Şu An Okunan
Cannes Günlükleri 2022 #2: Zhena Chaikovskogo, Le Otto Montagne, L’Envol, When You Finish Saving the World

Cannes Günlükleri 2022 #2: Zhena Chaikovskogo, Le Otto Montagne, L’Envol, When You Finish Saving the World

Tchaikovskys Wife

Cannes’ın ilk günlerinde, Ana Yarışma’da Kirill Serebrennikov’un yeni filmi Zhena Chaikovskogo ve Felix Van Groeningen ile Charlotte Vandermeersch’in birlikte yönettiği Le Otto Montagne izleyici karşısına çıktı. Pietro Marcello imzalı L’Envol ve Jesse Eisenberg’ün ilk yönetmenlik denemesi When You Finish Saving the World ise yan bölümlerde dikkat çeken yapımlar arasındaydı.

Cannes Film Festivali’nin açılış töreninin ardından kendilerini rutin bir festival koşturmacasının beklediğini düşünenler, bir gece önceki törenden çok daha şatafatlı ve gürültülü bir güne uyandı. Top Gun: Maverick ve Tom Cruise şerefine âdeta dev bir askerî üsse çevrilen festival semalarında uçaklar gün boyu uçtu, havai fişekler susmak bilmedi ve polis üniformalı birinin olmadığı tek bir köşe bile bırakılmadı. Festivalin bu yılki sponsorları arasında yer alan TikTok’un hiçbir ânın kameralardan kaçmaması için sarf ettiği muazzam çaba karşısında, Truman Şov’lu (The Truman Show, 1998) postere ve sıkı güvenlik kontrollerine ironiyle yaklaşmamak elde değil. Bir şeyler izlemekten çok izlenmenin baskın çıktığı bir medya ikliminde seyirci olarak konumumuzu sorgulamak kaçınılmaz. Bu sorgulamalardan, güvenlik kontrollerinden ve kuyruklardan kalan kısıtlı zamana ise yalnızca birkaç film düşüyor.

Rusya’da ev hapsinde olduğu için önceki filmleri Öğrenci (Muchenik, 2016), Yaz (Leto, 2018) ve Petrov Grip Oldu’yla (Petrovy v Grippe, 2021) Cannes’a ancak uzaktan katılmış olan Kirill Serebrennikov, bu yıl, yeni filmi Zhena Chaikovskogo’yu (Tchaikovsky’s Wife) Théâtre Lumière’de, koltuğunu boş bırakmadan takdim edebildi nihayet. Ama gündemdeki Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle, insanların filmin biçimsel ve estetik özelliklerinden çok festivallerdeki Rusya boykotuyla, filmin finansman kaynaklarıyla ve Serebrennikov’un politik görüşleriyle ilgilendiğini söylemek yanlış olmaz. Geçen yıl Ana Yarışma’da yer alan Petrov Grip Oldu’nun kaotik ve çok katmanlı mizansenleriyle teknik anlamda usta işi bir yapıt ortaya koymuş yönetmenin, Zhena Chaikovskogo’da özellikle hikâye anlatımı bağlamında formdan düştüğü kesin. Dünyaca ünlü Rus besteci Çaykovski’nin ve ona hastalıklı derecede bağlı eşi Antonina Miliukova’nın talihsiz ilişkisini anlatan tarihî dram, Serebrennikov’un imzası hâline gelmiş uzun planlara, plan sekanslara ve zaman atlamalarına rağmen yaratıcılık konusunda sınıfta kalıyor. Neredeyse akademik olarak nitelendirebileceğimiz biçimciliğiyle akla László Nemes imzalı Gün Batımı’nı (Napszállta, 2018) getiren Zhena Chaikovskogo, yine benzer bir biçimde tutkusunun esiri olmuş bir kadının peşine düşüyor. Antonina’ya hayat veren Alyona Mikhaylova’nın seyirciyi diken üstünde tutan güçlü performansı ise filmin öne çıkan yönlerinden biri. Yine de Antonina’nın takıntılı bir aşktan deliliğe uzanan yolculuğunda hikâyenin biraz yalpaladığını ve karakterini hangi yöne götürmek istediği konusunda kararsız kaldığını belirtmek gerek. Film boyunca Antonina’nın Çaykovski’ye tutkusu kimi zaman saf bir delilikle, ilişkilerine beslediği kör inançla açıklanırken kimi zaman da şehvetten gözü dönmüş, erkek düşkünü ve şeytani bir kadının intikam planlarıyla ilişkilendiriliyor. Elbette bu boyutlar karakterin iç çelişkilerini yansıtmaya hizmet ediyor etmesine ama hikâye düzleminde karakterin bu iki uç arasında devamlı savrulması, filmi tekrara düşürüyor ve aktarmak istediği duygunun etkisini giderek azaltıyor. Serebrennikov, Çaykovski’nin resmî tarih tarafından titizlikle saklanan eşcinsel kimliğini anlatısında önemli bir noktada konumlandırsa da, ünlü besteci çoğunlukla Antonina’nın kafasında yarattığı bir hayalmişçesine muğlak ve yüzeysel bir tasvirle sınırlı kalıyor. Başka bir deyişle, Zhena Chaikovskogo’da ortaya konan teknik yetkinlik, hikâyenin ve karakterlerin eksikliklerini dengelemeye yetmiyor ne yazık ki. 

The Eight Mountains
Le Otto Montagne

Ana Yarışma’nın ikinci filmi Le Otto Montagne (The Eight Mountains) ise Felix Van Groeningen ve Charlotte Vandermeersch’in imzasını taşıyor. Daha önce Van Groeningen’in Kırık Çember (The Broken Circle Breakdown, 2012) filminin senaristliğini üstlenen Vandermeersch’in ilk defa yönetmen koltuğuna oturduğu film, Paolo Cognetti’nin aynı adlı romanından yapılan bir uyarlama. Küçük yaşta bir dağ köyünde tanışıp dost olan Pietro ve Bruno’nun yaşamlarını ve dostluklarını ele alan Le Otto Montagne, temelde insanın dünyada ait olduğu yeri aramasına dair bir film. Uzun yıllara yayılan hikâyesinde hayaller kadar kayıpların, pişmanlıkların ve gerçekleşmemiş planların da izlerini taşıyan film aslında insan doğasıyla ilgili çok temel ve basit sorulara göz kırpan dingin bir anlatıma sahip. Bruno ile Pietro’nun yaşamlarını şekillendiren dağlara ait natüralist mizansenler ise tıpkı onları seyretmekten bıkmayan iki dost gibi, seyirciyi de bakmaya ve düşünmeye yönlendiriyor. Şehirde doğup büyümüş, yaşamı sonu gelmeyen bir arayış içinde geçen Pietro ile yetişkinliğinde gerçek bir ‘dağ adamı’na dönüşerek her türlü yenilik ve değişim fikrini reddeden Bruno arasında, onları besleyen ama bir yandan da farklı istikametlere yönlendiren bir etkileşim söz konusu. Kişilikleri arasındaki bu nüanslar, özellikle çocukluk dönemlerinde incelikli bir gözlem becerisiyle perdeye taşınsa da, hikâye akışının hızlanması ve devamlı tekrar eden zamansal atlamalar, anlatının baştaki ritmini bozup seyircide filmin hızla ileri sarıldığı izlemini uyandırıyor. Van Groeningen ve Vandermeersch çekimlerin Alplerde ve Himalayalarda yapıldığını belirtse de, çocuk oyuncuların yer aldığı kısmın stüdyoda çekilmiş olması akla yatkın geliyor ve bu bölümlerde, derinlikten yoksun bir resmi andıran arka planlar filmin doğayla olan ilişkisini baltalıyor. Le Otto Montagne’ın yaşamdaki temel değerlere, duygulara ve sorunlara eğilmesi, bir anlamda ana karakterlerin dostluğuna da yansıyor. Pietro ile Bruno kıskançlıktan, alınganlıktan arındırılmış bir bağla bağlı birbirine. Aralarında uzaklıkların, zamanın zarar veremeyeceği aşkın bir ruh kardeşliği gibi var âdeta. Ama bu ruhani bağ karşısında seyirci olarak iki karakterin kişiliğinin ve dostluğunun ne ölçüde kendi hakikatlerine sadık kaldığını sorgulamaya başlıyoruz ister istemez. Filmin tarif etmeye çalıştığı sevgi öyle engin ve soyut ki, Pietro ve Bruno arasında asla söze dökmedikleri bir aşk varmış da film bile bunu göz ardı etmeyi tercih etmiş gibi hissediyoruz belki de. Hem Pietro’nun hem Bruno’nun erkeklikle bağlantılı fiziksel özelliklerinin ve becerilerinin öne çıkarılması, arkada ne tür arzuların saklı olabileceği sorusunu akla getiriyor. Le Otto Montagne’ın belki de en büyük eksikliği, bütün insanlığı kucaklayan sorunsalları ele almaya çalışırken karakterlerinin biricikliğini kaybetmesi. Yaklaşık iki buçuk saat boyunca bizi gerçekliğimizden koparıp dağları keşfe çıkaran bu masal sona erdiğinde, geriye ne yazık ki yönetmenlerin de nasıl doldurabileceklerini bilmedikleri bir boşluk hissi kalıyor sadece.

L’Envol, Scarlet
L’Envol

Pietro Marcello’nun Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılışını yapan filmi L’Envol ise Birinci Dünya Savaşı sonrası Fransa taşrasına taşıdığı masalsı anlatıma hem toplumsal hem de duygusal bir boyut katıyor. Rus yazar Aleksandr Grin’in ‘Al Yelkenler’ isimli macera romanına modern bir yorum katan yönetmen savaş gazisi Raphael ile yetenekli kızı Juliette’in yaşamını ekrana taşırken İtalyan Yeni Gerçekçiliği estetiğini Jacques Demy’nin popüler müzikalleriyle buluşturuyor. Marangozluk yapan babasına yardım eden Juliette, bir gün al yelkenlerin gelip onu köyden alıp götüreceğine dair bir kehanete inanarak geçirmektedir hayatını. Yaşadığı köye maceracı pilot Jean’ın yolu düşünce bu kehanet bambaşka bir anlam kazanmaya başlar. L’Envol’daki köy yaşamı ve karakterler arası ilişkiler âdeta Marcello’nun bir önceki uzun metrajı Martin Eden’ın (2019) antitezi niteliğinde. Bireyciliğe karşı topluluk bilincini, teknolojik gelişmelere karşı da zanaatkârların el emeğini konumlandıran anlatıda, yönetmenin analog film formatıyla kurduğu nostaljik ilişkinin izlerini bulmak mümkün. Ayrıca Jean karakterini romandaki gibi bir beyaz atlı prens figürü olmaktan çıkaran Marcello, Juliette’i de hayatının iplerini eline almayı başaran güçlü bir genç olarak tasvir ediyor. Yönetmenin arşiv görüntülerini kurmaca imgelerler ustalıkla birleştiren tekniği, filmin tarihî ve toplumsal gerçeklik ile hayal gücü ve sihir dolu bakış arasında kurduğu dengeyi kusursuz bir şekilde yansıtmayı başarıyor. 

When You Finish Saving the World
When You Finish Saving the World

Uluslararası Eleştirmenler Haftası’nın açılışıyla ilk yönetmenlik denemesini görücüye çıkaran Jesse Eisenberg ise mizahı tam kıvamında bir Amerikan bağımsızına imza atıyor. Julianne Moore ile Finn Wolfhard’ı inişli çıkışlı bir ilişkiye sahip anne-oğul olarak izlediğimiz When You Finish Saving the World, karakterlerin eksik ve zayıf yönlerini samimi bir şekilde ortaya koyduğu ve bunları değiştirmek yerine kabullenmeyi seçtiği anlatısıyla dikkat çekiyor. Hayattaki en büyük tutkusu internette yaptığı canlı yayınlarda şarkılar söylemek olan aklı bir karış havada Ziggy ile prensip sahibi idealist annesi Evelyn arasındaki iletişimsizliğe odaklanan film, Amerikan beyaz üst orta sınıfının ayrıcalıklarına ve ikiyüzlülüğüne de dokundurmayı ihmal etmiyor. Eisenberg’ün toplumsal ve siyasi sorunların bile bir entertainment ürünü hâline geldiği günümüz internet dünyasına dair gözlemleri de dikkat çekici. Film kendini bu dünyanın dışında tutmak ya da yargılarda bulunmak yerine eleştirdiği sistemin bir parçası olduğunu, hattâ ondan beslendiğini kabul eden bir yaklaşıma sahip. When You Finish Saving the World, kendi çelişkilerini ortaya koyan nice bağımsız kara komedi gibi post-modern bir çıkmazın içinde kalmakla yetinse de, festival koşturmacası ortasında seyir zevki yüksek ve akıcı hikâyesinin biz seyircilere arkamıza yaslanıp soluklanma fırsatı tanıdığı kesin. 


75. Cannes Film Festivali’ni yerinde takip eden Öykü Sofuoğlu’nun festival izlenimleri Altyazı’da. Günlüklerin tamamına ulaşmak için tıklayın: ‘Cannes Günlükleri 2022

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sepetim
Your cart is empty.

Looks like you haven't made a choice yet.