Kıvanç Yalçıner ile Engelsiz Filmler Festivali Üzerine Söyleşi: ‘Sinemada Kapsayıcılık Tüm Sektörün Sorumluluğu’
Puruli Kültür Sanat’ın düzenlediği Engelsiz Filmler Festivali, 24 Nisan’da gerçekleştirilen açılış töreniyle başladı. Festival koordinatörü Kıvanç Yalçıner’le festivalin çıkış noktasını, erişilebilir sinema mücadelesini ve kapsayıcı bir kültür politikası için izlenebilecek yolları konuştuk.
Puruli Kültür Sanat tarafından düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, 24-30 Nisan tarihlerinde 14. kez gerçekleştiriliyor. Sinema alanında erişilebilirlik meselesini odağına alan festival, görme ve işitme engelli bireylerin sinema salonlarında herkesle birlikte film izleyebilmesini mümkün kılan yapısıyla Türkiye’deki film festivalleri içerisinde kendine özgü bir yere sahip. Sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve işaret dili çevirisi gibi uygulamaları etkinliğin ayrılmaz bir parçası hâline getiren festival, erişilebilirliği geçici bir hassasiyet olmaktan çıkarıp sinema deneyiminin doğal bir unsuru olarak ele alıyor. Bu yıl “Bir arada film izlemek mümkün” sloganıyla yola çıkan festivali konuşmak üzere koordinatörü Kıvanç Yalçıner’le bir araya geldik. Yalçıner’le festivalin çıkış noktasından erişilebilir sinema mücadelesine, kapsayıcı bir kültür politikası için izlenebilecek yollardan bu yılki programdan detaylara uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Engelsiz Filmler Festivali’nin ortaya çıkış hikâyesiyle başlayalım isterim. Festival fikri ilk olarak nasıl doğdu, sizi bu alanda çalışmaya yönelten ihtiyaçlardan bahseder misiniz?
Engelsiz Filmler Festivali, kültür sanat etkinliklerine katılımın toplumsal hayatın önemli bir parçası olmasına rağmen, bu alanın engelli bireyler için erişilebilir tasarlanmadığı gerçeğinden hareketle hayata geçirildi. Festival fikrini tetikleyen temel ihtiyaç, görme ve işitme engellilerin sinema salonlarında herkesle birlikte film izleyebileceği teknik altyapının ve kültürel ortamın eksikliğiydi.
Erişilebilirliğin uluslararası sözleşmelerle tanınan bir hak olduğu gerçeğinden yola çıkarak, kültürel etkinliklerin kapsayıcı bir şekilde kurgulanması gerektiğini somut bir örnekle göstermeyi hedefledik. Sinemaya gitme eyleminin filmden mekân seçimine kadar tüm aşamalarıyla erişilebilir olarak tasarlanması ihtiyacı, festivalin varlık sebebini oluşturdu. Bu doğrultuda film gösteren bir etkinlik olmanın ötesinde, erişilebilir kültür sanat standartlarını tartışan ve uygulamaya çalışan bir model geliştirme hedefiyle çalışmalarımıza başladık.
Festivalin merkezine yerleşen “herkesin sinemaya eşit koşullarda erişimi” fikrini siz nasıl tanımlıyorsunuz? Kapsayıcı bir sinema deneyiminin sürdürülebilir ve kalıcı bir kültür politikası hâline gelmesi için neler gerekiyor?
Engelsiz Filmler Festivali “herkesin sinemaya eşit koşullarda erişimi” fikrini, teknik bir düzenlemenin ötesinde temel bir kültürel hak ve sosyal adalet meselesi olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım da sinemanın fiziksel bir mekânın ötesine taşınarak sunulan içeriğiyle, yan etkinlikleri ve atmosferiyle herkesle aynı anda, eksiksiz bir biçimde deneyimlenebilmesi ilkesine dayanıyor.
Biz festivalin, kapsayıcı bir sinema deneyimi yaratmanın mümkün olduğunu her yıl yeniden gösterdiğine inanıyoruz. Burada bahsettiğimiz kapsayıcılık da filmlerin sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı ile sunulması, mekânların fiziksel erişilebilirliğinin sağlanması ve iletişim mecralarının kapsayıcı bir biçimde kurgulanmasıyla mümkün.
Festivalin sürdürülebilirliği ise hem festivali gerçekleştiren ekibin iradesine hem de paydaşların desteğine bağlı bir süreç. Ancak sürdürülebilirliğin kalıcı olması için bu kapsayıcı modelin tek bir festivalin çabasıyla sınırlı kalmaması; kamu politikalarından sinema salonu işletmeciliğine kadar tüm sektörün bu sorumluluğu paylaşması gerekiyor. Bu bilincin yaygınlaşması için ulusal ve uluslararası ağlarla iş birliği yaparak erişilebilirliğin kültürel üretimin ayrılmaz bir standardı olması için çalışıyoruz.
Sinemada engelli bireylerin temsili meselesi de bu tartışmanın önemli bir parçası. Festival programını oluştururken bu temsile nasıl bakıyorsunuz; bu alanda hangi anlatıları ve bakış açılarını görünür kılmayı önemsiyorsunuz?
Engelli bireylerin temsili söz konusu olduğunda görünürlüğün ötesine geçmek, bu karakterlerin hikâyenin öznesi olduğu ve ajitasyondan uzak anlatıların çoğalmasını sağlamak büyük önem taşıyor. Doğru ve çeşitli temsiller toplumsal algıyı dönüştürme, önyargıları kırma ve engelli bireylerin kendi hikâyelerini kendi perspektiflerinden anlatma imkânı sunma gücüne sahip. Programda yalnızca engelli karakterlerin yer aldığı filmlere odaklanmıyoruz. Fakat engelli bireylerin hayatın içinde var olduğu, arzuları, çelişkileri ve başarılarıyla derinlikli karakterler olarak var olduğu yapımları görünür kılmaya çalışıyoruz.

Festivalde çocuklara yönelik otizm dostu gösterimler de yer alıyor. Salon düzeninden ses seviyesine kadar yeniden düşünülen bu gösterimler, erişilebilirlik meselesinin nöroçeşitlilik boyutunu da görünür kılıyor. Kültür sanat alanında bu konuda nasıl bir eksiklik ya da farkındalık ihtiyacı görüyorsunuz?
Otizm dostu gösterimler, festivalin kapsayıcılığını nöroçeşitliliği de içine alacak şekilde genişletme çabasının bir sonucu. Tüm engel gruplarının ihtiyaçlarını karşılamanın zorluğunun farkındayız ancak imkânlar dâhilinde erişilebilirlik çerçevesini mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyoruz. Bu gösterimlerde salon düzeninden ses seviyesine kadar yapılacak basit düzenlemelerin, farklı hassasiyetleri olan izleyiciler için nasıl büyük bir fark yarattığını göstermeye ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmayı umuyoruz.
Biraz da içerik ayağından bahsedelim isterim. Seçkilerinizi hazırlarken hangi koşulları dikkate alıyorsunuz?
Engelsiz Filmler Festivali, her şeyden önce nitelikli bir film programını erişilebilir kılmayı hedefliyor. 14 yıldır önceliğimiz; güncel yapımları, sinema kültürüne yön veren önemli eserleri, retrospektifleri ve tematik seçkileri bir arada izlemeyi mümkün kılmak.
Bu yılki programda Kısa Film Yarışması’na ek olarak farklı bölümlerde pek çok film bir araya geliyor. Dag Johan Haugerud’un Hayaller’inden (Drømmer, 2024) Dardenne Kardeşler’in Genç Anneler’ine (Jeunes meres, 2025), Charles Aznavour’a odaklanan Oditoryum seçkisinden otizm dostu gösterime uzanan geniş bir yelpaze var. 14. edisyonun programını kurarken hangi temaların öne çıkmasını istediniz, seyirciyi nasıl bir karşılaşma alanı bekliyor?
Aslında önceki yıllara göre biraz daha küçük bir program sunabildik bu yıl. Tüm dünyada kültürel alan daralıyor ve bundan Engelsiz Filmler Festivali de etkileniyor. Sınırlı sayıda filmi seçkiye dâhil ederken mümkün olduğunca farklı öykülere, güncel ve öne çıkan yapımlara yer vermek istedik.
Saydığınız filmlere ek olarak Lauro Cress’in 2025 yılında çektiği Sabırsız Kalpler’den (Ungeduld des Herzens) de bahsetmekte fayda var. Engellilik temsili konusunda örnek olabilecek öğeler barındıran bir ilk film ve Türkiye’de ilk kez festival kapsamında gösteriliyor.

Önümüzdeki dönemde festivali nasıl bir yerde görmek istiyorsunuz? Planlarınız ve hedeflerinizden bahseder misiniz?
Erişilebilir filmleri festivalin ve Ankara’nın ötesine taşıyarak farklı şehirlerde ve mecralarda seyirciyle buluşturma çabamız 14 yıldır sürüyor. Daha fazla sinemasevere ulaşmayı hedefliyor, bunun için iş birlikleri geliştirmeye ve fikir üretmeye devam ediyoruz.
Son olarak klişe bir söylem ama sizce “erişilebilir sinema mümkün mü?”
Evet, bir arada film izlemek mümkün (gülüyor). Bunu gösterebildiğimizi umuyorum.
2021 yılında dâhil olduğu Altyazı Sinema Dergisi’nde haber editörü, Altyazı Fasikül’de yardımcı editör olarak görev alıyor. Ege Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji eğitimi aldı. Aigai antik kentinde uluslararası ve multidisipliner bir ekiple beş yıl çalıştı. İkinci bir kimlik olarak sinema yazarlığı yaptı. Yazıları FilmLoverss, bianet, Vesaire gibi çeşitli mecralarda yayımlandı. 2018 yılında kültür gazeteciliğine yöneldi. 2018-2021 yıllarında Kültür Servisi’nde yardımcı editör olarak yer aldı. Kültürel haklara ve kültür politikalarına odaklanan Kültür Meclisi projesinde editörlük yaptı; dosya haberler ve röportajlarla projeye katkı sundu. bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyesi’ne ve İFÖD’ün Sansür Kıskacında İfade Özgürlüğü Programı’na katıldı.







