Şu An Okunan
Anna: Vasat Bir Femme Fatale Fantezisi

Anna: Vasat Bir Femme Fatale Fantezisi

Luc Besson’un son filmi Anna, başroldeki Sasha Luss’un çekiciliği üzerine kurulu vasat bir ajan filmi.

Çok güzel ve yetenekli bir kadın, zorluklarla dolu bir özgürleşme hikâyesi, Soğuk Savaş kaynaklı bir politik gerilim atmosferi ve tempo yükseltici aksiyon sahneleri. Bayatlamış bir sinema evrenine hapsolmuş, temel gücü cinselliğine ve güzelliğine dayalı ölüm makinesi bir kadın; erkekleri cezalandıran bir femme fatale fantezisi… Evet, bu filmi daha önce görmüştük.

#MeToo hareketinin güçlü etkisiyle birlikte yeni bir duyarlılıklar dönemine giren Hollywood’un bu yeni döneme alışmaya çalışırken sıklıkla sığındığı bir liman olmaya başladı bu formül. Yakın zamanda izlediğimiz Kızıl Serçe (Red Sparrow, 2018) ve Sarışın Bomba (Atomic Blonde, 2017) gibi filmler aşağı yukarı bu denklemi takip eden, başrollerine bazı ünlü ve güzel kadınları arzu unsuru olarak yerleştiren birer kopya âdeta. Marvel’ın da başrolünü Scarlett Johansson’ın üstlendiği, aşağı yukarı benzer bir hikâyeye sahip bir Black Widow filmine hazırlandığını biliyoruz. Filmi yönetmesi için teklif götürülen Lucrecia Martel’in geçtiğimiz günlerde konu hakkında söylediklerini hatırlamamak elde değil. Erkekler için yazılan rollerin kadın karakterle ikame edilmesindeki sözde feminizmin hiçbir şeye faydası olmadığından bahsetmişti Martel. Yeni nesil ‘kadın ajan’ filmleri de bir bakıma bundan ibaret.

Luc Besson’un bu açıklamadan kısa bir süre sonra dünya çapında vizyona giren son filmi Anna da böyle bir formülün uygulayıcısı. Filme adını da veren Anna’nın KGB tarafından reddedemeyeceği bir teklife zorlandığını ve sonrasında amansız bir katile ve ajana (ve tabii bir arzu nesnesine, fanteziye) dönüşmesini izliyoruz. Kariyerini büyük ölçüde güçlü kadın karakterlerin sürüklediği filmlerle inşa eden Besson’un pek yabancı olduğu bir konu da değil esasında bu. Yönetmen, adının duyulmasını sağlayan filmlerden Nikita’da (1990) buna çok benzer bir hikâye anlatmıştı. Anna ona yıllar sonra gelen bir yeni yorum gibi. Ancak Nikita’daki psikolojik derinliğe sahip karakter çalışmasının ve stilize anlatım dilinin yanından yöresinden geçemeyen, vasat bir taklitten öteye gidemiyor Anna.

ZAMAN AKIŞI MANEVRALARI
Anna, anlatı dünyasını bazı zaman akışı manevraları ve bunlara bağlı twist’lerle oluşturan bir film. Zaman akışında sıklıkla yapılan ileri ve geri atlamalarla daha önce gördüğümüz detayları tekrar ziyaret edip olayların akışını yeniden tanımlayarak ilerliyor Besson’un senaryo kurgusu. Bunun (şapkadan oldukça tahmin edilebilir tavşanlar çıkarıyor olsa da) belirli ölçülerde çalıştığını söylemek mümkün. Ancak film aynı numarayı o kadar çok tekrarlıyor ki hem o şaşırtıcı etkiyi yitirmeye başlıyor hem de izleyicinin zihnine zaman akışını yerli yerine oturtmaktan başka bir alan bırakmıyor. Bunun film izleme deneyimini olay örgüsü odaklı doğrusal bir düzleme hapseden, sığlaştırıcı bir etki yarattığını söylemek gerek. Anna’nın duygusal dünyasını ve hikâyenin psikolojik bağlamını iki boyutlu bir özgürlük mücadelesine indirgeyen film, karakterin derinine inemiyor.

Bununla birlikte Besson’un kariyerinin başından bu yana görece başarılı olduğu aksiyon sahnelerinde filmin seyir zevkinin belirli bir ritme ulaştığı söylenebilir. Özellikle klip estetiğini takip eden, hızlı kurgu anlayışıyla kotarılmış geçiş sahnelerinin ve John Wick esintileri taşıyan restoran sahnesinin belirli bir estetik çekiciliği olduğu kesin. Ancak filmin görsel estetiğini ve dinamizm ihtiyacını aslen bir süpermodel olan ve bu filmdeki rolüyle sinemaya tanıtılan Sasha Luss’un çekiciliğine dayandırdığını söylemek gerek. Hikâyenin temel çıkış noktasının Anna’nın olağanüstü güzelliği olması bir yana, karakter filmde yalnızca bir arzu nesnesi işlevi görüyor. Aynı Kızıl Serçe’deki Dominika Egorova gibi esas gücü kendini arzulatabilmesi olan, o doğrultuda giydirilen, aksiyon sahnelerindeki görünüşü dahi voyörist bir gözle fetişleştirilen bir karakter Anna.

Sasha Luss, Luc Besson’un (geçmişte Natalie Portman, Milla Jovovich ve Cara Delevigne gibi örneklere benzer şekilde) sinema kariyerini ‘parlattığı’ yeni güzel kadın olmaya aday. Luss’un sinema kariyerinin devamı gelir mi bilinmez ama uzun süredir hatırı sayılır orijinallikte bir işe imza atmamış olan Besson’un geçmişteki prestijinin epey yara almış olduğu söylenebilir. Anna da son dönemde yönetmene yöneltilen taciz ve tecavüz suçlamalarının gölgesinde, Besson ya da espiyonaj hayranları dışında pek kimsenin dikkatini çekmeyecek bir film.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.