Şu An Okunan
American Dad!

American Dad!

Temmuz-Ağustos sayımızda rotayı bu kez ‘Vizyona Alternatif Diziler’e çevirdik. The Simpsons’ın açtığı yoldan giden American Dad! de son dönemdeki dizi patlamasında dikkat çeken, incelenmeyi hak eden yapımlardan biri. Birbirinden absürd karakterlerle dolu American Dad!, Amerikalı bir çekirdek ailenin politik doğruculukla imtihanı…

Amerikan televizyonlarının en sevilen ve en çok izlenen animasyon dizilerinden American Dad! (2005—) tıpkı öncülleri The Simpsons ve aynı yaratıcının (Seth MacFarlane) elinden çıkan Family Guy gibi, Amerikan hayat tarzıyla ilgili genel kabulleri en rafine haliyle temsil etmeye yarayan ‘aile’ye odaklanıyor. Yalnızca ABD’de değil, dünyanın pek çok yerinde hatırı sayılır bir izleyici kitlesi bulan bu dizilerin bu denli popülerleşmesini yalnızca kolay izlenmelerine, eğlenceli ve komik olmalarına bağlamak herhalde haksızlık olur. Popüler anlatıların ulusal ve kültürel kimlikle ilgili temsilleri aktarırken başvurduğu bir mikrokozmos olarak aile, var olan tüm siyasal ve kültürel arketipleri bir araya getirirken, herkesin kolayca takip edebildiği referans dünyası sayesinde eleştirel bir söylemi de barındırabilen verimli bir alan oluşturuyor. Güçlü bir toplumsal eleştiri damarı olan Amerikan sinemasının 90’lardaki bağımsız örnekleri ağırlıklı olarak banliyödeki aile hayatına odaklanıyordu. İlk örneklerinde etkileyici sonuçlar veren ancak eleştiri dozunu mizahtan yoksun bir tonda sürdüren bu damarın, sözü edilen animasyon TV dizilerinde kendini yenileyerek başka bir biçime büründüğünü söylemek mümkün. Bu diziler ‘Amerikalı’ olmakla, Amerikan olan her şeyle farklı biçimlerde ilgilenmeye, bir yandan onları yeniden üretirken bir yandan da giderek artan bir sertlikle eleştirmeye devam ediyor.

Bu anlamda American Dad! ailenin küçük evrenindeki taşları kıpırdatarak eleştiri dozunu artıran bu eğilimin tepe noktası olarak görülebilir (tabii canlandırdığı dünyayı, çekirdek ailenin hemen dışında kuran ve acımasız çocuklara teslim eden South Park’la boy ölçüşmesi yine de çok kolay değil). Tıpkı The Simpsons ve Family Guy’da olduğu gibi, izleyicinin sorgulaması için yaratılmış Amerikalı bir baba ve onun etrafında kümelenen aile üyelerinin küçük evrenine odaklanıyor American Dad!. Ancak ailenin cia memuru babası Stan Smith, ne Homer Simpson kadar sevimli ne de Family Guy’ın Peter Griffin’i gibi patavatsızlıklarına rağmen affedilir bir karakter. Zira Stan, her şeyden önce bu iki göbekli ve mavi yakalı ‘baba’ figürüne hayli zıt çizilmiş: fit, çevik, yatağa girene kadar takım elbisesini çıkarmayan, her fırsatta silaha başvuran bir görev adamı, iflah olmaz bir cumhuriyetçi ve gerçek bir maço. American Dad!, dizinin açılış jeneriğinde tüm aile üyelerini kollarının altına alan ancak onlara sarılırken aynı zamanda onları boğan, arada bir nedamet getirdiğini görsek de, son derece sinir bozucu olan ve hayli ‘pisleşebilen’ Stan üzerine kurulu. Evcimen bir ev hanımı olan karısı Francine’e karşı rahatlıkla iğrenç şeyler yapabilen, siyaseten tam olarak öteki uçta canlandırılan liberal hippi kızı Hayley’yi sürekli baskı altında tutmaya çalışan ve ergen oğlu Steve’in ‘ineklik’lerinden ve kızlar konusunda başarısız olmasından utanarak onu her fırsatta kendisinin makbul gördüğü şeyleri yapmaya zorlayan biri Stan. Ama hem Stan’in asıl pisleştiği hem de dizinin politik doğruculuğu kıra döke aşırı acımasız bir mizaha yöneldiği asıl konu ‘yabancılar’.

Dizideki yabancılar –ya da tam tabiriyle Amerika’nın ‘öteki’leri– yalnızca ailenin biyolojik olarak parçası olmayan iki tuhaf üyesiyle sınırlı kalmıyor; Stan’in bir cia ajanı olmasından da hareketle abd’nin tüm resmî düşmanlarını içerecek şekilde pek çok bölümde karşımıza çıkıyor. Evdeki yabancılara dönersek, dizinin belki de en yaratıcı karakteri olan Roger bir uzaylı. Basmakalıp uzaylı görünümüne karşın kıvrak zekâsı, müthiş mizah duygusu, dile hakimiyeti ve sosyal hayata karışmasına engel olan kimliğini gizlemek için başvurduğu kılık değiştirme numaralarıyla dizinin en ilginç karakteri. Roger esir bir uzaylıyken hayatını kurtardığı Stan sayesinde hem hükümetin elinden kurtuluyor hem de Smith ailesiyle yaşamasına izin veriliyor. Evden dışarı çıkması yasak olan Roger’ın hapis hayatından kaynaklanan acımasızlığı, abur cubura ve alkole düşkünlüğüyle kendini gösteren tatminsizliği, zamanla hem ailenin diğer üyeleriyle kurduğu ilişkiyi hem de dizinin olay örgüsünü yaratıcı bir biçimde şekillendirmeye başlıyor. Hatta dördüncü sezondan itibaren, Roger’ın kılık değiştirerek büründüğü farklı kimlikler giderek birbirinden ilginç alt benliklere dönüşüyor ve diziyi sürükleyen asli unsurlardan biri haline geliyor.

Smith’lerin evlerini paylaştıkları bir diğer yabancı karakter ise, süs balığı görünümündeki eski Alman olimpiyat kayakçısı Klaus. cia’in altın madalya kazanmasını önlemek için süs balığına dönüştürdüğü Doğu Alman sporcu Klaus’un evdeki konumu Roger kadar parlak olmasa da, satır arası yorumları ve Avrupalılığıyla dikkat çekmeyi başarıyor.

Bununla birlikte, yabancı ya da ‘öteki’ deyince hem Stan’in hem de dizinin ilgisini yönelttiği asıl kesimin pek tabii ki ‘Doğulular’ olduğunu hemen söylemek gerek. 11 Eylül sonrası Amerikan sineması ve TV dizilerinin vazgeçilmez meselelerinden olan ‘terörist Doğulular’ (Ortadoğulular olarak okuyabiliriz) American Dad!’de hem yabancı düşmanlığının hem de paranoya ve baskı kültürünün geldiği absürd ve utanç verici noktaların mükemmelen temsil edilmesini sağlıyor. Bunların en çarpıcı olanlarından biri, komşularını Francine’in vereceği partiye davet etmek üzere birlikte dolaşırlarken mahallelerinde İran asıllı genç bir çiftin yaşadığını gören Stan’in derhal terörist avına girişmesi. Çöplerini karıştırmaktan evlerine dinleme cihazı koymaya kadar bir sürü yöntem izleyen Stan, arzu ettiği kanıtları bulamayınca çifti ‘gözetim’ altına almaya karar vererek arka bahçesini bir tutukevine dönüştürecek kadar ileri gidiyor. Ancak American Dad!’in önemli taraflarından biri, tıpkı bu bölümde İranlı çiftin serbest bırakılması için evin önünde eylem yapan komşular ve Stan’e karşı örgütlenen ‘ev içi’ muhalefette görebileceğimiz gibi, bu iktidarın baskı ve muhafazakârlıkla ördüğü çitleri aşan (özellikle liberal Hayley ile temsil edilen) bir muhalefet olduğunu da her fırsatta göstermesi. Her ne kadar sürekli birbirine karşı mücadele eden bu iki ideolojik kampta zaman zaman liberaller, kadınlar ya da güçsüz olanlar birkaç puan öne geçseler de, kazanan çoğunlukla Stan yani ‘Amerikalı Baba’ oluyor. Yine de arada bir onun madara edildiğini görmek belli ki milyonlarca kişinin çok hoşuna gidiyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.