Şu An Okunan
Usta Yönetmenlerin Kısa Filmleri – VIII

Usta Yönetmenlerin Kısa Filmleri – VIII

Day of the Fight (1951) – Stanley Kubrick

Süre: 12 dk.

“Şampiyon olmayı dünyadaki her şeyden çok isteyen” orta sıklet boksör Walter Cartier maç günü sabah altıda uyanır, ikiz kardeşi ve menajeri Vincent’la Manhattan sokaklarında kısa bir yürüyüşe çıkar. Ardından her ihtimale karşı, “akşam ya bir terslik olursa” diye, kilisede sabah ayinine katılırlar. Eve döndüklerinde Vincent kardeşine kahvaltı hazırlar. Öğleden sonra Walter sağlık kontrolünden geçer. Bir ara köpeğiyle oynayarak kafa dağıtır. Akşam üzeri saatlerindeyse maçın oynanacağı Laurel Gardens’a gelir. Vakit ilerledikçe basık, havasız soyunma odasında hazırlıklar bir bir tamamlanır, heyecan giderek yükselir, yüzlerdeki ifadeler gerginleşir. Ancak maçın kendisi değildir Walter’ın aklına takılan, zor olan “işin bekleme kısmı”dır. Ve o an gelip çatar, boksörler ringe çıkar.

Henüz yirmi iki yaşında tamamladığı ilk yönetmenlik denemesinde Stanley Kubrick’in çıkış noktası, 1949’da yeniyetme bir fotoğrafçı olarak Look dergisi için (yine Walter Cartier üzerine) hazırladığı foto-haberdir. Filmde yönetmen yardımcılığını üstlenecek dostu Alexander Singer’la birlikte, dönemin kısa spor filmlerinden çok daha iyisini yapabilecekleri inancıyla, hatta ucuza getirecekleri belgeselin satışından yüklü miktarda para da kazanabilecekleri beklentisiyle işe koyulmuşlardır (para konusunda hesapları tutmayacaktır).

Tarihî bir dramdan ya da bir savaş filminden çıkmış gibi duran epik bir müzikle başlayan Day of the Fight, hemen ardından dönemin haber filmlerindeki enformatif anlatımla kahramanına odaklanır. Walter’ı aktüel kamerayla sürekli yakından takip eden filmin tonunu belirleyen esas öğe de, dönemin izleyicisinin kısa haber filmlerinden aşina olduğu sert, otoriter üst sestir. Deneyimli sunucu Douglas Edwards, Walter’ın gününün mahrem detaylarını ve aklından geçenleri, haber programı sunar gibi ciddi bir ses tonuyla aktarır izleyiciye. “Zaman tuhaf bir şeydir” der bir yerde, “elinizde sınırlı miktarda varsa ve geçmesini istemiyorsanız göz açıp kapayıncaya kadar uçup gider. Şu andaki gibi bir an önce geçmesini istediğinizdeyse, gözlerini dikip suratınıza bakar.” Beklemenin gerilimi doruk noktasına ulaşıp nihayet maç başladığında, anlatıcının ve müziğin yerini salondaki taraftarların tezahüratı, bağırış çağırışı alacaktır. Sıradan işlerden oluşan bir gündelik rutin, sporcuyu sıradışı birine, “bambaşka bir adama” dönüştürmüştür.

Kubrick’in birer kamera egzersizi olarak gördüğü üç kısa belgesele imza attıktan sonra bir daha belgesel türüne dönmediği göz önünde bulundurulursa, Day of the Fight’la yönetmenin kariyerinin geri kalanı arasında doğrudan bağlar kurmak çok da kolay olmayabilir. Yine de tutkulu, hedefe kilitlenmiş karakterlere duyduğu ilginin, anlatıda gerilimi kurma ve yükseltme biçiminin daha bu ilk filmden kendini hissettirdiği söylenebilir. Fakat bu on iki dakikalık siyah-beyaz belgeselin belki de en ilginç yanı, birbirinden hiç ayrılmayan Walter ile ikizinin tekinsiz hâlleridir. Hatta bir noktada anlatıcı, her şeyi birlikte yapan ikizlerin sanki ringe de birlikte çıkacaklarını söyler. İnsanın aklına ister istemez, The Shining’in (1980) dehşet verici ikizleri geliyor.

<<<

>>>

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.