Şu An Okunan
Reichardt’ın Amerikana’sı: İlk İnek ve İlk McDonald’s

Reichardt’ın Amerikana’sı: İlk İnek ve İlk McDonald’s

Bu yıl Rotterdam Film Festivali’nde (1-7 Şubat) Robby Müller Ödülü’yle onurlandırılan Kelly Reichardt festival kapsamında bir ‘ustalık dersi’ de verdi. Yönetmen konuşmasında, Müller’in Amerikana imgelemiyle kendi bakışının kesiştiği ve farklılaştığı yönlerden 4:3 çekim formatındaki ısrarına ve filmlerindeki başlıca izleklerin ilham kaynaklarına, birçok ilginç başlığa değindi.

Son filmi First Cow’la (2019), 1994 yapımı River of Grass filmiyle başladığı sinemasının belki de en ustalıklı örneğine imza atan Kelly Reichardt, bu yılki Rotterdam Film Festivali’nde Robby Müller Ödülü’yle onurlandırıldı. Reichardt festivalde, River of Grass’ten Altyazı’nın 2020 yılının en iyileri listesinde başı çeken First Cow’a kadar tüm filmografisinin üzerinden geçilen bir ustalık dersi de verdi.

Reichardt’ın bu derste anlattıklarına geçmeden önce Robby Müller Ödülü üzerinde durmak istiyorum. Zira Reichardt’ın sinema yolculuğunun doruk noktasında bu ödüle layık görülmesinin oldukça manidar bir tarafı var. Söz konusu ödül, Hollandalı usta görüntü yönetmeni Robby Müller’in 2018’deki ölümünün ardından geçtiğimiz yıl verilmeye başlandı. 2020’de verilen Robby Müller Ödülü’nün sahibi, Carlos Reygadas ve Apichatpong Weeresatekul gibi yönetmenlerle çalışmış Meksikalı görüntü yönetmeni Diego García olmuştu. Bu yıl Reichardt’ın ödüle layık görülmesinin şöyle bir anlamı var: Müller, ustalık dersi sırasında sıkça başvurulan bir terim olan Amerikana’nın, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihine ve kültürel hayatına dair imgelemin en sıra dışı ressamlarından biriydi. Reichardt ise bir görüntü yönetmeni olmamakla birlikte, 2000’den sonra Amerikana’yı sinemada yeniden keşfeden ve sınırlarını dönüştüren bir isim. Yönetmen, söz konusu imgelemi sömürgecilik dönemine ve First Cow’da olduğu gibi kapitalist girişimciliğin ilk zamanlarına taşıyarak Amerikana’nın sınırlarına meydan okudu. Bu sınırları ihlal etti ve zihinlerdeki western imgesini, temsillerini ve mitolojisini, özellikle cinsiyet ve sınıf unsurları temelinde radikal bir dönüşüme uğrattı.

Kelly Reichardt, Geçmiş Zaman Olur Ki, Old Joy
Geçmiş Zaman Olur Ki

Reichardt Geçmiş Zaman Olur Ki’den itibaren çektiği tüm filmlerin ‘doğa ile şirketler’ arasındaki çatışmaya dayandığını, tüm hikâyelerini bu çatışma etrafında şekillendirdiğini söylüyor.

Reichardt’ın da ustalık dersinde vurguladığı üzere Robby Müller, özellikle de 80’li ve 90’lı yıllardaki Amerika coğrafyası imgesini sinemada şekillendiren en önemli isimlerden biriydi. Wim Wenders’le sadece Alice Kentlerde (Alice in den Städten, 1974), Yanlış Hareket (Falsche Bewegung, 1975) ve Zamanın Akışında (Im Lauf der Zeit, 1976) gibi Almanya dönemi filmlerinde çalışmadı, aynı zamanda, Amerika’nın çölleri ve şehirlerini kat eden, neo-western sinematografisinde önemli bir eşiği temsil eden Paris, Texas’ı (1984) da yaptı. ABD’nin derinliklerine yaptığı yolculuğu Jim Jarmusch’la birlikte yaptığı İçerdekiler (Down By Law, 1986) ve Ölü Adam (Dead Man, 1995) gibi filmlerle de devam ettirdi. Reichardt, bir yandan Müller’in çizdiği ıssız Amerikan manzaralarının, otoyol kenarı motellerinin kendisi üzerinde büyük bir etki bıraktığını söylerken, bir yandan da kendini sanki biraz da ayırıyor bu imgelemden. Çünkü, Wenders, Müller ve Jarmusch’un çizdiği Amerikana hattı, yine de bir ‘büyülenme’yi (Wenders ve Müller özelinde Amerikan coğrafyasına yönelik bir Kıta Avrupası bakışı, bir tür maskülen dışarıdan romantize etme hâli de var kuşkusuz) barındırsa da Reichardt’ta bu bakış çok daha kısıtlı. Bugünden baktığında, 90’ların bağımsız Amerikan sinemasına has bir deneycilikten (çok kısıtlı 16mm filmle çalışma, kurguyu da üstlenme, filmin üzerine sonradan anlatıcı ses ekleme…) izler taşıdığını düşündüğü River of Grass, Reichardt’a göre Jarmusch’tan etkilendiği tek film (hattâ bu etkiyi “fazla” bulduğunu da ima etti söyleşide).

İsmini dünyaya tanıtan Geçmiş Zaman Olur Ki (Old Joy, 2006) ve Wendy ve Lucy’yle (Wendy and Lucy, 2008) birlikte Reichardt, Wenders-Müller-Jarmusch hattından çok daha mesafeli (içeriden ama mesafeli) bir Amerikan coğrafyası resmine yöneliyor. Bu noktadan itibaren çektiği tüm filmlerin ‘doğa ile ilk şirketler’ ya da ‘şirket gücü ile çevre’ arasındaki çatışmaya dayandığını, tüm hikâyelerini bu çatışma etrafında şekillendirdiğini söylüyor. Reichardt’ın Amerika’sı kuşkusuz Wenders-Müller-Jarmusch hattının kentsel yalnızlık resimlerinden, Amerikan tarihinin derinliklerine ıssız araziler üzerinden açılma prensibinden parçalar taşıyor ama bu coğrafyaya bakıştan romantik bir resim çıkarmak derdinde değil. Kendisinin de söyleşide dediği gibi Reichardt için asıl önemli olan geçmişe bakarken hep bugüne dair bir şey söylemek. First Cow’ın açılış sekansının açıkça gösterdiği üzere, kıtayı sömürgeleştirenlerin ve ilk girişimcilerin bu coğrafyanın bugününe ne yaptığıyla ilgileniyor Reichardt. Geçmişle bugünü birbirinden ayıracak bir sinematografi ya da bugünü yaşarken melankoliye sevk edecek bir tahayyül onun filmlerinde karşımıza çıkmıyor. Geçmişi buğulu bir aynanın ardından gösteren bir retro-postmodern ya da tür pastişine yönelen bir tavır, Reichardt’ın western ikonografisine en fazla başvurduğu Kestirme Yol (Meek’s Cutoff, 2010) ve First Cow’da bile kendini hissettirmiyor.

Estetik Direniş ve Melankoli

Yine de filmlerinin bütünüyle melankoliden azade olduğu söylenemez kuşkusuz. Doğa ile şirketlerin gücü arasındaki çatışma izleğine kafa yormaya ne zaman başladığını düşünürken, Reichardt’ın aklı çocukluk günlerine gitti: “Florida’da geçen çocukluk yıllarımda semtimizdeki ilk McDonald’s’ın inşa edildiği zamanı hatırlıyorum. Önce bir beklenti ve heyecan içindeydik. Sonra söz konusu dört yol ağzının tüm köşelerinde fast food restoranları açıldı. McDonald’s, sonra üç tane daha. Çocuk yaşta olmama rağmen bunun iyi bir şey olmadığını hissetmiştim. Ne zaman Oregon’dan New York’a ülkeyi kat etsem o dört yol ağzı gelir aklıma: Güzelliğin şirketler tarafından yok edilmesi ve yerine ne olabilir sorusuna dair, başka ihtimallere dair hayal gücünün kısıtlanması.” First Cow’da Reichardt’ın niye Kuzey Amerika kıtasının ilk “kurabiye girişimcileri”nin hikâyesini anlatmaya yöneldiğini çok iyi açıklayan bir anekdot bu. “Başka ihtimallere dair hayal gücünün kısıtlanması”na has bir melankoli belki onun filmlerindeki. Ama tarihsel imgelemi bu kısıtlılığın zorbalığından kurtarmakta kararlı, estetik bir direniş duygusuyla karışmış bir melankoli.

Kelly Reichardt, First Cow
First Cow

Jim Jarmusch’tan Video Mesaj

Biraz da diğer filmlerinin estetiğine ve görüntü yönetmenleriyle kurduğu ilişkiye bakalım. Geçmiş Zaman Olur Ki’nin görüntü yönetmeni Peter Sillen’ın belgeselcilikten geldiğinden ve bu yüzden de o filmde kadraj dışına dair bir duygu yaratmanın oldukça zor olduğundan bahsetti Reichardt. “Bir belgeselcinin olup biteni takip etmemesi çok zor!” Nihayetinde belgeselci, olayları kaçırmak istemez, kamerayı aksiyona çevirme dürtüsüne sahiptir. Geçmiş Zaman Olur Ki’yi bu kadar alışılmadık kılan da bu belki, Reichardt olayı kadraj dışında bırakmaya çalışırken, Sillen elde değil, çeviriyor kamerayı; sonuç, omuz kamerası estetiğiyle basitliğin ve bir parça da metafiziğin garip bir karışımı. Kadraj dışına dair çok iyi bir başka örneği de, ‘şirketler ile doğa’ çatışmasına dair söylediklerini dinleyince filmografisinde ne kadar kritik bir film olduğunu daha iyi anladığımız (nihayetinde bir barajı bombayla patlatan aktivistlerin hikâyesi) Gece Planı’ndan (Night Moves, 2013) verdi yönetmen. Bombanın patladığı sahnede arabanın içinde, üç aktivistle baş başa kalıyoruz. Reichardt’a göre, görüntü yönetmeni Christopher Blauvelt’le birlikte yaptıkları bu tercihin ardındaki tek sebep parasızlık değil. “Orada onlarla birlikte kalmalıydık, onların ne hissettiğini, yüzlerini görmeliydik” diyor Reichardt. Ama filmin dijital kopyalarında yüzlerin sahnede seçilmediğini görünce, karanlıkta çekim yapma işini biraz abarttıklarını düşünmüş! Altyazı’nın ‘Hareketli Kavramlar’ köşesinde kaleme aldığım bir yazıda sözünü ettiğim, 4:3 format ısrarının ise büyük ölçüde 16mm’yle çalışmakla ilgili olduğunu söyledi yönetmen. Öte yandan, dijital çekmeye başladıktan sonra da bu tercihi sürdürmesini, yakın plan portre görüntüleri için elverişli bir format olmasına (özellikle Kestirme Yol’da etkili olan bir unsur) ve kadraj dışına dair bir gerilim hissi oluşturmasına bağlıyor. Düşünsenize diyor, “Kestirme Yol’da sadece tek bir günbatımı var”, sanki hep aynı günü yaşıyoruz, bundan daha büyük kadraj dışı bir gerilim olabilir mi… Mutlak Kadınlar’la (Certain Women, 2016) ilgiliyse “natüralizmi pek sevmediğinden” ve bu sebeple, Lily Gladstone’un başına buyruk oyunculuğunun bir yandan onu zorlarken, bir yandan da filme güç kattığından bahsediyor.

Ustalık dersinin sonunda ekranda Jim Jarmusch vardı. Robby Müller Ödülü’ne layık bulunan Reichardt’ı kutlamak için gönderdiği video mesajda o da First Cow’ın bir doruk noktası olduğunu düşündüğünü söyledi. Bunun üzerine Reichardt’ın aklına bir okul anısı geldi ki, herkesin kulağına küpe olsun: “Küçük bir film yapmıştım okulda, sınıfta gösterdiğimde biri yuhaladı. Sonra gittim Cennetten de Garip’i (Stranger Than Paradise, 1984) izledim ve bir şekilde iyileştim. Kendi kendime söyle düşündüm: Jarmusch olsaydı, yaptığım bu küçük filme sıcak bakardı.”

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.