Çıplak Silah: Parodiyi Tanımlamak
Parodi, kolay tanınan lakin zor tanımlanan bir tür. Yeni Çıplak Silah filmi, ele avuca sığmayan ve ölmeye yüz tutmuş parodi türünün geri dönüşünü müjdeliyor.
Tanju Baran
Şüphesiz ki bir parodi filmini göstermek, onu tanımlamaktan çok daha kolaydır. Bir filmin parodi olduğunu anlamak için bütününe bakmaya bile gerek yoktur, çoğu zaman tek bir sahne yeterlidir. Gümüş Eyerler’in (Blazing Saddles, 1974) final düzlüğüne giderken, kasabaya saldıran atlılar hiçliğin ortasında bir paralı geçiş noktasıyla karşılaştığında; Çıplak Silah 3’ün (Naked Gun 33⅓: The Final Insult, 1994) açılış sahnesinde, tren garının merdivenlerinden birbiri ardına bebek arabaları inmeye başladığında karşınızdaki filmin bir parodi olduğunu şıp diye anlarsınız. Ama parodiyi tanımlamak çok zordur. Bunun sebebi parodinin çağımıza uygun, postmodern, yeni bir tür olması veyahut içinde yaşadığımız mutasyona uğramış çağı en iyi yansıtan araca dönüşmesi değildir. Tam aksine, bir sinema türü olarak parodi nerdeyse sinema tarihiyle yaşıttır. Mack Sennett, daha 1910’larda, Amerikan sinemasının kurucu babalarından D. W. Griffith’in filmlerinin parodisini yapmıştır. Buster Keaton, Charlie Chaplin, Laurel & Hardy gibi sessiz sinema komedyenleri, başta western türünü hicveden eserleri olmak üzere, birçok parodi filme imza atmıştır. Evet, parodi türü sinemayla yaşıttır ama kökleri daha eskiye dayanmaktadır. Parodi, dış bir kaynaktan, edebiyattan sinemaya geçmiştir. Biraz geriye gittiğimizde, 17. yüzyılda Don Kişot’la orta çağ romanslarını tersine çeviren Cervantes’in, Mel Brooks’la aynı formülü işlettiğini görürüz. Birazdan daha fazla geriye, Cervantes’ten iki bin yıl öncesine gittiğimizde Aristofanes’in Kurbağalar’da Euripides’in yazı stilini taklit ederek parodi yaptığı gerçeği karşımıza çıkar. Zaten parodi kelimesinin etimolojisi de antik çağlara dayanır: Parodi kavramı, “bir şarkıya nazire olarak söylenen gülünç şarkı” anlamındaki Yunanca “Paroidia” teriminden türetilmiştir. Şarkı/ōidḗ kelimesine gelen “para” öne eki, “karşı” ve “aleyhine” gibi anlamlar taşır ve başka bir metni taklit ederek alaya alma, hicvetme, yerme olarak görülen eserleri nitelemede kullanılır. Bugün sinemada parodi dediğimiz şey, hâlâ bu tanıma epey yakındır.
Peki, nedir parodi? Western, kara film, müzikal gibi bir sinema türü mü? Bir film yapma biçimi, bir yönetmenlik stili mi? Bir satir, hiciv, iğneleme, alay mı? (Biz sinema yazarları, aralarında nüans bulunmasına rağmen çoğu zaman eş anlam taşıyan bu tarz terimleri birbiri ardına sıralamayı severiz). Akademisyen ve teorisyen Wes D. Gehring (Film Janrı Olarak Parodi) ve Dan Harries (Film Parody) kitaplarında, parodiyi tanımlama çabasına girişirler ve parodi üzerine çalışmalar yapan birçok kuramcıdan, sinema yazarından ve parodi film üreten isimden yola çıkarak bir formül ortaya atarlar. Gelin Çıplak Silah’ı (The Naked Gun, 2025), parodinin ne olduğunu ve ne olmadığını gösteren bu formül üzerinden, madde madde konuşalım (Maddelere sadık kalmadığımı, ekleme ve çıkarma yaptığımı, aynı başlıkta ele alınan kavramları böldüğümü ve sıralamaları değiştirdiğimi belirtmem gerekir). Konuşalım çünkü öldü sanılan parodi türü dirilmek üzere ve önümüzde bizi bekleyen birçok parodi projesi var. Belki en sonda, beyhude bir çaba da olsa, kendi parodi tanımımızı yapabilecek duruma gelebiliriz.
Birincisi, parodi, izleyicinin hicvedilen konuya dair uzmanlığı olmasa bile komik olmalıdır. Aslında parodi filmleri başka bir eseri (Ateşli Silahlar!, Top Gun’ı), başka bir türü (Gümüş Eyerler, western’i), akımı (Uçak!, 70’lerdeki felaket filmlerini), bir yönetmenin tarzını (Yükseklik Korkusu, Hitchcock’u), film yapma biçimini (Silent Movie, sessiz film yapımını) veya bir oyuncunun personasını (The Cheap Detective, kara filmlerdeki Bogart’ı) taklit etme üzerine kuruludur. Bu öğelerden birini veya birkaçı alır, ters yüz eder, absürtleştirirsiniz. Filmin daha eğlenceli hâle gelmesi, izleyicinin hicvedilen konuya, filme, yönetmene ne kadar aşina olduğuyla doğru orantılıdır. Buna rağmen, izleyici hiçbir şey bilmese bile filmde eğlenebilmelidir. ZAZ ekibinin Uçak! (Airplane!) ve Çıplak Silah serisinde yaptığı en iyi şey, hiçbir ön bilgiye sahip olmayan izleyiciye dahi, deadpan oyunculuklarla ve hınzır kelime şakalarıyla olağanüstü bir eğlence sunmasıdır. Sahilde yuvarlanan çiftimizin dalgalar tarafından sürekli taciz edildiği sahnenin İnsanlar Yaşadıkça’ya (From Here to Eternity, 1953) gönderme olduğunu bilmek alınan keyfi arttırır ama hiçbir şey bilmeyen biri için bile yeterince absürt ve komik sahnedir. Yeni Çıplak Silah’ın yönetmeni ve tıpkı ZAZ ekibi bir komedi grubundan gelen Akifa Schaffer (The Lonely Island), bu konuda, tatmin edici bir sınav veriyor. Herkesin birbirine saldırdığı sahnenin Kingsman’den, hastanede iç içe dekorlarla oluşturulan sorgu sahnesinin Görevimiz Tehlike’den (Mission: Impossible) geldiğini bilmek alınan hazzı arttırsa da birçok sahne, bakir izleyiciler için bile eğlencelidir. Bu noktada orijinal serinin seviyesine yaklaşamadığını da şerh düşmek gerekiyor.

İkincisi, parodi filmleri, aynı zamanda bir eğitim aracıdır. Buradaki kasıt, toplumu eğitmek gibi “ulvi” amaç değildir, hedefe oturtulan ve hicvedilen eserler hakkında “yaratıcı eleştiri” ortaya koymaktır. Taklit etme eylemi, bir filmdeki sahnelerin yalnızca komik bir şekilde kopyalanmasından ve yeniden tasarlanmasından çok daha fazlasıdır. Genelde, parodiyi gerçekleştiren kişiler, hicvedecekleri konu hakkında derinlemesine bilgi sahibidir. Parodi öncüllerinden Mack Sennett bizzat Griffith’in yanında çalışmıştır ve onun sinemasının tüm kodlarına hakimdir. Ve genellikle bilgi, sevgiyi de beraberinde getirir. Surely You Can’t Be Serious kitabında sinema yolculuklarını anlatan ZAZ ekibi, daha Wisconsin’de lise öğrencisiyken, çok sevdikleri ve ezbere bildikleri filmlerin, yönetmenlerin, oyuncuların parodilerini yaptıklarını belirtiyorlar. (Kitapta, The Kentucky Fried Theater isimli komedi gruplarıyla yaptıkları bir parodide genç David’in, “Cecil B. De Zucker” takma adıyla yönetmen taklidi yaptığı fotoğraflar yer alır). Bilgiye ve çoğunlukla sevgiye dayalı parodi, gülerek elde edilen ve muhatabı tarafından sindirilebilir eleştirilerde bulunma olanağı yaratır. ZAZ ekibi, aslında, yaratıcı eleştiri konusunda Mel Brooks’tan veya Avrupa tipi parodi geleneğinin zirvesi Monty Python’dan ayrılmaktadır. ZAZ’ın eleştiri tonu epey düşüktür. Örneğin Mel Brooks, Gümüş Eyerler’de western türüne, ırkçılığa, prototiplere, Uzay Topları’nda (Spaceballs, 1987) “franchise fetişizmine” ve sinemanın ticaretine karşı eleştiriler ortaya koyarken, Uçak! veya Çıplak Silah serisinde saf sevgi dışında bir eleştiri bulmak çok zordur. Yeni film, bu açıdan, orijinal serinin ilerisinde konumlanıyor. Eleştiri açısından, ZAZ ekibinden ziyade, Mel Brooks filmlerine yakın duruyor. O. J. Simpson ve Frank Drebin’in pervasız eylemlerini sürekli sorgulayan amiri üzerinden yaratıcı bir eleştiri ortaya koyduklarını ileri sürebilir; Crypto.com Arena’nın adını Ponzi-scheme Arena’yla değiştirmek gibi küçük dokunuşlarla dönemin ruhuna dair eleştiriler getirdiklerini söyleyebiliriz.
Üçüncüsü, parodi filmleri, “sanat mı hayatı taklit eder, yoksa hayat mı sanatı” tartışmasının tamamen dışında konumlanır: Parodi filmlerinde sanat, sanatı taklit eder. Parodi filmleri hayata değil, doğrudan sanata ve sanat eserlerine ayna tutar. Sinema eserlerinden doğar, sinema eserleriyle sonlanırlar. Dördüncüsü, parodi modern sanatın yaptığı gibi, izleyiciyi tek bir bakış açısının sınırlamalarından uzaklaştırır ve yeni bakış açıları kazandırır. Mel Brooks, yaptığı işlere dair şöyle bir analoji kurar: “Gümüş Eyerler’in finalindeki silahlı çatışmayı, elli dansçılı bir Busby Berkeley setine taşırdığımda yaptığım şey ile Picasso’nun, bir yüzün aynı tarafına iki göz birden çizerken yaptığı şey aynıydı”. Gerçekten de parodiler, tıpkı Picasso’nun eserleri gibi, başka bakış açılarının da var olduğunu söylerler sinema seyircisine. Parodiler, izlediğiniz ve muhtemelen çok sevdiğiniz filmleri, yeni bir gözle değerlendirmenizi de mümkün kılar. ZAZ ekibi, 1950’lerin polis filmlerinden tutun da 1970’lere damga vuran felaket filmlerine kadar birçok janrın ve eserin yeni bir gözle alımlanmasını sağlamıştı. Eğer bir sinema öğrencisiyseniz, sinemayı öğrenmenin en güzel yolu, parodi filmleri izlemektir. Yeni Çıplak Silah, aynayı sadece günümüzün bilimkurgu soslu aksiyonlarına değil, doğrudan önceki Çıplak Silah filmlerine de tutuyor, onlara yeni bir gözle bakmaya davet ediyor. Çıplak Silah serisi başka filmlere dairken, yeni Çıplak Silah filmi ise, daha çok serinin önceki filmlerine dair bir film. Aynayı hayata veya başka eserlere değil, bizzat çeyrek asır önceki kendi öncüllerine tutuyor. Bu durum yeni filmi, parodi filmleri içerisinde istisnai bir yere yerleştiriyor.
Beşinci olarak, parodi ile satirin birbiriyle karıştırılmaması gerekir. Parodi ile satir çoğu zaman aynı anda kullanıldığından sıklıkla karıştırılır. Parodi, sinemanın kendi normlarıyla ilgilidir. Bir yönetmenin film yapma biçimi, bir janr veya kanonlaşmış bir seridir hedefe oturtulan (Parodiler, sinema kanonlarını yıkarak kendi kanonu kurar). Mizah, bozulan filmsel yapı üzerinden inşa edilir. Satir ise toplumsal normlarla ilgilidir, bizzat toplumu hicveder. Satirlerde alaya alınan şey insanlığın ve toplumların kusurları, tuhaflıkları, çarpık anlayışları ve binlerce yıldır biriktirdiği ananeleridir. Woody Allen, 200 Yıl Sonra’da (Sleeper, 1973), gelecekte uyanan karakteri üzerinden 1970’lerin Amerikan toplumuna,; Kubrick, Dr. Garipaşk (Dr. Strangelove, 1964) ile nükleer kıyamete koşan çift kutuplu dünyaya; Altman, Cephede Eğlence’yle (MASH, 1970) savaşa, Lumet Şebeke’yle (Network, 1976) televizyon dünyasına eleştiriler getirir. Parodiler, doğaları gereği satir barındırır ama satirin düzeyi arttıkça, parodilerin özü bozulmaya başlar. Sosyal mesaj, formun önüne geçmemelidir. Uçak!’ta satir hiç yoktur, Çıplak Silah Amerika’nın düşman bellediği liderleri bir masaya toplayan politik bir satirle başlar ama serinin devamında satirik unsur bulunmaz, Jim Abrahams’ın tek başına çektiği Sıkı Atışlar 2 (Hot Shots! Part Deux, 1993) gibi filmlerde ise politik satir biraz daha fazla bulunsa da parodi olma hüviyetini yitirecek seviyeye asla çıkmaz. Yeni film bu açıdan orijinal seri gibi, satirsiz.
Altıncı olarak, parodi aynı anda hem eski hem de yenidir. Geleneksel bir yapı alınır ve alayla harmanlanır. İğnelenecek eser ve tür zaten izleyici nezdinde bilindiğinden materyal eskidir ama ortaya konan bağlam ve ürün yenidir. Yedinci olarak, parodi filmleri bir bileşkedir, bir pastiştir, Tarantino sineması gibi birer “karışık kasettir”. Edebiyattaki metinlerarası kavramının sinemadaki muadilidir, filmlerarasıdır. Evet, genelde odaklanılan ana bir hedef vardır ancak sık sık başka yapı ya da metinlerden eklenen parçalarla ana yapı zenginleştirilir. Steve Martin’li İki Beyinli Adam (The Man with Two Brains, 1983) Frankenstein, Dr. Jekyll, Dr. Moreau gibi çılgın bilim insanlarının yarattığı dehşet filmlerinden kara filmlere kadar geniş bir yelpazede bileşke yaratır. Girizgahta bahsettiğimiz Çıplak Silah 3’ün açılış sahnesi, Dokunulmazlar’a (The Untouchables, 1987) ve Sergei Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı’na (1925), Drebin’in hücrede beklerken beyzbol topuyla oynaması Büyük Kaçış’a (The Great Escape, 1963) göndermedir. Uçak!’ın açılışında uçak, bulutlar arasında süzülen bir köpek balığına, Jaws’a (1975) dönüşür, Cumartesi Gecesi Ateşi’nden (Saturday Night Fever, 1977) İnsanlar Yaşadıkça’ya kadar onlarca filmden parçalar alınır. Uçak! ve Çıplak Silah serileri, kusursuz birer pastiş, parça-bütün dengesi sağlanan enfes birer bileşkedir. Yeni Çıplak Silah filmi de ana öykünün etrafına bokstan bilimkurguya, aksiyondan Elon Musk gibi figürlere kadar birçok kaynaktan alınan parçalar ekleyerek filmlerarası bir yapı ortaya çıkartıyor.

Sekizinci olarak, parodiler, parodi olduğunu açıkça ima eder. Parodi filmlerin öz farkındalığı yüksektir. Parodiler hem iğnelediği yönetmene ve oyuncuya hem de izleyiciye “karşınızdaki sadece bir film” hatırlatması yapar. Mel Brooks, bu hatırlatmayı yapmak birçok dahiyane yöntemini bulmuştur. Gümüş Eyerler’in finalinde filmin başka setlerin içine taşır, hikâye filmsel dünya ile gerçek dünya arasında gidip gelir. Yükseklik Korkusu’nda (High Anxiety, 1977) Hitchcock’un meşhur takipçi kamera kullanımını taklit ederken bir sahnede “ölçüyü kaçırır”, camı kırarak sahnenin içine girer ve aktörler kameraya dönünce, mahcup bir şekilde gerisin geri çıkar. ZAZ ekibi, benzer bir şeyi, Çıplak Silah’ın öncülü, Leslie Nielsen’in yine Frank Drebin’i canlandırdığı, televizyon için yapılan Police Squad! (1982) dizisinde gerçekleştirir. Her bölümün sonunda ekran donar, daha doğrusu oyuncular donma taklidi yapar. Hattâ bir bölümde yakalanan suçlu, herkes donduğu için karakoldan kaçmaya bile çalışır! Çıplak Silah filmlerinde bu final hiç kullanılmaz lakin yeni film, kapanışı Police Squad! dizisi gibi yapar: Filmin sonunda tatil köyünde kare donar, Liam Neeson ve Pamela Anderson donmuş karelerin içerisinde dolanır. Bir parodinin, parodi olduğunu göstermenin olabilecek en hoş yöntemlerinden biri bu olsa gerek.
Bütün Parodi Filmleri İkiye Ayrılır
Son maddeyi ayrı ele almak gerek çünkü parodinin en gölgede kalmış yönü burada yatıyor. Bütün parodi filmleri ikiye ayrılır: İğneleyen parodiler ve yeniden onaylayan parodiler. İğneleyen parodiler, bir türü, yönetmeni, oyuncuyu doğrudan bir şekilde hedefe oturtur ve hedefini delip geçer. İğneleyen parodiler, tamamen açık ve şeffaftır, en ufak bir şüphe bırakmazlar. Mack Sennett’ten Mel Brooks’a, Monty Python’dan ZAZ’a kadar saydığımız bütün isimler, açık iğneleyen parodiler ortaya koymuştur (ZAZ’a şerh düşelim, şimdilik). Bazen açıklık Naked Gun 2½: The Smell of Fear (1991) gibi isimlendirmelerden başlar. Yazı boyunda üstünde durduğumuz tür, uzun zamandır var olan ve üstünde gölge bulunmayan iğneleyen parodilerdi.
Yeniden onaylayan (reaffirmative) parodilerin, çoğu zaman, ilk bakışta bir parodi oldukları bile anlaşılmaz. Çalıştıkları materyalle/türle nerdeyse özdeştirler. Mesela belli açılardan klasik bir western parodisi olan Sonsuz Ölüm (Butch Cassidy and the Sundance Kid, 1969), bir yeniden onaylayan parodiye girer fakat parodi başlığında hiç ele alınmaz, revizyonist bir western olarak görülür. Hattâ, Butch Cassidy’in kendisi, filmin senaristi William Goldman’ında da işaret ettiği gibi başlı başına bir parodi figürüdür: Nişancılık becerileri düşük, şiddetten kaçınan, cana yakın, kibar, insanlar tarafından çok sevilen bir soyguncu ve çete lideri. Rastgele insanların kapısını çalar, kendisini tanıtır, polisin peşinde olduğunu belirtir ve insanlar mutlaka onu evine alıp saklar. Western tarihinin en büyük çete liderlerinden biri, Bolivya’da öldürüldüğü günkü çatışmada vurduğu bir asker hariç, hayatı boyunca kimseyi öldürmemiştir. Sonsuz Ölüm veya suç filmlerine benzer şekilde yaklaşan Bonnie ve Clyde (1967) gibi yeniden onaylayan parodileri, hiçbir ön bilgiye sahip olmadan veya bir parodi olduğunun farkına bile varmadan izleyebilirsiniz. Wes Craven’ın Çığlık’ı (Scream, 1996) da yeniden onaylayan parodidir. Sapık (Psycho, 1960), Yabancı (Halloween, 1978) veya Elm Sokağında Kâbus (A Nightmare on Elm Street, 1984) gibi filmleri hiç izlememiş ve karşısındaki filmin parodi unsurlarından tamamen habersiz bir genç için bile Çığlık, kusursuz bir korku filmi olarak çalışır. ZAZ ekibinin ilk filmi The Kentucky Fried Movie (1977) ile komedi yönetmenliğine geçiş yapan John Landis’in Kurt Adam Londra’da (An American Werewolf in London, 1981) filmi yine bu türe girer. Kullanılan müziklerden şok edici korku öğelerine kadar birçok parodi unsuru bulunmasına rağmen bir korku ve gençlik filmi olarak tek başına ayakta kalır, izleyicinin bir korku ve gençlik filminden beklediklerini kusursuzca yerine getirir.
Yeniden onaylayan parodiler, iğneleyici parodilerin aksine, hedeflerini hırpalamaz, hicvetmez, sosyal eleştiri getirmezler. Bu türdeki filmler adeta kaynaklarına karşı hayranlık besler, birtakım nostalji duygusuyla onları kucaklar. Birer adanma, saygı duruşudur. Çığlık, slasher alt türüyle dalga geçmek yerine onu kutsar ve yüceltir. Dan Harries’e göre, bazı parodilerin olağanüstü özenle hazırlanmış olması bile, içindeki onaylayıcı niyetin göstergesidir. Postmodern parodi (onaylayıcı) ile modern (iğneleyici) parodiyi ayıran unsurların başında “taklit ettiği şeye olan estetik yakınlığı” ve tekniğindeki usta işi keskinlik gelmektedir. Postmodern parodi, kendi kendine mesafe koyamamaktadır. Onaylayıcı parodiyi, taklit ettiği türdeki bir başka filmden, teknik açıdan ayırt etmek mümkün değildir. Onaylayıcı parodiler, karşıtının kaçındığı “özdeşim kurma” mekanizmasına da sıkıca sarılır. Bonnie ve Clyde’ın ya da Butch Cassidy ve Sundance Kid’in ölümleri, izleyicide yoğun duygular yaratır.

ZAZ filmleri, şüphesiz ki iğneleyici parodi türüne giriyor fakat türe, onaylayıcı parodilerde rastlanan bir “gerçeklik” duygusunu beraberinde taşıyorlar. Mel Brooks, sonrasında ZAZ ekibinin de kusursuzca uygulayacağı bir komedi yöntemi tarif eder: “Asla komik olmaya çalışmayın! Oyuncular ciddi olmalı, sadece durum saçma olmalıdır. Komik olan, oyunculukta değil yazımdadır.” Hiçbir ZAZ filminde, oyuncular komik olmaya çalışmaz, hattâ ZAZ ekibi, aslında komedi oyuncularıyla çalışmaz. İlk Uçak!’ı örnek alalım. Leslie Nielsen ve Lloyd Bridges bugün birer komedi ikonu olarak görülüyor, ki parodiler her daim kendi ikonlarını yaratır ama Uçak! çekildiğinde ikisi de komedi oyuncusu değildi. Ciddi filmlerde oynayan, ciddi birer oyuncuydular. Keza diğer başroller Robert Hays, Peter Graves veya Robert Stack da komedi oyuncusu değildir. ZAZ ekibi, yetmişlerin felaket filmlerinde rol alan, komedi geçmişi bulunmayan oyuncuları alıp bir felaket filmi parodisine koydular. Bu durum, oyuncuların kariyerlerini de derinden etkiledi. Beau Bridges, “Uçak! gerçekten babamın kariyerini yeniden tanımladı. Kardeşim (Jeff), ben ve ailemiz babamızın içinde komedi damarı olduğunu hep biliyorduk. Öncesinde hiç gösterme şansı olmamıştı ama Uçak! babamı komedi alanına taşıdı” der. ZAZ filmlerinde komediden gelmeyen oyuncular, komedi filminde olduklarını bilmiyormuş gibi oynarlar ve bu durum, ortaya tuhaf bir gerçekçilik çıkartır. Police Squad! ve Çıplak Silah serisinde Leslie Nielsen’in, Ateşli Silahlar!’da Charlie Sheen’in rollerini ciddiyetle ve gerçekten bir polis/asker gibi canlandırmasının yanında, bu karakterlerin, Mel Brooks filmlerinde aşina olduklarımızın aksine, dürüst olmaları da gerçeklik duygusunu pekiştirir. Bu durum, ZAZ filmlerinin açık iğneleyici parodi olmalarına karşın, içlerinden yeniden onaylayıcı bir damar bulunduğunu da göstermektedir. Tam bu noktada, 2500 yıl önce yapılan parodi tanımına geri dönmek gerekiyor: Para ön eki, sadece “karşı” anlamı değil, “yanında” anlamı da taşımaktadır. Parodiler, alaya aldıkları eserlerin ne kadar karşısında yer alıyorlarsa, bir o kadar da yanında duruyorlar (Parodilerin temelinde saf sinema sevgisi olduğunu aklınızdan çıkarmayın). İster Uçak! olsun ister Çıplak Silah, ZAZ filmleri parodide kavramındaki para ön ekinin iki anlamını birden taşıyorlar. Akiva Schaffer ve ekibi, ZAZ geleneğine uyarak, yine komediden gelmeyen, ciddi, saygın bir oyuncuyu, Liam Neeson’ı başrole koydular (Liam Neeson’ın kariyerinin başında fonetik benzerlikten ötürü sürekli Leslie Nielsen’la karıştırılması işi daha eğlenceli hale getiriyor) Neeson, yine Frank Drebin Jr.’ı, bir komedi filminde değilmişçesine gayet ciddi ve gerçek bir polismiş gibi canlandırıyor. Oğul Drebin de babası gibi “dürüst” ve iyi niyetli bir karakter. Yeni Çıplak Silah filmi de öncülleri gibi gri alana bir ayağını atıyor ve hedeflerinin hem karşısında hem de yanında konumlanıyor.
Yaklaşık on yıldır, herhangi bir parodi filmi vizyon yüzü görmemişti. Son parodi de Çıplak Silah’ın yönetmeni Akiva Schaffer’ın çektiği Popstar: Asla Durma (Popstar: Never Stop Never Stopping, 2016) idi. 2000’lerin ilk on yılındaki birbirinden kötü parodilerden sonra çağı geçmiş, ölmüş bir tür addediliyordu. Çıplak Silah’ın senaristleri Dan Gregor ve Doug Mand, parodinin evrim geçirdiğini, Jordan Peele veya Taika Waititi gibi yönetmenler aracılığıyla ana akıma Truva Atı gibi filmlere sızdığını belirterek ölüm ilanına şerh düşüyorlar: “Geçen yılın süper kahraman blockbuster’ı Deadpool & Wolverine, bir Batman filminden ziyade Çıplak Silah’a daha yakın duruyor”. Sızmalarla hayatta kalan ve evrimleşen eski usul parodi, günümüzde bir canlanma belirtisi gösteriyor. Otuz yıl sonra Çıplak Silah’ın devam filmi geldi, bu sonbaharda 1984 yapımı Spinal Tap’ın (This is Spinal Tap) ikincisi geliyor, seneye de bir diğer seksenler yapımı Mel Brooks’un Uzay Topları’nın devam filmi gelecek. 2026’da bizi bekleyenlerden biri Korkunç Bir Film (Scary Movie, 2000) reboot’u. Eğer parodi filmleri mezardan çıkıp yeniden canlanacak ve altmışlarda veya seksenlerde olduğu gibi bir altın çağ yaşayacaksa, her şeyin başlatan film olarak Çıplak Silah gösterilecektir. Bit pazarına nur yağmadan önce kendi parodi tanımınızı yapacak duruma gelmeniz dileğiyle.







