Şu An Okunan
İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışması

İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışması

Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yer alan filmlerin yönetmenleri sinemaya başlama hikâyelerini, ilham kaynaklarını, senaryolarının çıkışı noktasını ve filmlerinin yapım sürecini aktarıyor.

Tuzdan Kaide
Burak Çevik
tuzdan_kaide_yonetmenTuzdan Kaide, en temelinde sinema üzerinde düşünmekten, sinemanın ne olabileceği hakkında kafa yormaktan ortaya çıktı. Sinemanın ve fotoğrafın, insanı ve nesneleri zamanda sabitlemesiyle bir nevi lanetlemesi fikri asıl çıkış noktasını oluşturup hikâyeyi şekillendirdi. Ben küçük yaştan beri film izleyen biriyim. Lisans düzeyinde sinema eğitimi aldım. Fol adlı sinema topluluğunu başlattım ve uzun süre deneysel diyebileceğimiz filmlerin gösterimlerini düzenledim. Bu süreçte hem teorik anlamda, hem de kendi videolarımı yaparak pratik anlamda sinema hakkında düşünmeye başladım. Tuzdan Kaide, setinde profesyonel anlamda bulunduğum ilk film projesidir.

 

Kaçış
Kenan Kavut
kacis_01İnsanların vatanını terk etmek zorunda kalması her zaman çok trajik gelmiştir bana. Tanık olduğumuz savaşların yerlerinden ettikleri, sürgün insan manzaraları beni böylesi bir hikâyeyi yazmaya itti. Çaresiz, sıkışmış insan yolculuğuna dair bir anlatıya kendi penceremden bakmaya, onu yansıtmaya çalıştım. Kaçış benim ilk uzun metraj sinema filmim. Sinemaya başlama nedenim, bir ‘şey’ anlatma çabası oldu. Çünkü sinema, dert edindiğiniz bir meseleyi görünür kılmada çok etkili bir yol. Kafamızı meşgul eden, ruhumuzu daraltan yeryüzü meselelerini dert edinmek bize verilmiş bir azap gibi geliyor bana; yani meziyetten sayılmayacak bir eksiklik, ağırlık hissinden bahsediyorum aslında. Bu ağırlığı paylaşmak insanı bir parça rahatlatıyor. İnsanın kendinde barındırdığı mevcut tehlikelere karşı bir uğraş geliştirdiği kanısındayım. Ben, kendimdeki tehlikeleri azaltmada sinema uğraşını seçtim dersem abartmış olmam sanırım.

Hewno Bêreng / Renksiz Rüya
Mehmet Ali Konar
renksiz_ruya_yonetmenÇocukluk hatıralarımın flu parçalı siyasi durum iskeletleri senaryomun çıkış noktasıydı. Yapmak istediğim işle duygusal bir bağ kurmuştum, daha çok seveceğim iyi bir ilk film senaryosu bulamazdım. Beni bu filmi yapmaya iten en büyük neden bu hikâyeyi ve buna benzer hikâyeleri anlatmaya değer buluyor olmamdı. Elbette yapabileceğim en doğru şeyi yapıyor muyum diye kendime sordum. Senaryoma her baktığımda, ne hissettiğimi ve ruhumdan tam olarak neyin geçtiğini biliyor olmanın huzuru ısrarla aynı yerde durmama yetiyordu. Şuna inanıyordum; iyi bir senaryo, hissedilen bir şey şeklinde var oluyor. İyi bir film de öyle. Zaten iddialı bir fikrim ya da bütçem de yoktu. Bu ilk filmim. Sinemaya başlangıç hikâyem son derece realisttir; senarist ve yönetmen olmak istediğime karar verdim. Hem zaten neye karar verirsem vereyim, içinde bulunduğum yaşam koşulları da en az sinema yapmak kadar zordu. Yirmi bir yaşındaydım. O hâlde şansımı beni en çok etkileyen yerde; durumlar, duygular, diyaloglar dünyasında denemeliyim dedim ve üniversitede sinema dersleri aldım. Hemen sonra biraz daha ilerlemek istedim ve bir dönem de İtalya’da sinema dersleri aldım. Sonra her sinema tutkunu gibi önünüzde kişisel bir gelişim yolu beliriyor. Benim hikâyem kısaca böyle.

Aydede
Abdurrahman Öner
aydede_yonetmenAydede’nin hikâyesini ilk olarak 2008 yılında yazmıştım. Yaşadığım olaylar ve anılarım (ve hattâ çocukluğumdan parçalar) bu senaryoda benim için kılavuz oldu. Filmin çıkış noktası ‘umut’ temasına dayanıyor. Bir anne ve oğlunun umutlarını ve ayakta kalma mücadelelerini anlatan bir hikâyesi var filmin. Lise ve üniversite yıllarında çok sayıda film izledim. İlk kısa filmimi 2006 yılında çektim. Bu kısa film, yurtiçi ve yurtdışı festivallerde gösterildi. Matematik eğitimini bırakıp sinema okumaya karar verdim. İstanbul Kültür Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi’ni burslu olarak kazandım. Kısa filmler ve belgeseller çekmeye devam ettim. Son olarak kısa filmim Buhar (2012) izleyici tarafından çok sevildi ve aralarında Antalya, Adana, Belgrad, Tanca’nın da olduğu seksene yakın ulusal ve uluslararası festivalde gösterildi, otuz sekiz ödüle layık görüldü. Sinema filmlerinde reji ekibinde ve yardımcı yönetmen olarak çalıştım. Uzun yıllar çekmeyi istediğim senaryom Aydede ise 2016 yılında Kültür Bakanlığı’ndan destek aldı ve Antalya Film Festivali Film Destek Fonu Ödülü’ne layık bulundu. Yol arkadaşlarım görüntü yönetmeni Meryem Yavuz, yapımcım Arzu Şenses Öner ve özverili bir ekiple başladık filme. Ezgi Mola, Mehmet Özgür, Reha Özcan, Banu Fotocan, Ayşenil Şamlıoğlu, Nazan Kesal ve Nalan Kuruçim gibi değerli oyuncular kadromuza katıldı. Çocuk oyuncu arayışımız yaklaşık beş ay sürdü. Sekiz yüz çocukla mülakat yaptık. Seçtiğimiz on beş çocukla, değerli oyuncu ve oyuncu koçu Aslı İçözü ve Sinem Koyun Muştu, yaklaşık dört haftalık bir ön hazırlık atölyesi yaptı. Çekimlerini Nisan-Mayıs 2017’de yaptığımız Aydede’nin post-prodüksiyon aşaması henüz tamamlandı. Filmimizin ilk ulusal gösteriminin yapılacağı İstanbul Film Festivali için heyecanlıyız.

Yol Kenarı
Tayfun Pı̇rselı̇moğlu
yol_kenari_yonetmenMesele şu; bir yolun sonuna geldiğimize inanıyorum. Aklın buharlaştığı bir zaman ve mekân içerisinde debeleniyoruz. Kıyametin bütün alametleri beliriyor, daha ne olsun?

 

 

 

 

Borç
Vuslat Saraçoğlu
borc_yonetmenÇok uzun süredir ‘iyilik’ kavramı üzerine düşünüyordum. Genellikle iyilik verili kabul edilen bir şey, ‘kötülük’ kadar çok irdelenmiyor sanki. Banaysa hep üzerine sorular sorulması, yer yer sınıflandırılıp ayrıştırılması gereken
bir başlıkmış gibi geliyordu. Senaryonun fikrinin kabaca kendime şu soruları sorarken ortaya çıktığını söyleyebilirim: İyilik yapmak her zaman iyi bir şey midir? İyilik yapmak içimizden mi geliyor, yoksa bize öyle öğretildiği için mi iyilik yapıyoruz? Kendimiz hakkında güzel fikirlere sahip olmak için mi iyilik yapıyoruz? İyiliklerimiz görünmese, yine de onları yapmaya devam eder miyiz? İyilik yaptığımız kişi bize teşekkür etmese ne hissederiz? Yoğun bir emekle oluşturmadığımız, bizim için çok da önemi olmayan bir şeyi birine sunmak gerçekten bir iyilik midir? 2007 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden mezun oldum. Üniversite yıllarının sonuna kadar sinemayla pek bir ilişkim yoktu. Yüksek lisans için Boğaziçi Üniversitesi’ne geldiğimde Mithat Alam Film Merkezi’yle tanıştım. Ardından daha yoğun şekilde film izlemeye başladım. Sinema, beni hızla büyüyen bir şekilde etkisine aldı. Çok heyecanlandım. Ani bir kararla bu alanda çaba sarf etmeye karar verdim.

Güvercin
Banu Sıvacı
guvercin_yonetmenGüvercin benim ilk filmim. Sinemayla ilgilenmeye on
yıl kadar önce sinema setlerinde çalışarak başladım. Çeşitli sinema filmlerinde yardımcı yönetmenlik yaptıktan sonra ilk filmimin hazırlıklarına başlayabildim. Güvercin’i doğduğum mahallede çektim. Oradan çocuk denecek yaşta ayrılmıştım ama o yıllar detaylarıyla hatırımdaydı. Çatılarda güvercin besleyen insanları o zaman tanımıştım. Çoğunlukla bütün günlerini kuşlarla geçirirlerdi. Beklentilerin, hayallerin ekonomik engellere yenik düştüğü mahallelerde bu tip tutkular daha yaygın. Yusuf karakteri bu hatıralarımın içinde oluştu. Elbette filmi çekmeye karar verdikten sonra da güvercin besleyen birçok insanla tanışıp hikâyelerini dinledim. Filmde geçen birçok olay gerçekte dinlediğim bu hikâyelerden izler taşıyor. Filmde çoğunlukla Yusuf’un kendini toplumdan uzak tutma çabasına şahit oluyoruz. Yusuf kendi sığınağını oluşturan bir genç. Onun için yeryüzündeki hiçbir olay yeterince önemli değil. İnsan olarak doğduğu hayata, erkek olarak devam etme sürecine girmek onun için zor. Babasından abisine miras kalan otoriter eğilim, Yusuf’tan artık genç bir adam olduğu için duyulan beklentiler, ona ağır geliyor. Gökyüzüne bakmak, onun için gözlerini kendi hayatından başka bir tarafa çevirebilmek demek.

Put Şeylere
Onur Ünlü
put_seylere_yonetmenPut Şeylere, “Her şey hakkında. Hiçbir şey hakkında. Her şey hakkında” bir film. Girişe, gelişmeye ve sonuca inanmayan bir film. Filmin tutarlılığının, filmi yapanın tutarlılığında saklı olduğuna inanan bir film. Orta sınıf tarafından tutsak edilmiş sinemayı, orta sınıfın elinden kurtarıp filmi yapanın kendisine teslim etmek gerektiğine de inanan bir film. İşte böyle bir film.

 

 

 

NOT: Ulusal Yarışma’daki filmlerden Körfez’in yönetmeni Emre Yeksan ve Sofra Sırları’nın yönetmeni Ümit Ünal’la kapsamlı söyleşilerimizi önceki sayılarımızda, Kelebekler’in yönetmeni Tolga Karaçelik’le söyleşimizi de Nisan sayımızda okuyabilirsiniz. Bunların dışında yarışmada Murat Düzgünoğlu’nun Halef’i ve Semih Kaplanoğlu’nun Buğday’ı da yer alıyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.