Şu An Okunan
Romain Gavras ve Ladj Ly ile Athena Üzerine Söyleşi: Kaosun Koreografisi 

Romain Gavras ve Ladj Ly ile Athena Üzerine Söyleşi: Kaosun Koreografisi 

Romain Gavras’ın dünya prömiyerini geçtiğimiz günlerde Venedik’te yapan ve senaryosunda Sefiller filmiyle tanıdığımız Ladj Ly’in de imzası olan Athena, Netflix Türkiye’de yayında.

Söyleşi: Öykü Sofuoğlu


Advertisement

Venedik Film Festivali Ana Yarışması’nda görücüye çıkan Romain Gavras imzalı Athena, bu hafta Netflix kataloğuna eklendi. Paris banliyölerinde 13 yaşındaki bir çocuğun polis üniformalı kişiler tarafından öldürülmesi üzerine, sosyal konutlarda yaşanan ayaklanmaları takip eden film, şiddetten ve öfkeden beslenen enerjisiyle seyircisini alıp götüren ve soluksuz bırakan bir kasırgayı andırıyor. Şiddet temsili, siyasi ve toplumsal alt metin bağlamında tartışmalı yönlere sahip, ancak teknik ustalığın her anlamda hissedildiği filme dair sorularımızı yönetmen Romain Gavras ve senarist Ladj Ly’ye sorduk. 

Athena günümüz sinemasında eşine az rastlanır bir teknik yetkinliğe sahip, kesintisiz tek plandan oluşan on iki dakikalık bir açılış sekansıyla başlıyor. İlk andan itibaren filmin temposunu ortaya koyan bu görkemli sekans nasıl çekildi?

Gavras: Bu sekans bolca ter, gözyaşı ve kanla çekildi! Oyuncularla beraber küçük bir kamera kullanarak iki ay boyunca prova yaptık. Bu sayede onların koreografi içerisinde nasıl konumlanacağına karar verdik. Yavaş yavaş figüranlar ve alevler eklendi. Yeşil ekran ve CGI kullanmaktan hiç hoşlanmıyorum. Dolayısıyla her şeyin olabildiğince gerçek görünmesi için uğraştık. Çünkü bugün 13 yaşındaki kızım bile Marvel filmleri izlediğinde gördüklerinin sahte olduğunu fark ediyor. Ne kadar büyük bütçeniz olursa olsun, CGI’ı fark etmemeniz imkânsız. Oysa burada kameranın gerçekten bu hareketleri yapmasının mümkün olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca bu tarz bir çekim daha fazla etkeni devreye sokuyor ve yönetmen açısından da daha eğlenceli. Bu sekans için 25 deneme çekimi yaptık ve filmde 15. çekimi kullandık. Film analog değil de dijital IMAX’de çektiğimiz için maliyet konusu sorun olmadı. Ancak upuzun bir koreografinin sonundaki küçücük bir detay bile her şeyi bozabiliyordu. 

Bu sekans bir anlamda filmin genel atmosferini de ortaya koyuyor. Karakterleri ya da yaşananları tam olarak öğrenmeden kendimizi olayların içinde buluyoruz. Seyirciyi kapsayan bu yaklaşım nasıl ortaya çıktı?

Gavras: Filmin yazılış sürecinde seyirciye ‘olayların içindeymiş gibi hissettirme’ fikri mevcuttu. Her bir karakterin dünyasına girmek ve onları farklı bir biçimde ortaya koymak istiyorduk. Çoğunlukla filmlerde karakterler arka planlarıyla ilgili bilgiler verilerek tanıtılır ama biz onların mizansenle vücut bulmasını hedefledik. Örneğin açılış sekansında Abdel’i ilk kez gördüğümüz kısımda kamera onun etrafında, zihninin bir yansıması gibi son derece istikrarlı ve düzenli bir şekilde hareket ediyor. Sonrasında kardeşi Karim’i gördüğümüzde mizansene kaos hâkim, çünkü zihninin içi de bu durumda. Bu sekanstaki üçüncü karakter ise sosyal konutun ta kendisi. Bu yapının coğrafyasını ve barındırdığı çatışmaları anlamak içinse etrafında dönüyoruz. Hatta film bu mekânın asla dışına çıkmadığı için bir tek mekân filmi olarak bile düşünülebilir. Kısacası açılış sekansının en ustalık isteyen yönü hem karakterleri hem mekânı hem de çatışmayı bir arada tanıtmak oldu. 

Ly: Geçmişte 2005 yılındaki ayaklanmalarla ilgili bir belgesel (365 jours à Clichy-Montfermeil) çekmiştik ve o sırada ben de o bölgede yaşıyordum. Bu belgesel Athena için önemli bir esin kaynağı oldu. Çünkü tam anlamıyla ayaklanmaların içindeydik. Ben kameramla durmaksızın çekim yaptım. Ve buradan hareketle çatışmaların tam kalbinde yaşananları plans-sekanslarla anlatacak bir film fikri ortaya çıktı. Athena’da bir buçuk saat boyunca bu ayaklanmaların içine bir dalış (immersion) yapmak istedik. Seyircinin âdeta koltuklarına çakılıp baştan sonra tetikte kalarak bu olayların yoğunluğunu hissetmesini amaçladık. O anlarda insanın düşünecek, verdiği kararlar üzerine kafa yoracak zamanı olmaması filmdeki bu aciliyet duygusunu ortaya çıkardı.

Ayaklanmaların spontane ortaya çıktığını, öngörülmesi ve kontrol edilmesi imkânsız olduğunu düşünürsek, bu olayların her şeyin önceden bir koreografiyle planlandığı bir filme aktarırken zorlandınız mı?

Zor bir süreç olduğu doğru. Ama esas zor olan, askeri bir düzeni hatırlatan bir kesinlik içinde kaos yaratmaktı. İki aylık prova sürecinin sonunda polislerden çocuklara kadar herkes birbirini o kadar iyi tanıyordu ki onlar için bu artık dans etmek gibiydi. Kurgudan önce her şeyin belirsiz olduğu filmlerden farklı olarak çekimler sekans sekans yapıldığı için onlar da filmin inşa edilme sürecine tanık oldu. Teknik ekibin, çekimlerin yapıldığı sosyal konutlarda yaşayan çocukların, kısacası herkesin bu süreci takip etmesinin onları daha da hevesli kıldığını ve işlerini daha iyi yapma isteklerini arttırdığını düşünüyorum. 

Filmdeki karakterlerin âdeta mitolojik hikâyelerdeki gibi intikam açlığıyla yanıp tutuştuğunu ve bu yüzden kaderlerinin trajik bir yönü olduğunu hissediyoruz. Benzer bir şekilde Athena bir sosyal konuttan ziyade surlarında savaşılan bir kaleyi anımsatıyor. Filmin tarihsel anlatılarla kurduğu ilişkilerden biraz bahsedebilir misiniz?

Filmi, karakterlerin kendi iradeleri olsa da kaderlerinin onlara üstün geldiği modern bir Yunan tragedyası biçiminde inşa ettik. Tragedyalar kötücül bir eyleme başlar ve devamında gelenler kaderin daima insanın seçimlerine baskın çıkacağı gerçeğinden ibarettir. Bunun dışında binaların tepesine Ortaçağ kalelerindeki kulecikleri ekleyerek zamansızlık duygusunu aktarmak istedik. Çünkü çatışmalar hep aynı yapıya sahiptir. Bireysel acının bir milleti etkisi altına aldığı kalıplar tekrar tekrar karşımıza çıkar. Athena’da ise bir yandan tragedyaların akışını takip ederek, sembolik görsel unsurlarla da zamansızlığı vurgulamaya çalıştık. Örneğin Fransa’da polis güçleri hiçbir zaman savunma taktiği olarak Roma’ya özgü Kaplumbağa Dizilişi’ni uygulamaz. Bizse bu görsel unsurlarla çatışmanın ikonografisini ortaya koymak istedik. 

Athena, bir yandan banliyödeki şiddetin yalnızca banliyönün kendisine zarar vereceğini gösterirken bir yandan da seyirciyi harekete geçiren bir enerjiyle dolu sanki. Bu çelişkili şiddet temsilinin olası sonuçları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şiddet temsiliyle ilgili bu tartışma: “Rap müzik ve bilgisayar oyunları mı gençleri şiddete yöneltiyor?” gibi sorularla sürekli karşımıza çıkıyor. Ben bunun toplumla, sosyal ve kültürel bağlamla ve öfkenin yoğunluğuyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Filmler elbette toplumun bir yansıması niteliğindedir ancak bu dürtüye yol açması çok zor. Bir film izlersin ve canın sigara içmek ister çünkü Marlon Brando sigara içiyordur. Bir film sana Tony Montana gömleği giyme isteği verebilir ama seni uyuşturucu satıcısı yapmaz.  

Filmde polis ve banliyö arasındaki çatışmalarda aşırı sağın etkisine filmin sonlarına yakın, dolaylı bir şekilde şahit oluyoruz. Politik ve toplumsal varlığını hissetsek de anlatıda aşırı sağ merkezi bir konuma sahip değil. Bu tercihinizi nasıl açıklıyorsunuz?

Filmdeki olayların büyük çoğunluğu seyirci olarak görüş alanımızın dışında var oluyor. Filmin sırrı tam olarak bu: Bize görüş alanının dışında çok büyük şeyler yaşandığını hissettiriyor. Ulusun içten içe kaynamasını, aşırı sağ grupların varlığını hissediyoruz. Ancak esas olarak yakın ilişkilere ve ana karakterlerin hikâyelerine odaklanmak istedik. En nihayetinde bunun sembolik bir yönü olduğunu da düşünüyorum. Günümüzde aşırı sağın insanları yönlendirdiği bir gerçek. Ancak anlatının zamansızlığını vurgulamak adına özellikle bu harekete odaklanmak istemedim. Çünkü bugün aşırı sağın yaptıklarını ilerde başka bir grup ya da hükûmet de yapabilir. 

Seyircisini ne düşünmesi gerektiği konusunda yönlendiren bir sinema anlayışının aksine Athena farklı bakış açılarını bir araya getiren çok boyutlu bir film. Bir basın toplantısında filminizin mesaj iletme çabası olmadığını söylemiştiniz. Bunun aynı zamanda seyircinin sorumluluk almasını ve film karşısında kendi bakış açısını belirlemesini gerektiren bir yaklaşım olduğunu söyleyebilir miyiz?

Ben seyircisine vaaz veren, neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleyen filmlerden hoşlanmıyorum. Bir şeyler hissetmemi sağlayan filmleri seviyorum. Çünkü film kalbime dokunursa eğer zihnim onu analiz etmeye başlıyor. Ama film bana ne düşünmem gerektiğini söylerse genellikle buna karşı bir pozisyon almaya eğilimim oluyor. Mesaj vermeye çalışan filmlerin bunu yaparak kendilerine zarar verdiğini düşünüyorum. Biz yönetmenler olarak duygularla, bir ikonografiyle çalışıyoruz, hashtag’lerle değil.


Athena, Netflix Türkiye üzerinden izlenebiliyor.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.