Şu An Okunan
Kül En Saf Beyazdır: Kederli Bir Aşk Hikâyesi

Kül En Saf Beyazdır: Kederli Bir Aşk Hikâyesi

Ülkesinin geçirdiği toplumsal dönüşüme odaklanan filmleriyle tanınan Jia Zhangke, bu kez hayatın ayrı yönlere savurduğu iki sevgilinin epik aşk hikâyesini anlatıyor. Farklı türler arasında gezinen Kül En Saf Beyazdır Çinli yönetmenin filmografisinin doruk noktalarından biri.


Bu yazı, Altyazı’nın Temmuz-Ağustos 2019 tarihli 190. sayısında yayımlanmıştır.


Jia Zhangke’nin son yirmi yılda yaptığı filmlere aşina olan izleyiciler, yönetmenin geçen sene Cannes’da yarışan son filmi Kül En Saf Beyazdır’da (Jiang Hu Er Nü) çok sayıda tanıdık detay bulacak, öykünün pek çok parçasında eski Jia filmlerinden izler görecekler. Kül En Saf Beyazdır tıpkı 2015 yapımı Dağlar Uzaklaştığında (Shan He Gu Ren) gibi üç farklı dönemi kapsayan bir hikâye anlatıyor, diyaloglar aracılığıyla 2000-2018 arasındaki sürecin hangi bölümünde olduğumuza dair ipuçları veriyor. Hikâyenin beklenmedik şiddet patlamalarıyla ilerleyen ilk kısmı, 2013 yapımı Günahın Dokunuşu’nu (Tian Zhu Ding) anımsatan bir gangster öyküsü olarak tanımlanabilir. Kül En Saf Beyazdır’ın ikinci bölümünde başkarakter Zhao Qiao’nun hapisten çıktıktan sonra gittiği şehir, Jia’nın 2006 yapımı Still Life (San Xia Hao Ren) filminin de ana mekânı olan Fengjie. Üstelik filmde Still Life’ın konu edindiği baraj projesinden ve projenin sebep olduğu zorunlu göç dalgasından da sıklıkla söz ediliyor. Hattâ bu ikinci kısım boyunca Qiao’nun giydiği kıyafetler, aktris Zhao Tao’nun Still Life’taki kıyafetleri ile birebir aynı. Qiao’nun ikinci kısmın sonlarına doğru izlediği sahne gösterisi de Jia’nın 2004 tarihli The World (Shijie) filmini hatırlayanlar için hiç de şaşırtıcı değil. Bu referanslara ek olarak Jia’nın aynı dönemin diğer önemli Çinli yönetmenlerinden bazılarına konuk oyuncu olarak rol verdiğini de belirtmek gerek. Yinan Diao ve Feng Xiaogang gibi ünlü sinemacılar Kül En Saf Beyazdır boyunca küçük rollerde karşımıza çıkıyorlar.

Bir yönetmenin bu tarz bir “filmler filmi” çekmesi, daha doğrusu kendi filmografisini yeni filminde özetlemeyi seçmesi, pek çok ilginç soruyu da beraberinde getiriyor. Yönetmenin yıllar boyunca ele aldığı temalara ve daha önce anlattığı hikâyelere geri dönmesinin sebebi ne? Yeni filmi güncel ve taze kılan öğeler mi var, yoksa bir tür tıkanma, kendini tekrar etme hâli mi söz konusu? Yukarıda özetlediğim referansları fark etmesi mümkün olmayan izleyiciler için Kül En Saf Beyazdır kendi başına ne ifade ediyor? Bu “özeti” izledikten sonra filmin beslendiği kaynaklara yeniden göz atmak, daha önce fark etmediğimiz detaylar bulmamıza ya da iyi bildiğimizi sandığımız filmlere farklı bir perspektiften bakmamıza vesile oluyor mu? Hiç tereddüt etmeden Jia’nın firesiz filmografisindeki doruk noktalarından biri olarak niteleyeceğim Kül En Saf Beyazdır, bu sorulara çarpıcı ve düşündürücü yanıtlar öneriyor.

DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ
Kül En Saf Beyazdır her şeyden önce kalp kırıklıkları ve yenilgilerle dolu epik bir aşk öyküsü. 2000’lerin başında gangster Bin ve sevgilisi Qiao’yla tanıştığımızda bu çiftin hayli güçlü bir konumda olduğunu anlıyoruz. Çetenin üyeleri Bin’in sözünden çıkmıyor, ufak tefek borç meseleleri hakkında bile Bin’in nasihatlerine ihtiyaç duyuyorlar. Daha büyük şehirlerdeki etkili mafya babaları dahi bölgedeki sorunlarının çözümü için Bin’den yardım istiyorlar. Fakat Qiao saldırıya uğrayan Bin’in yerine hapse girip çıktıktan sonra, iki sevgili ile Bin’in çetesi arasındaki güç dengesi tamamen değişiyor. Eski gücünü yitiren Bin zayıf hâliyle Qiao’nun karşısına çıkmayı gururuna yediremediğinden, biraz da suçluluk duyduğu için, Qiao’yla görüşmeyi reddediyor. Bin’i arayan Qiao’nun da başına türlü şanssızlıklar geliyor; yiyecek alacak parası bile olmayan bu azimli fakat talihsiz kadının çevresine kolaylıkla hükmeden otoriter Qiao’dan son derece farklı olduğu çok açık. Kül En Saf Beyazdır’ın temelindeki en önemli değişim bu; bir zamanlar çevrelerine söz geçiren, korkusuzca yaşayan, hayatlarının kendi kontrollerinde olduğundan şüphe duymayan iki karakterin adım adım güçten düşmeleri, eskisi kadar cesur davranamamaları ve amaçsızca hayatın onları sürüklediği yerlere gitmeleri.

Bin ve Qiao’nun bu değişimi, Kül En Saf Beyazdır’ı daha önceki Jia Zhangke filmlerinden ayrıştırıyor. Adını andığım bütün Jia filmlerinde filmin tematik belkemiğini, makro düzeyde yaşanan ve bütün Çin toplumunu derinden etkileyen sosyal ve ekonomik dönüşümler oluşturur. Jia, bütün filmografisi boyunca, hızla kapitalistleşen Çin’de giderek artan sosyoekonomik eşitsizliklere ve kontrolsüz şehirleşmenin, ani ideolojik kırılmaların, özellikle de neo-liberalizmin sonuçlarına ışık tutmuş bir sanatçı. Kül En Saf Beyazdır ise bariz melodramatik öğeler içeren, esas gücünü duygusal derinliğinden alan, Bin ile Qiao arasındaki ilişkiyi toplumsal meselelerin önüne yerleştiren bir hikâye anlatıyor. Söz konusu sosyo-politik temalar bu filmde de mevcut kuşkusuz. Örneğin Bin’in güçten düşmesinin sebeplerinden biri, Bin ve Qiao’nun kasabasındaki birincil geçim kaynağı olan madenin kapanması. Yani ekonomisi eski usûl el emeğine dayalı sektörlere bağımlı olan küçük kasabaların, hızla endüstrileşen ve şehirleşen modern Çin’e ayak uyduramaması. Fakat bu kez, yönetmenin önceki çalışmalarından farklı olarak, buna benzer toplumsal gözlemlerin rolü giderek daha kederli bir hâle bürünen aşk öyküsünün arka planını zenginleştirmekle sınırlı.

Filmin insancıl ve romantik temeli çok güçlü ve derinlikli olduğu için yukarıda bahsettiğim referanslardan hiçbiri kendi kendine selam gönderme, sebepsiz yere kendi filmlerini kutlama ya da kendini haddinden fazla ciddiye alma gibi tatsız bir his yaratmıyor. Daha önce hiç Jia Zhangke filmi izlememiş izleyicilerin ya da Çin’in yakın tarihine hiç ilgi duymayanların da mutlaka bağ kuracağı, duygusal ağırlığını kolaylıkla sezeceği bir ilişki yer alıyor Kül En Saf Beyazdır’ın odak noktasında. Akıp giden zamana ayak uyduramayan, güçten düşmenin psikolojik ağırlığı sebebiyle aşkını yaşama hakkını kendinde bulamayan insanlar hakkında bir film bu. Jia Zhangke’ye dair bir film ya da Jia sinemasını yücelten bir meta-güzelleme değil kesinlikle.

“Popüler janr filmleriyle flört eden Kül En Saf Beyazdır, Çin’deki toplumsal değişimlerin kuru bir portresi olmayı reddediyor.”

TÜRLER ARASINDA YOLCULUK
Kül En Saf Beyazdır Jia Zhangke ile aktris eşi Zhao Thao’nun üst üste sekizinci işbirliği. Yönetmenin ikinci uzun metrajlı filmi olan Platform’dan (2000) bu yana, Jia’nın yönettiği bütün kurmaca filmlerde başrolü Zhao üstleniyor. Belki biraz da bu tercihin sonucu olarak film, Bin yerine Qiao’yu takip ediyor. Jia sinemasından alışık olduğumuz bir durum bu ama filmin öyküsünü ve akışkan biçimde ziyaret ettiği türleri ya da sinemasal gelenekleri göz önünde bulundurunca, filmin kadın karakterin bakış açısına öncelik vermesi kayda değer bir seçim. Kül En Saf Beyazdır, mafya babasından ziyade ilk başta ona eşlik edip sonra kendi başına yola devam eden sevgilisinin yön verdiği nadir gangster filmlerinden biri. Söz konusu olan basit bir rol değişimi değil yalnızca; bütün film boyunca yaşadığı zorlukların ardından yeniden etkin bir konuma ulaşma gücünü kendinde bulabilen, yaptığı fedakârlıklara ve tercihlere verimsiz bir pişmanlık hissiyle değil de uzun bir yolculuğun parçaları olarak bakabilen, Çin hızla değişirken başladığı yere geri dönüp stabil bir hayat sürebilen yegâne karakter Qiao. Bütün filmi Zhao Tao’nun performansı üzerinden okumak; aktrisin vücut dilinde, diğer karakterlerle ve ziyaret ettiği mekânlarla etkileşiminde film boyunca sürekli değişen güç dengelerinin izini sürmek mümkün. Zhao ilk bölümde çevresine filmdeki bütün gangsterlerden daha etkin biçimde hükmediyor, ikinci bölümde karakterin azmini ve giderek amacını yitirişini ustalıkla yansıtıyor, sonlara doğru Bin ve Qiao arasındaki iki kilit yüzleşme sahnesinde dramatik bölümlerdeki yetkinliğini sergiliyor. Uzun plan sekanslar hâlinde tasarlanmış bu vurucu hesaplaşma sahneleri, Zhao Tao’nun ve Bin’i canlandıran Liao Fan’ın birinci sınıf performanslarından güç alıyor.

Jia Zhangke kariyerinin ilk döneminde kısıtlı finansal koşullar altında çalışmış bağımsız bir yönetmen olduğu ve kurmaca filmlerinin arasında belgesellere de imza attığı için yönetmenin sinemasını toplumsal gerçekçilikle ilişkilendirmek mümkün. Fakat bu Jia’nın çok boyutlu filmografisinin yalnızca küçük bir bölümünü tanımlayan bir etiket. Jia filmlerini kronolojik sırayla izlemek, yönetmenin tür sinemasına, melodram ve kara film kodlarına, renk ve müzik kullanımı aracılığıyla gerçekçilikten uzaklaşan bir atmosfer kurmaya derin bir ilgi duyduğunu açıkça belli ediyor. Filmleri uluslararası alanda başarı yakalayıp çalıştığı bütçeler büyüdükçe, Jia ilk filmlerinin doğallığından ve taşra gerçekçiliğinden uzaklaşıp görsel-işitsel açıdan daha çarpıcı, daha iddialı bir sinemaya yöneliyor. Kül En Saf Beyazdır ise bu yolculuğun şimdiye kadar ulaştığı en göz alıcı nokta. Gangsterlerin bir odada toplanıp televizyonda bir John Woo filmi izledikleri sahneden ya da ilk bölümdeki nostaljik ve enerjik gece kulübü sekanslarından anlaşıldığı üzere popüler janr filmleriyle flört eden Kül En Saf Beyazdır, Çin’deki toplumsal değişimlerin kuru bir portresi olmayı reddediyor. Profesyonel salon dansçılığı yapan bir çift ilk bölüme beklenmedik ölçüde absürd mizahi dokunuşlar ekliyor, ikinci bölümün sonlarında UFO’lar hakkında neredeyse bir bilimkurgu filminden fırlamış detaylar açığa çıkıyor. Jia Zhangke’nin Kül En Saf Beyazdır’daki en önemli başarılarından biri, bütün bu türler ve tonlar arasında ustalıkla gezinirken filmin tematik ve görsel bütünlüğünü koruyabilmesi. Sosyo-politik gözlemlerin sarsıcı bir aşk öyküsüne zemin hazırladığı, zengin bir sinemasal türler ve referanslar ağından beslenirken özgünlüğünü ve kişiselliğini koruyabilen bir film var karşımızda.


Kül En Saf Beyazdır, 29 Nisan 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.