir hat üzerine inşa edilen hikâye ve paralel kurguya imkân tanımayan tercihler de malzemenin dengeli bir şekilde işlenememesinin nedenleri arasında.

Gücün iki tarafında yer alan iki ana karakterin dönüşümündeki büyük sorunlar dışında Poe ile Finn’in işlevleri de son filmle birlikte tartışılır hâle geliyor. Bu iki karakterin, özellikle de Finn’in Son Jedi’daki yolculuğunda büyük kırılmalar yaşanmadığı ve zayıf yan hikâyelerden beslendiği için final bölümünde iki karakter de güçlü iç çatışmalardan yoksun bir şekilde serüvenin cılız parçaları olarak rollerini tamamlamış oluyor. Rey ile Finn arasındaki çatışmaya hikâyede yer olmadığı; Rey, Finn ve Poe arasındaki dostluk da büyük bir sınava tabii tutulmadığı için iki buçuk saatin hiçbir ânında bu karakterler arasındaki duygu geçişleri işlemiyor.

İlk filmde Han Solo’yu feda eden hikâyenin Skywalker’ın Yükselişi’nde geldiği nokta ise ‘kimseye kıyamamak’ oluyor. Star Wars evreninde dramatik sahnelerle kaybedilen önemli karakterleri düşündüğümüzde Skywalker’ın Yükselişi’nin –Prenses Leia’ya zoraki vedası dışında– kazasız belasız atlatılan hikâye tercihleri daha da göze batıyor. Dahası, hiçbir sahnede herhangi bir alternatife alan açabilecek bir malzeme olmaması, her şeyin beklendiği gibi gerçekleşmesi ve karakterlerin yolculuğunun “bu hikâye de böyle bitti” duygusuyla tamamlanması asıl hayal kırıklığı olsa gerek.

J.J. ABRAMS ve KÖTÜ FİNALLER
J.J. Abrams’ın iyi başlangıçları kötü finallerle sonlandırması kuralı bir kez daha hayata geçti diyebiliriz. Bunda efsaneye sıkı sıkıya bağlılık, malzemenin iyi kullanılamaması ve riskten uzak tercihler kadar senaryoda yapılan bir değişiklikten de bahsetmeliyiz. Orijinal serinin senaristlerinden Lawrence Kasdan’ın Güç Uyanıyor’un senaryo ekibinde yer alması, filmle Lucas’ın serisi arasında güçlü bağlar kurulmasını sağlamanın yanı sıra, yeni seriye de güçlü bir başlangıç yapılmasını mümkün kılmıştı. Buradaysa Abrams, Argo’yla (2012) Oscar kazanan ama DC’nin süper kahraman filmleri Batman v Superman: Adaletin Şafağı (Batman v Superman: Dawn of Justice, 2016) ve Justice League: Adalet Birliği’nde (Justice League, 2017) kötü bir sınav veren Chris Terrio’yla çalışmayı seçerek aslında stüdyonun da sözünün geçeceği ve risk almayacağı bir tercihte bulunmuş, böylece kötü finallerine bir yenisini eklemiş oldu. Abrams için Star Wars risk almak için belki doğru bir seri değildi fakat kahraman mitine güncel referanslarla yeni bir yorum getirerek başladığı serüveni nostaljiye sımsıkı sarılarak bitirmesi, nereden bakarsak bakalım üzücü.

Altyazı’da ayrıca:

Star Wars Evrenini Tanıma Rehberi

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.