Şu An Okunan
GLOW

GLOW

Baskı altındaki endişeli kadınların duygusal ağırlığından sıyrılmak ve biraz olsun ‘hafiflemek’ isteyenler için televizyon dizileri arasında en vaatkâr olanı GLOW.

The Handmaid’s Tale (2017- ) ya da Sharp Objects (2018) gibi kapkaranlık dünyaların baskı altındaki endişeli kadınlarının duygusal ağırlığından sıyrılmak ve biraz olsun hafiflemek isteyenler için televizyon dizileri arasında en vaatkâr olanı GLOW. Dizi, ismini ve konusunu 80’lerde başlayan bir televizyon fenomeninden alıyor. ‘Güreşin Muhteşem Kadınları’nın (Gorgeous Ladies of Wrestling) kısaltması olan GLOW, Hulk Hogan ve ezeli rakibi Maço Adam Randy Savage gibi birbirinden tuhaf karakterle dolu güreş programlarının (WWE) kadınlardan oluşan versiyonu. 90’larda Türkiye’deki özel televizyon kanallarında da gecenin bir vakti karşınıza çıkmış olabilecek Amerikan güreşi müsabakaları, abartılı erkeklik performanslarının sergilendiği, sahte olduğu aşikâr bir vahşetin kol gezindiği eğlence şovları aslen. Birbirlerini yerden yere vuran dev karakterlerin gösterilerinde, güreşin kendisi kadar şaşaalı kostümler ve birbirinden tuhaf karakterler de öne çıkıyor. WWE, bir güreş şovundan da çok grotesk bir erkeklik performansı âdeta. Bu performatif erkeklik şovunda erkeklerin yerini kadınlar alınca şovun kuirlik seviyesinin arttığını tahmin etmek güç olmasa gerek.

Erkeklerin sahnede güreş yaptıkları 80’ler imaj dünyasında, kadınlara da aerobik programları eşliğinde parlak taytlarıyla vücutlarını mükemmelleştirmek, saçlarını krepe ile kabartmak ve vatkalı, parıltılı kıyafetler giymek düşüyordu. GLOW bu iki imaj dünyasını iç içe geçiriyor; dambıl ile saç spreyini, parlak rujlarla güreş ringini. Hikâyesini hâlihazırda camp bir performans olan bu güreş şovları üzerine kuran dizi ise, bu güreş şovunu da çift tırnak içine alarak hem cinsiyet performanslarını iyice görünür kılıyor hem de beraber hareket ettikçe regl zamanları da birbirine yaklaşan ve bunu gerçek bir ekip olmanın kanıtı sayarak kutlayan kadınların dayanışma öyküsünü anlatıyor.

Netflix’in ilk sezonunu Haziran 2017’de yayınladığı dizi, başkahramanı Ruth [Community (2009-2015) ve Mad Men (2007-2015) gibi dizilerden tanınan Alison Brie] bir deneme çekiminde repliklerini okurken açılıyor. Babasının şirketini devralmış, zorbalara boyun eğmeyeceğini ilan eden bir karakterin diyaloglarını okuyan Ruth’un yanlışlıkla senaryoda erkek karakter için yazılmış replikleri okuduğu anlaşılıyor. Deneme çekimlerini yapan yetkililerin uyarısı üzerine Ruth kadın karakterin repliklerini okuyor bu kez: “Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama karınız ikinci hatta.” Neden bir türlü herhangi bir role seçilemediğini sormak için tuvalete saklanıp bir saat bekleyen Ruth’un, gerçek bir rol peşinde olduğu için bu hatayı bile bile yaptığını daha sonra anlıyoruz. Onu deneme çekimlerine davet eden ama bir türlü kendisine rol vermeyen kadının ise, ondan mütemadiyen “daha önce hiç görmedikleri, yepyeni ve gerçek bir kadın” isteyen yönetmenlere aslında hiç de öyle bir şey istemediklerinin kanıtı olsun diye Ruth’u çekimlere davet ettiğini. Uzun lafın kısası GLOW cinsiyet eşitsizliğinin tam gaz devam ettiği bir endüstride, kadınlara biçilen rollere kendince kafa tutan, bu yüzden de bir türlü iş bulamayan bir karakterle, eğlence sektöründeki kadın rolleri üzerine bir yorumla açılıyor. Sonrasında ise, farklı ırklardan, sınıfsal arka planlardan, fiziksel özelliklerden, her biri o ya da bu özelliği yüzünden ‘dışarıda kalmış’ on beşe yakın kadın karaktere kuir denebilecek bir performans alanı açıyor: Bir güreş ringi.

Bu kadınlar –çoğu parasızlıktan– bu tuhaf işi kabul etmeye mecbur kalıyorlar fakat zaman geçtikçe beraber yaptıkları şeyden keyif almaya başlıyor ve devam edebilmesi için hep birlikte şovu sahiplenerek bir hayatta kalma mücadelesine girişiyorlar. Yaptıkları şey ne kadar saçma olursa olsun, beraber yapmaktan mutluluk duyuyor ve birbirlerinden güç alıyorlar. Dizinin başkarakteri Ruth’un, hem gerçek hayatta hem de güreş ringinde ‘karşısında’ olan Debbie Eagan’ın (Betty Gilpin) bir bölümde dediği gibi: “Bedenime geri dönmüşüm ve ilk kez onu kendim için kullanıyormuşum gibi hissediyorum; bir süper kahraman gibi hissediyorum kendimi.”

Debbie, Ruth’un olmadığı her şey aslında; sarışın, güzel vücutlu bir amigo güzeli. Oynadığı soap opera sayesinde kendince bir tür başarı elde etmiş olan Debbie, ekranda rol icabı girdiği koma yüzünden bir sene yatalak bir karakter olarak var olduktan sonra, bunu gururuna yediremeyip diziyi bırakıyor ve bir aile kurmaya karar veriyor. Birinci sezonun başında Debbie, yeni doğmuş bebeğine bakan ama jimnastik kurslarından da geri kalmayan bir anne. Debbie ve Ruth’un gerçek hayatta yaşadıkları arkadaşlık krizi ise, güreş şovunun deneme çekimlerinde büyük bir avantaja dönüşüyor. İkisinin ‘saç saça baş başa kız kavgası’, şovun en önemli ikilisini ortaya çıkarıyor. Debbie, tüm Amerikan değerlerinin temsili ‘Liberty Bell’ karakterine bürünürken; Ruth, onun ezeli rakibi olan zalim bir Sovyet karaktere, Zoya’ya dönüşüyor. Böylece de Soğuk Savaş boyunca Amerikan filmlerinin pek sevdiği ezeli rakipler teması –malum, en meşhuru Rocky Balboa ve Ivan Drago’dur– bu kez oldukça gülünç bir versiyonuyla karşımıza çıkmakla kalmıyor, cinsiyet rollerine göre tasnif edilmiş dövüş/kavga biçimleri de tersyüz ediliyor. Dizinin mizahının ana unsuru da bu türden klişeleri abartarak, gülünçleştirerek açık etmesinde yatıyor. On beş kadının her biri başka bir stereotipin performatif ve abartılı bir temsili olarak ringdeki yerini alıyor. Hintli olduğu hâlde Arap sanıldığı için terörist rolüne uygun görülen ‘Deli Bombacı Beyrut’; oğlunu iyi bir okulda okutmak ve geçinebilmek için debelenen siyah bir kadın olan ‘Refah Kraliçesi’; atletik vücuduyla ön plana çıkan bir başka siyah kadın ‘Kara Büyü’, yerel kıyafetleriyle sahneye çıkan ‘Machu Pichu’ gibi, aşağılayıcı ve küçük düşürücü şekillerde tanımlanan stereotiplerle dolup taşıyor ring.

Dizinin iki kadın yaratıcısı Liz Flahive ile Carly Mensch, karakterleri şekillendirirken orijinal şovdaki karakterlerden esinlendiklerini belirtiyorlar. Huffington Post’un gerçek GLOW’un kahramanlarıyla yaptığı söyleşide, karakterlerden biri şöyle diyor: “Ringdeyken birbirinizle güreşseniz ve birbirinizi yenmeye çalışsanız da aynı zamanda birbirinize sahip çıkmanız, birbirinizi kollamanız gerekiyor. Bu çok güçlü bir bağ. Bizler ilk defa, farklı biçimlerde, farklı bedenlerde ve ırklarda kadınların güzel, feminen, güçlü, akıllı ve komik olabileceğini gösterdik. Bunu daha önce kimse görmemişti” diye anlatıyor. GLOW, sahnedeki yapay şov sırasında görünür olmayan bu dayanışma bağlarını, karakterlerinin ‘sahne arkasındaki’ hayatlarına yer vererek ön plana çıkarıyor.

Genç hamileliği üzerine çektikleri kamu spotlarından 80’lerin pek popüler olan meşhur sanatçı koroları gibi söyledikleri ‘Çocukları Kaçırmayın’ şarkılarına, 80’lere dair popüler kültür referanslarıyla dolup taşan GLOW, ‘kız kıza muhabbet’i de esirgemiyor seyircisinden. Aynı zamanda da, Harvey Weinstein’de vücut bulan taciz meselesini, 2018 Haziran’ında yayınlanan ikinci sezonunun içine yedirerek, güncel meselelere çapa atmaktan da çekinmiyor. Hareketlerini çalıp televizyona çıktığı için kız kardeşi Machu Pichu’yı kıskanan güreşçi erkek kardeşleri kızların soyunma odasını bastığında, artık dizinin yapımcılarından biri hâline de gelmiş olan Debbie, hızlı ve zekice bir çözüm buluyor ikinci sezonun son bölümünde. Canlı yayında ringi basan erkek karakterle kendisi dövüşmeye başlıyor ‘Özgürlük Güzeli’. Dövüş esnasında kulağına eğilip “bir kıza yenilmeye hazır mısın ha?” diye sorduğunda, erkek güreşçi cevap veriyor: “Kamera yüzümü yakın planda alsın yeter!”

ABD’de eşcinsellerin evlilik hakkı mücadelesi için yapılan eylemlerin birinde meşhur bir pankart vardı. Yaşlıca bir kadının elinde tuttuğu pankartta şöyle yazıyordu: “Eşcinsel evliliği destekliyorum. Onların da benim kadar bedbaht olmaya hakkı var.” GLOW biraz bu sloganı anıştırıyor; bu saçmalığa dâhil olmaya kadınların da en az erkekler kadar hakkı olduğunu ortaya koymasıyla.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.