Şu An Okunan
Radu Jude ile Bad Luck Banging or Loony Porn Üzerine Söyleşi

Radu Jude ile Bad Luck Banging or Loony Porn Üzerine Söyleşi

İstanbul Film Festivali

71. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan Bad Luck Banging or Loony Porn, kocasıyla çektiği amatör porno kaydının internete sızmasıyla işini ve itibarını kaybetme noktasına gelen bir öğretmenin öyküsü üzerinden toplumsal ikiyüzlülüklere ve çöküşe dikkat çekiyor. Filmin yönetmeni Radu Jude ve başrol oyuncusu Katia Pascariu ile hâl ve gidişatımızı konuştuk.

Söyleşi: Esin Küçüktepepınar

“Nedir bu cinsellik ve itibar çelişkisi, meselenin özüne bakmak gerek” diyor, nevi şahsına münhasır yetenekli Rumen yönetmen Radu Jude. Berlin’den taze Altın Ayı ödüllü, “Talihsiz Düzüşme ya da Çılgın Porno” olarak çevirebileceğimiz şahane taşlaması Bad Luck Banging or Loony Porn’u konuşuyoruz. Filmin muzip afişinden de anlaşılacağı üzere mevzu ‘karanlık’ bölgelere, kadın hazzından korkuya kadar uzanacak. Kocasıyla çektiği amatör porno kaydının internete sızmasıyla işini ve itibarını kaybetme noktasına gelen bir öğretmenin peşinde, bize de maalesef pek tanıdık gelen durumları, kabalık, cehalet, işgal ve cüretkârlıkla istila edilen alanları tespit ediyor yönetmen. Müstehcenlik üzerinden ikiyüzlülüğümüzü ve pandemi vesilesiyle iyice görünür olan çöküş hâlimizi, memleketi Romanya üzerinden ifşa etmek derdinde. Bunu da üç ayrı bölümlü filminde ‘deliliğe methiye’ kıvamında, seyirciyi oyuna davet eden, oyuncaklı ve kışkırtıcı bir üslupla yapıyor. Radu Jude ile zamane ruhuna uygun olarak bir yuvarlak masa söyleşisi için Zoom marifetiyle buluşarak, yönetmenin Bükreş’teki evine bağlanıyoruz. Soruların sanal şekilde el kaldırılarak sorulduğu, ziyadesiyle tuhaf bu âleme başroldeki Katia Pascariu da katılıyor.

Müstehcenlik anlayışımıza bakınca ikiyüzlülükle karşılaşıyoruz.

Bad Luck Banging or Loony Porn’u müstehcenliğe bakışımız üzerinden ikiyüzlülüğümüz üzerine bir film olarak özetlersek, nasıl başladı her şey?

Radu Jude: Bir haberle başladı aslında. Porno kaydı sızan bir öğretmenle ilgili bir haber okumuştum; derken Hollanda ve Fransa gibi yerlerde de benzer olayların yaşandığını öğrendim. Ama film bu hikâyelerden değil, sonrasında arkadaşlarımla yaptığımız sohbetlerden çıktı. Saatlerce süren tartışmalar öylesine alevlendi ki birbirimize düştük. Karşıt görüşlerle kamplara ayrıldık. Hatta sözel şiddet bile yaşandı. Mevzunun bu denli çıkmaza girmesi çok düşündürücüydü. Ne de olsa şiddet ve diğer tartışmalı konulara böyle yaklaşmıyoruz. Dolayısıyla konuyu doğrudan anlatmak yerine bu olayların etrafında dönen tartışmaların derinine inmek istedim. Müstehcenlik anlayışımıza bakınca ikiyüzlülükle karşılaşıyoruz.

Senaryonun çok önceden bittiğini biliyoruz, pandemi sizi nasıl etkiledi?

R. J. : Tam çekimlere başlıyorduk ki pandemi başladı. Dünya kapanınca bekledik ama bir an önce de çekmek istiyordum. Yapımcılarım sayesinde ilk fırsatta hızlıca ve düşük maliyetle kotardık. Yasakların getirdiği tüm kurallara uyduk, sağlık önceliğimizdi.

Pandemi sette ilave bir gerilim yarattı mı?

R. J. : Sinemacılar sürprizlere hazırlıklıdır zaten ama ekiple uzun görüşmeler ve planlamalarla riski azaltmanın yollarını bulduk. Özellikle oyuncular için kolay değildi ama çekimlerin sonunda kimse hastalanmadı. İnanın bu filmin başarısından daha önemli benim için. Gurur duyuyorum.

Berlinale 2021, Radu Jude

Maske kullanmanın oyunculuğunuza nasıl etkisi oldu?

Katia Pascariu: Duyguları geçirebilmek çok önemliydi malum. Maske engellemedi. Görünüşüme daha az çalışıp görünmeyen üzerine yoğunlaştım. Duygusal veya pratik olarak hiç zorlanmadım.

Filmin başındaki pornoda da farklı tür de olsa maskeler var.

R. J: Şansıma porno bölümünü pandemi öncesi, geçen yıl Berlinale zamanında çekmiştim. Önümü görmek, etrafında toparlayacağım konulara hâkim olmak adına. Pandemi maskeleriyle mevzuya bambaşka manalar yüklenmeye başlandı ama benim için aslında bir kostümden farklı tarafı yok. Bazen politik mesaj içeren maskeler kullanarak eğlendik. Sonuçta cinsellik bahane, ardındaki iki yüzlü hâllerimize, tepe taklak gidişatımıza bakıyoruz.

Cinsellik konuşulduğunda ataerkil bir anlayışla konuşuluyor ki, bu da zaten politiktir.

Filmin afişinden de anlaşılacağı üzere mesele karanlık bir bölgeye, kadın hazzından korkuya bağlanıyor. Cinsellik üzerinden politika yapmak ve muhafazakârlaşmak pek makbul değil mi?

K. P: Zaten kadın bedenine dair alınan her karar politiktir. Sadece Romanya değil, her yerde böyle bu. Belki biz diğer Avrupa ülkelerinden daha muhafazakâr gibi görünüyoruz ama bu anlayışın küresel olduğuna inanıyorum. Cinsellik konuşulduğunda ataerkil bir anlayışla konuşuluyor ki, bu da zaten politiktir.

R. J. : Aynı fikirdeyim. Romanya’da, özellkle 1920 ve 30’larda cinsel bastırılmışlığa karşı tepkiler oluştu ama şair Geo Bogza gibileri maalesef gelenekselciler tarafından ağır saldırılara maruz kaldılar. Komünist diktatörlükte ise beden ve cinsellik meselesi iyice kötüye gitti, konuşup tartışmak mümkün değildi. Benim ilkokulda olduğum 80’li yıllarda açık saçık kadın fotografları görülmezdi. Pornografik dergi bulmak, hazine bulmak gibiydi. Komünizm sonrası özgürlük ise ayrı mesele. Bu kez da aşırı bir kabalık ve delirmişlik ortaya çıktı. 90’lı yıllarda ‘Fahişe’ gibi isimlerle dergiler çıkmaya başladı. Kadını sürtük olarak görme anlayışı işte. Hâlâ benzer anlayış hakim, bir galada veya kalabalık gösterimde bile “..cık”kelimesi geçse insanlar kahkahalar atıyor, mevzu ciddi olsa bile. Cinsellik hâlâ ahlaki ve ideolojik baskıların etkisinde.

K. P: Buradaki mesele kontrol bence. Yani cinselliği, kadın bedenini kimin kontrol ettiği. Günlük hayatta kadınların yaşadıkları, karşımıza çıkarılan imajlar, okulda aldığımız eğitim, her şey nasıl da kontrol edildiğimizin göstergesi. Kimler bizi kontrol ediyor, buraya bakmak gerek. Bu filmde bile kadının yansıması, porno filmdeki temsili gibi detaylara bakalım. Çünkü kontrol edenin kim olduğuna göre değişiyor. Tamamen politik.

Filmlerinizde antisemitizmden (Imi este indiferent daca in istorie vom intra ca barbari / Tarihe Barbar Olarak Geçmek Umrumda Değil) Romanlara karşı ırkçılığa (Aferim!) kadar referanslar var. Burada da dön dolaş geçmişten günümüze benzer belalar içinde debelendiğimiz görülüyor değil mi?

R. J. : Tarih her ne kadar kendini tekrar etse de yeni bir yorumlamaya muhtaç tabii ki. Taze bir bakış açısıyla veya yepyeni bir şey gibi yaklaşmak gerek. Irkçı ideoloji hâlâ hükmünü sürdürüyor ve sürekli yeni şekilleriyle karşımıza çıkıyor. İki yıl önceki LGBTİ+ referandumu, yani aynı cinsiyetten çiftlerin evliliğinin yasaklanması konusunda parlamentodaki konuşmalar inanılmazdı! Tıpkı 1930’larda Yahudilere karşı başlatılan olaylar gibi. Aynı terane, “Ulusal değerlerimiz elden gidiyor”, “Böyle zehirli fikirler gençlerimize zarar veriyor”, “Bu Batı medeniyetinin çöküşüdür” gibi safsatalarla oyalamaca. Diğer olaylar ve formlarla ilişki kurarak bu ideolojilerin geçmişten geleceğe, seceresini rahatça çıkarabiliriz. Sabah kalktık, başımıza bunlar gelmiş durumu yok ki.

Bu porno gayet sıradan. Filmin vizyona girebilmesi için bu bölümün çıkarılması gerektiğini söyleyenler var. Tabii ki çıkarmam.

Üç bölümden oluşan film, klasik sinema anlatımının dışına keyfince savruluyor. Tam da içinde bulunduğumuz akıl dışı duruma dair haklı bir delirmişliğin filmi desek?

R. J. : Özgürce bir film yapmak istedim. Kuralsız, bağımsız, hatta skeç gibi. Çünkü ancak bu yöntemle söylemek istediklerimi ifade edebileceğimi anladım. Çünkü bildik sinema anlatımında bazen bütünün hayrı için en şahane fikirleri çöpe atmak zorunda kalıyorsunuz. Bu nedenle anlatım kalıplarını bozmak manasına da gelse senaryoyu bir not defteri, bir skeç gibi tasarladım. İyi bir dramaturjinin sağlayacağı sinema duygusunu riske atmış oluyorsunuz ama yeni bir şey denemek istedim. Çünkü akıl çağında değiliz ve tepkilerimize bakınca da ilk anda mana veremiyoruz. Zıvanadan çıkmak lazım. Amacım mana çıkartmaya çalışırken kışkırmak, oyuna davet etmek, artık ne derseniz. Yeter ki seyirci kalmayalım.

İlk bölümde Bükreş sokaklarında öğretmen rolündeki Katia’yı takip ediyoruz. Kamera cinéma vérité gibi bir yol izlese de arada ses bandı ve imajlarla müdahale var, biraz anlatır mısınız?

R. J. : Cinéma vérité ile ortaya karışık diyebiliriz. Esas olarak arka planda belgesel var. Katia’nın karakteri elbette kurmaca ama onu gözlemleyerek takip ediyoruz. Tabii ki bazı anlar önceden tasarlanmış, planlı müdahaleler. Kamera da montaj sinemasına yer açmak için bazen sağa sola dönüp, çiçeği, kaldırımı gösteriyor. Bazı izleyiciler olayların ziyadesiyle gözümüze sokulduğundan şikâyetçi ama maalesef kimseye incelikli bir anlatım sunamayacağım.

Radu Jude

Sokaklardaki ahvalimiz darmadağın. Derin bir çöküş hissiyatı yaşanıyor desek?

R. J. : Niyetim sadece olanı değil, ardındakini göstermek zaten. O nedenle montaj sinemasına başvurmam gerekiyordu. Kentin dinamiği, yaşananlar ve karakter arasındaki bağlantılar bir araya gelmeliydi ki yaşadığımız gerçekliğin mümkünse tamamına hâkim olalım. Kentler agresif ve şiddet doludur dediğimizde, aslında kendimizi anlatıyoruz. Çünkü kentler biziz. Bizlerin oluşturduğu topluluklar bütünü. Kent, nasıl organize olduğumuza, nasıl davrandığımıza dair fikir verir. Sadece şiddet, kabalık, cinsiyetçilik değil bahsettiğim. Sınıfsal ayrımın vehameti de çok önemli. Komünist rejimde metro sistemi gibi şahane işler de yapıldı ama son dönemlerinde Çavuşesku’nun kenti nasıl da tarumar ettiğini de biliyoruz. Gelgelelim diktatörlüğün sona erdiği 1990’lara, yani demokrasiye bir şekilde kavuştuğumuz yıllara dair özrümüz yok. İşte bundan sonrası, bu gördüğümüz çöküş bizim eserimiz, çöküş biziz.

Sizinle ortak bir tarihimiz var ama şimdi de ne çok benzeşiyoruz.

R. J. : Sadece ortak bir tarihi paylaşmıyoruz ki. Pek nazik söylediniz. Bize okulda sizinle ilgili neler neler öğretildi, Osmanlı’yı defalarca yendik, yüzlerce kez tekmeyi bastık, kovduk memleketimizden.

K. P: Ve işe bakınız ki aynı zamanda kurban da biz olduk.

R. J. : Evet, yine de kurban biziz. Çünkü resmi tarihe göre savaşta yenildik. Şaka bir yana, filmin aynı zamanda yöresel ve bu coğrafyaya ait olmasını istedim. Kendi hikâyelerimizle daha evrensel olunacağına inanıyorum. Avrupa filmleri, ortak yapımların da etkisiyle uzaklaşıyor bence bundan, adları bile herkesin aşina olabileceği şekilde değiştiriliyor. Benim anlayışım ise tam tersi. Hollywood Polonyası değil gerçek Polonya ile ilgiliyim. Romanya’da yaşıyorum ve içinde yaşadığım toplumu anlamak ve keşfetmek istiyorum. Umuyorum ki para bulursam Alman filmi çekeceğim ve Alman toplumunu anlatmaya çalışacağım.

Aşırı sağ sadece Romanya’da değil Macaristan, Polonya ve hatta Almanya’da da yükselişte. Ne yapılabilir, bilemiyorum.

Kaldırıma park eden ve kamusal alanı işgal etmesine rağmen diklenen, suçlu ve güçlü cip sahibi gibi benzer davranış biçimlerimizi kastetmiştim.

R.J. : İşte kaldırıma park eden adamların sorumlusu biziz. Bu metafor olarak toplumun davranış biçimini yani bizi işaret ediyor. Artık bireysellik gibi algılanan narsistik davranış bozuklukları bunlar. Tabii ki buna itiraz edenler var. Ben de istemiyorum, Katia da, siz de. İyi de sonuç bu. Kimse istemiyorsa niye böyle yaşıyoruz? Hannah Arendt’in geleceğe dair hayallerimizle ilgili söylediklerine katılıyorum. Yani bireysel olarak sizin, benim görüşlerimiz yetmiyor. Gelecek, topluluk olarak hep birlikte yaptıklarımızla şekilleniyor. Sonuç, yaşadığımız kent ve değerlerimiz tamamen bizi ifade ediyor. En azından böyle yaşamayı kabul etmişiz. Değiştirmeye kalkışmak yerine kabullenmişiz. Korkunç gidişatı öylesine izliyoruz. Bakın kesif bir koku var dışarıda. Doğu Avrupa’dan yasal olmayan yollardan getirilen çöpler Bükreş civarında yakılıyor ve bu feci bir hava kirliliği yaratıyor. Otoriteler de biliyor, halk da ama kimse müdahale etmiyor. Halbuki bu rezilleri tekme tokat kovmak ve verdikleri zarara son vermek mümkün. Ama yapmıyoruz, topluluk hâlinde hareket etmiyoruz. Demek ki bunu istiyoruz.

Porno görüntüleriyle başlamanın çarpıcılığı kadar riskleri de var, bunun filmin dağıtımına etkileri sizce nasıl olacak?

R.J.: Bence bu porno gayet sıradan, gayet banal. İnternette iki saniyede bulacağınız şeyler. Romanya’da durum nasıl olacak bilemiyorum. Zaten vizyona girebilmesi için şimdiden bu bölümün çıkarılması gerektiğini söyleyenler var. Tabii ki çıkarmam. Ancak TV için istisna olabilir. Yani burayı siyahla karartıp üzerine izleyebilecekleri linkin adresini yazabilirim, o şartla olur. Beğenenler olduğu kadar sevmeyenler ve itiraz edenler olacaktır. Sanırım film yapmanın güzelliklerinden birisi de bu. Herkesin beğendiği ve hemfikir olduğu bir film yapmanın çekici bir tarafı yok ki.

Radu Jude

Filmin ikinci bölümü olan ‘Sözlük’ ideolojik içeriğin tam da montaj sinemasıyla anlatıldığı bir bölüm. Süreci biraz anlatır mısınız?

R. J. : İçinde debelendiğimiz hâlimizin sözlüğü. İnternetten edebiyata içinde yaşadığımız dünyayı sözlerle, fotoğraf ve görüntülerle açıklayan bir sözlük olsun istedim. Burada form, içerik kadar önemli benim için. Sinema dünyayı anlamak, araştırmak için bir aracı. Bunlardan birisi de montaj sineması. Yan yana alakasız gibi görüntülerden yeni bir mana keşfedebilriz. Eisenstein, Godard gibi ustaların izinde, umarım bana olduğu kadar seyirci için de uyarıcı ve heyecan verici gelir.

Filminizin bir şeyleri harekete geçirebilecek kadar önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

R. J. : Yanıtı pek ikircikli; yani değil desem olmaz, takmıyormuşum gibi olur. Önemli desem ukala gibi algılanacağım. Esasen filmin bir şeyleri değiştirebileği fikri çok tehlikeli. Hem de çok korkutucu, düşünsenize bir filmle böylesine bir güç. Bana göre sinema insanların daha iyi görmesini sağlar; olaylara farklı açıdan bakmaya, aralarında bağlantı kurmaya yarar. Kimseye vaaz vermek niyetinde değilim ve herkes kendi istediğini alacaktır. Romanya’nın Yahudi soykırımıyla ilintisini anlattığım filmim de (Tarihe Barbar Olarak Geçmek Umrumda Değil) büyük tepki uyandırmıştı. Aferim! o kadar tepki çekmedi. Neyse istemeyen izlemesin.

Türkiye ve ötesinde durumlar vahim ama aşırı sağ Avrupa’da da korkutucu bir yükselişte, sizce buradan nereye gidilir?

R. J. : Bilemiyorum ama herkes gibi ben de çok endişeliyim. Sadece Romanya değil Macaristan, Polonya ve hatta Almanya’da da yükselişteler. Ne yapılabilir, bilemiyorum. Ancak daha kötüsü olmayacağını umarak bekleyebilirim. Tek başıma bir şey yapamayacağım ortada.

K.P.: Maalesef ki durum vahim. Romanya’da artık parlamentoya seçilmiş bir kişi de var; yani resmîleşti. Buna itiraz edenlerin olması rahatlatıcı ama iktidar partisinden güçlü bir karşılık görememek üzücü. Bence daha da kötüye gidecek. Fakirin daha da fakirleştiği bu gidişatla aşırı sağ yükseliyor. Çünkü durumu manipüle etmeyi en iyi onlar biliyor. 

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.