Kalabalık Bir Umut
Çiğdem Mater’in haklılığını çok iyi biliyoruz. Çiğdem’in zaten özgür olan zihni, özgür olan kahkahası, özgür olan ruhu gibi bedeninin de özgür kalacağı günleri bekliyoruz.
Yazı: Susma Bitsin
Bir hapishane nedir? Dört duvarın arasına konulmuş bir beden, sadece mesai saatleri içinde gerçekleşen avukat görüşmeleri, haftada bir gün belirlediğiniz üç kişiyle yarım saat görüşebilmek, iki ay içinde yedi kitaptan fazlasına ulaşamamak, çiçeklere, ağaçlara, kısacası saksı bitkileri dâhil herhangi bir yeşile bakamamak, izlemek istediğin filmlere, dizilere, videolara erişememek, herhangi bir resmin, afişin, fotoğrafın asılı olmasının yasak olduğu boş duvarlara bakmak, mavi ya da yeşil renk giyememek, günler boyunca kapalı kapılar ardında aynı kişilerle kalmak kalmak kalmak… Peki bütün bunların arasında: “Hapishane neşeli bir yer. Kahkahalı, gürültülü, umutlu bir yer. Öyle ağlak, umutsuz, çaresiz bir yer değil. Hele ki haklı olduğunuzdan eminseniz; neşeniz de kahkahanız da sizi bırakmıyor. Tecrübeyle sabit”* diyebilmek… Bu cümleler Çiğdem’in cümleleri. Bu cümlelerde afallatıcı bir güç var. Haklı olduğunu bilmenin gücü. Yaşamla kolay kolay kopmayacak bağlara sahip olmanın gücü. Şehrini, ağacını, sanatını koruduğu gibi sektöründeki kadınları korumak isteyen birinin gücü. Bu güç dört duvar arasına konmakla, yaşamsal her şeyi elinden almaya çalışmakla tüketilebilecek bir güç değil. İçeriden dışarıya akan bir güç. Dışarıdan da içeriye aktığı gibi.
Sorumuza dönelim, bu sefer başka bir açıdan cevap verelim. Bir hapishane nedir? Provada tacize uğramış bir kadının, tiyatroya duyduğu aşkı baskılayıp artık prova alanında bulunmak istemeyişi, set karavanında cinsel saldırıya uğrayan bir kadının yapım ekibinden destek görmemesi ve cinsel şiddet faili ile çalışmak istemediği için işinden olması, kurgu masasında şefinin sınır ihlalleri yüzünden artık kurgu odasına girerken boynundan parmak uçlarına kadar gerilen kadının “anlatırsam işimden olurum” korkusu, fotoğraf çekiminde yaşadıkları yüzünden işinin gerekliliklerini yerine getiremeyen bir kadının yaşadığı bulantı… Liste uzar. Bir kadının, kendi sesini kısmak zorunda kaldıkça, görünmedikçe, duyulmadıkça her geçen gün yavaş yavaş yaşamından eksilmesi. Gidilemeyen setler, provalar, çekimler; kadının etrafına sessizce örülen duvarlar. Bu da başka çeşit bir hapishane. Hem de inancı, neşeyi, hayatı silip süpüren bir hapishane. Biz sektördeki kadınlar olarak o hapishaneyi tanıyoruz ve duvarlarının nasıl kırılacağını biliyoruz. İstediği kadar kalın olsun, kalabalık bir umudun yıkamayacağı duvar yok. Bizim umudumuz var ve umudumuz çok kalabalık. Kadınlar yan yana geldikçe o hapishanenin duvarları inceliyor, bazen balyozlarla kırılıyor; içeri nefes giriyor, yaşam giriyor, haklı olmanın gücü doluyor içeri. Susma Bitsin o duvarlar yıkılsın diye uğraşıyor. Hiç şaşırtıcı değil ki Susma Bitsin’in kurucularından olan kadınlardan biri de hapishanesini içinde taşımayan, dört duvarın arasında bile ne inancından ne neşesinden dirhem eksiltmeden dimdik duran Çiğdem Mater. Biz mücadeleye devam ettikçe içine konulduğumuz hapishanelerin duvarları incelecek, yıkılacak ve gerçekten o duvarları hak edenlerin, faillerin etrafında örülecek.
Bir kez daha soralım: Bir hapishane nedir? Eğer hapishane yaşamsallığın yok olduğu, neşenin kaybolduğu, renklerin yerini grinin aldığı bir yerse buradan bakınca Çiğdem’i kapatmış olmaları onu hapsedebildikleri anlamına gelmiyor. Çiğdem’in özgürlüğünü elinden alanlar Çiğdem’i hapsettiklerini sanarak büyük bir yanılgıya düşüyorlar. Tıpkı dışarıda elini kolunu sallayarak gezen faillerin; taciz ya da tecavüz ettikleri, cinsiyet bazlı ayrımcılığa uğrattıkları, sınır ihlalleri yaşattıkları kadınları sessizliğe hapsettiklerini sanırken, üstünü kapattıkları suçlarıyla hayatlarına devam edeceklerini düşünürken büyük bir yanılgıya düştükleri gibi… Kadınların yan yana geldikçe nasıl da güç bulduklarını, inançla dolduklarını gördükçe uykuları kaçmaya başladı bile. Çünkü kadınların ruhsallıklarını hapseden o hapishaneleri yine kadınlar olarak özgücümüzle teker teker yıkıyoruz. Çünkü biz haklılığa inanıyoruz; haklıların bir gün mutlaka adalete kavuşacağına inanıyoruz. Ve biliyoruz, Çiğdem Mater’in haklılığını çok iyi biliyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde, çekilmemiş bir belgesel için kimsenin bir gün bile hapsedilemeyeceğini biliyoruz. Çiğdem’in zaten özgür olan zihni, özgür olan kahkahası, özgür olan ruhu gibi bedeninin de özgür kalacağı günleri bekliyoruz. Biz Çiğdem’e destek veriyoruz evet, ancak ona destek verdiğimiz kadar Çiğdem’in inancından, direncinden, neşesinden destek alarak da mücadelemizi sürdürüyoruz.
Ruhuna hapishane duvarları örmeyen kadından aldığımız güçle; hiçbir kadının ruhunda duvarlar örülmesin diye: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.
* Çiğdem Mater’in alıntılanan cümleleri Kutsal Motor’un YouTube programından, “Çiğdem Mater Yazdı: Sinemada Hapishane | Kapsül #5” bölümünden alınmıştır.

Sinemacı dostumuz Çiğdem Mater, diğer Gezi Davası tutsakları Mine Özerden, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’la birlikte 25 Nisan 2022 tarihinden beri hapiste. Osman Kavala ise kendine yöneltilen suçlardan defalarca beraat etmesine rağmen 1 Kasım 2017’den beri tutuklu. Hayal Havuzu’nu Çiğdem’e ve tüm Gezi tutsaklarına hayallerimizle yoldaşlık etmek için açtık.






