Şu An Okunan
Aşk: Sahibinin Sesi

Aşk: Sahibinin Sesi

Her, Aşk

Spike Jonze imzalı Aşk, çok uzak olmayan bir gelecekte, yalnız ve melankolik Theodore’la bir yapay zekâ ürünü arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Parlak bir fikirden yola çıkan film inşa ettiği geleceğin detaylarıyla fazlaca meşgul olup anlatmak istediği ilişkiyi ihmal etse de, oldukça etkileyici bir depresif dünya yaratmayı da başarıyor.

Merve Kayan

Aşk bir süredir ayrı olduğu karısından boşanmak üzere olan yalnız ve melankolik Theodore Twombly’nin piyasaya yeni sürülen bir bilgisayar işletim sistemini kullanmaya başladıktan sonra değişen hayatını anlatıyor. Yakın bir gelecekte, Los Angeles’ta geçen film, insan ile bir yapay zekâ ürünü arasındaki ilişkinin ve karşılıklı aşkın imkânını sorguluyor. Senaryosunu Charlie Kaufman’ın yazdığı filmleriyle 2000’li yılların en başarılı yönetmenleri arasında sayılan Jonze son olarak, Maurice Sendak’ın ünlü çocuk kitabı ‘Where the Wild Things Are’ı dört yıla yayılan süreçte senarist Dave Eggers ile birlikte uyarlamış ve aynı adlı filmi yönetmişti. Yönetmenin, kariyerinde ilk defa bir senaristle birlikte değil, kendi başına yarattığı karakterin aradığı ilişkiyi insanlar yerine telefonunda bulan içine kapalı bir adam, Theodore olması şaşırtıcı değil.

Theodore birbirine mesafeli ve bireysel hayatlar şehri Los Angeles’ta yaşıyor. Geleceğin Los Angeles’ında da insanlar, etrafındakilerden çok ellerindeki telefonlarla ilişki halinde. Günümüzde birçok büyük şehirde olduğu gibi, ilk bakışta sokakta kendi kendine konuşuyor sandığımız bu insanlar bize biraz daha yaklaştıklarında görüyoruz ki kâh ellerindeki telefonlara komut veriyor, kâh dert yanıyorlar. Şehrin bir yerinden diğerine kalabalık gruplar halinde sürüklenen, kendi içlerine sıkışmış insanlar omurgalarıyla da içlerine kıvrılmış, sanki fiziksel bir evrim geçirmişler. Sokakta telefonuna konuşan Theodore, işyerinde de bilgisayarına konuşuyor. Şirketin diğer çalışanlarıyla birlikte tüm gün yalnızca fotoğraflarından tanıdığı müşterilerinin ağzından sevgililere, aile bireylerine duygusal mektuplar yazıyor. Bilgisayarlar da kişisel anekdotlarla donatılmış, en güzel ifadelere yer veren bu mektupları birbirinden “özgün” el yazılarına çeviriyor. Samimiyetin kişilere özel, ısmarlama bir ürün haline geldiği bu “yeni” dünyada insanlar teknolojiyle uyum içinde çalışarak birbirleriyle farklı şekillerde yeniden iletişim kurmaya uğraşıyorlar. Jonze film boyunca, seyrettiğimiz bu garip geleceğin günümüze benzerliğinden dem vuruyor ve sürekli neyin eşiğinde olduğumuzu hatırlatıyor.

Her, Aşk

Huzursuzluğun Aşkı

Theodore da yakın gelecekte kaybolan hislerin özlemini şimdiden duyan Jonze gibi. Bir süredir ayrı yaşadığı ve boşanmak üzere olduğu Catherine ile geçirdiği günler henüz hafızasında çok taze ve onun yokluğu hayatının her ânına hükmediyor. Birlikte mutlu oldukları günlerin hatırası gözünün önünden gitmiyor. Fakat Theodore yalnızlığının üstesinden gelmek için ne arkadaşlarıyla buluşuyor, ne de gün içinde insanlarla herhangi bir biçimde iletişim kuruyor; onun yerine arayanları telefonda rastgele eşleştiren teknolojik hizmet sayesinde bir gecelik tele-ilişkiler yaşıyor. İşinde başka insanların mektuplarını yazan, eve geldiğinde ağzı bozuk avatarı1 aracılığıyla bilgisayarında üç boyutlu sanal gezintilere çıkan Theodore etrafındaki birçok insan gibi, bir şeyler yaşamak için vasıtalara ihtiyaç duyuyor.

Depresif hayatında değişikliğe en çok ihtiyaç duyduğu andaysa yardımına yeni bir ürün yetişiyor. Reklamında Theodore gibi kayıp ruhların hayatına nur gibi inen, dünyanın ilk yapay zekâsına sahip işletim sistemi, kısa adıyla OS, her şeyi değiştiriyor. Kurulumdan önce kullanıcısına sorulan birkaç soruyla mucizevi bir şekilde kişiye uygun hale gelen, sezgileri ve bilinci olan bu yazılım, Theodore’un hayatına çekidüzen vermek için devreye giriyor ve sadece sahibinin e-maillerini organize edip yazım hatalarını düzeltmekle kalmayıp onu hayata döndürüyor. Kendine Samantha ismini veren OS hem komik hem Theodore’un sesinin tonundan ne hissettiğini anlıyor ve isterse saniyeden kısa sürede binlerce sayfa okuyarak bir konuda uzman hale gelebiliyor. Hayatta hissedilebilecek tüm duyguları hissedip tüketmiş olduğundan, artık yeni hiçbir şey hissedemeyeceğinden korkan Theodore, Samantha’nın hayatına girmesiyle yeniden etrafıyla ilgilenmeye, yaşamaktan keyif almaya başlıyor. Samantha’nın vücudu olmamasına rağmen onunla sevişiyor, hatta sonrasında birbirlerinden utanıyorlar bile. Theodore Samantha’yı kısa sürede kendisine bağlanmakla suçluyor, Samantha da “bağlanmak istediğimi nereden çıkardın” diyerek bu klişe sevgililik oyununda kendi yerini alıyor.

Aşk’ın büyük bir kısmı Theodore ve Samantha arasındaki diyalogla geçtiği için, Theodore’u canlandıran Joaquin Phoenix, karakterini dakikalar boyunca kimseyle göz teması kurmadan canlandırıyor. Scarlett Johansson ise Samantha’yı sadece sesiyle var etmek durumunda. Ayrı ayrı bakıldığında, iki oyuncu da, iddialı rollerinin altından kalkıyorlar fakat filmin asıl anlatmak istediği, yani bu iki karakter arasındaki bağ, ilişkilerinin en hararetli ânında bile yetersiz kalıyor. Theodore’un eski aşkı Catherine’i anımsadığı sekanslar, Samantha’yla aralarında geçen ve filmin tamamına yayılan aralıksız diyaloğa zıt olarak, sadece görsellerden ibaret. Theodore, Catherine ile yaşadığı tutkulu, neşeli, kimi zaman da acılı anların özlemiyle dolup geçmişi anımsarken biz de onun çektiği aşk acısını hissediyor, hatta onunla birlikte Catherine’i özlüyoruz. Üniversitede kısa süreliğine birlikte olduğu arkadaşı Amy ile yan yana geldiğinde de aralarındaki hafif çekim nüktedan bir biçimde kendini hissettiriyor. Samantha’yla etkileşimiyle birlikte Theodore –belki biraz da kendini sürekli bu ilişkinin olabilirliğine inandırmaya çalıştığı için– duygularını göstermek için didinen bir karaktere dönüşüyor. Uzunca bir süre dış dünyaya kapalı yaşanan ilişki, birinin insan diğerinin yazılım olmasının olağandışılığına rağmen klişe sevgi sözcüklerinden ya da tipik sevgili kavgalarından öteye gidemiyor. Theodore’un hayatı Samantha’yla mutlu olduğu anlarda bile insana huzursuzluk veriyor çünkü bu, eninde sonunda para karşılığı girilen bir sahip ve uşak ilişkisi. Ancak Aşk bu çarpık ilişkinin karanlık doğasını kurcalamaya da girişmiyor. Böylece filme hakim olan huzursuzluk hissi yüzeyde kalıyor ve Theodore ile Samantha’nın ilişkisi, ne sapkınca bir boyut kazanıyor ne de izleyicinin duygularına dokunabiliyor.

Her, Aşk

Doğal Olan Her Şey Buharlaşacak

Aşk’ın çekimleri Scarlet Johansson projeye dahil olmadan önce Samantha Morton ile tamamlanmış. Hatta Jonze, Samantha’nın sesinin zamansız ve mekânsız bir boşluktan gelmesini istediği için oyuncuya repliklerini setteki karanlık bir kutudan söylettiğini anlatıyor.2 Theodore ile Samantha arasındaki sıradışı etkileşim bu yöntemle kurulmaya çalışılmış ancak Jonze bunun işlemediğini çekim sonrasında anlayınca filmi bu kez Scarlet Johansson’un oyunuyla baştan aşağı tekrar şekillendirmiş. Yönetmenin, Samantha’nın sesinin mekânsız bir boşluktan gelmesini arzulamasına rağmen karakteri oynaması için bu kez onu seçmesi ilginç çünkü Johansson’un hem sesi hem görüntüsüyle çok belirgin çağrışımları var. Johansson’un seksi oyuncular listesinde başı çeken bir isim olması, Samantha’nın ideal bir ürün olduğunun zihnimize kazınmasını sağlıyor. Ancak bu sesi dinlerken hem sürekli değişen hem de vücut bulma arzusu duyan yapay bir zekânın evrenini hayal etmek kolay olmuyor.

Aşk’ın çıkış noktasında parlak bir yer alıyor. İnşa ettiği geleceğin detaylarıyla fazlaca meşgul olup anlatmak istediği ilişkiyi ihmal etse de, yarattığı depresif dünya oldukça etkileyici. Göz alabildiğine gökdelenlerle kaplı bu ufuksuz şehirde sokakların yerini mekânları birbirine bağlayan platformlar almış. Apartman girişleri metroya, AVM’ler işyerlerine bağlanıyor ve insanların yaşadığı duygusal daralma John Malkovich Olmak’taki kadar sürreal olmasa da fiziksel bir çıkışsızlığa dönüşerek tüm mekânlara yayılıyor. Özlemini duyduğumuz doğa ve ağaçlar artık sadece temsilî olarak var. İnsanlar vücutlarını pamuklu kıyafetlerle, bilgisayarlarını güzel ahşap kaplamalarla örtüyorlar ve evlerini doğal renklerde döşüyorlar. Ağaçlar, yeşil bitkiler, bina aralarına, AVM restoranlarına sıkışmış, asansörlerde dekoratif gölge resimlerine dönüşmüş. Doğal olan her şey, artık yaşanamayan duygular gibi sadece temsil ediliyor. Theodore, boşanma belgelerini imzalamak için Catherine’le buluştuğunda, bu acısı taze aşk, etraflarını kaplayan canlı yeşillik gibi özlem duyulan maziye karışıyor. Samantha’yla aşk tazelemek için doğanın derinliklerinde ıssız bir dağ evine gittiğindeyse, kendisinin Samantha’nın hayatındaki tek insan olmadığını öğreniyor ve bir kez daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı duygusuyla baş başa kalıyor.


NOTLAR

1 Theodore’a küfreden, onu taklit eden avatarı filmde Spike Jonze seslendiriyor.

2 Mark Harris, “Him and Her: How Spike Jonze Made the Weirdest, Most Timely Romance of the Year”, Vulture, 17 Temmuz 2013, erişim 22 Ocak 2014, <goo.gl/V7NfMn>.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.