Şu An Okunan
Toronto Günlükleri 2021 #4: Earwig, Zalava, Saloum, Inexorable

Toronto Günlükleri 2021 #4: Earwig, Zalava, Saloum, Inexorable

Platform yarışmasının en çok öne çıkan filmlerinden Lucile Hadžihalilović imzalı Earwig Kuzey Amerika basınından pek olumlu tepkiler çekmedi. Geceyarısı Çılgınlığı bölümünden İran yapımı Zalava ve Senegal yapımı Saloum ise yerel hikâyeleri Amerikan korku filmlerinin diliyle başarıyla birleştiren iki sağlam keşif. 46. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde son iki gün.

Lucile Hadžihalilović’in merakla beklenen yeni filmi Earwig başladığında daha ilk planlardan yönetmenin kendine özgü evreninde olduğumuzu hissediyoruz. Tıpkı Masumiyet (Innocence, 2004) ve Evrim‘deki (Évolution, 2015) gibi rüya benzeri bir atmosferdeyiz ama bu sefer her şey çok daha karanlık. Filmin ilk yirmi beş dakikası boyunca tek bir diyalog dile getirilmediği gibi, karakterler, zaman ve mekân konusunda da hiçbir net bilgi verilmiyor. Yine de gördüğümüz imgeler çağrışıma açık… Kıyafetlerin 20. yüzyıl ortasını hatırlatması bir yana; olayların geçtiği evde bir dolaptaki yemek takımı dışında neredeyse başka hiçbir eşya olmaması, terk edilmiş gibi gözüken bu karanlık mekânın hiç doğal ışık almayışı bize hemen İkinci Dünya Savaşı filmlerinin ikonografisini anımsatıyor. Sonraki sahnelerde karakterler evden çıktıklarında gördüğümüz bomboş sokaklar ve parklar, sislerin içinde belirsiz bir istikamete giden tren gibi imgeler de filme baştan sona savaşın izini bırakıyor.

Zamanla karakterleri bir araya getiren unsurlarla ilgili biraz daha ipucu elde etsek de Earwig asla bir hikâye anlatma sineması örneği değil. Fakat dişleri kırılacak derecede hassas Mia ve derin bir kesikten kalan yüzündeki yaranın iyileşmesini bekleyen Celeste’in, çizgisel bir zaman akışının uzağında kesişip ayrılan hayatları aynı yere işaret ediyor. Biri çocuk diğeri yetişkin bu iki kadının etraflarındaki sözüm ona ‘koruyucu’ erkekler gözetimindeki tutsaklıkları, filmin savaşa dair hatırlattığı hisle örtüşüyor. Bu hafta San Sebastián Film Festivali’nde de yarışacak olan Earwig, TIFF gösteriminden sonra basından pek olumlu tepkiler almadı ama kanımca Platform yarışmasının en öne çıkan filmlerinden.

Zalava

TIFF demek biraz da tür sineması demek. O hâlde festivalin marka bölümlerinden, ağırlıklı olarak korku ve gerilim filmlerine yer veren Geceyarısı Çılgınlığı’ndan da bahsetmemek olmaz. Bölümün bu yıl en çok ses getiren filmi kuşkusuz Altın Palmiye ödüllü Titane. Fakat biz çok olumlu tepkiler alan iki keşfe yoğunlaşalım. İlki, geçtiğimiz hafta Venedik’te de Eleştirmenlerin Haftası bölümünde gösterilen ve FIPRESCI ödülü kazanan Zalava. Arsalan Amiri’nin yönettiği film, İran İslam Devrimi’nin hemen öncesinde ücra bir dağ köyünde geçmekte. Batıl inançları kuvvetli köylüler, kendilerine musallat olan cinlerden korunmak ve kurtulmak için bazı âdetler geliştirmiş. Bölgeden sorumlu jandarma komutanı ise bu âdetlere ve köylülerin üfürükçülere verdiği payeye sinir olmakta. Tanıklık ettiği bir cin kovma seansı sonrasında da üfürükçüyü tutuklayarak göz altına alıyor. Böylece hurafeler ve bilim arasındaki çatışma, köylüler ve jandarma komutanı arasına taşınıyor. Zalava, Batı yapımı doğaüstü korku filmlerinden tanıdık unsurları yerelle başarıyla buluşturan bir film. Bunu sadece fikir düzeyinde de bırakmıyor ve hem özenli bir sinematografi hem de başarılı oyunculuklarla destekliyor. Doğru bir senaryo matematiğiyle tansiyon giderek artarken, asla anlaşamayan iki taraf arasında final bölümündeki çatışma, cinden daha korkutucu bir hâl alıyor.

Saloum

Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde büyük coşkuyla karşılanan bir diğer film de Saloum. Jean Luc Herbulot’un yönettiği Senegal yapımı bu film de 2003’te Gine-Bissau’daki askerî darbe sırasında başlıyor. Ülkedeki Meksikalı bir uyuşturucu baronunu Dakar’a kaçırmaya çalışan bir grup eski paralı asker, uçaklarının yakıtı bitince mecburen Senegal’de bir adaya sığınıyorlar. Bölgedeki bir polis memurundan gerçek kimliklerini saklamaya çalışırken, kendilerini öbür dünyadan varlıkların saldırısı içerisinde buluyorlar. Saloum akla klasik Hollywood dönemi egzotik macera filmleri kadar, yine aynı dönemden westernleri, ayrıca 13. Karakola Saldırı (Assault on Precinct 13, 1976) veya Günbatımından Şafağa (From Dusk Till Dawn, 1996) gibi kült klasikleri getiriyor. Hızlı bir kurgu ve dinamik bir görüntü yönetimine sahip bu düşük bütçeli film, özel efekt gerektiren sahnelerin de iyi kotarılmış olmasıyla dikkat çekiyor. Teknik açıdan sağlam, yıl boyunca tür sinemasına eğilen festivallerde ses getirmesi muhtemel bir film Saloum.

Inexorable

Ancak festivalde sadece iyi tür sineması örnekleri izlemiyoruz. Belçikalı Fabrice du Welz, korku sevenlerin merakla takip ettiği bir isim olsa da yeni filmi Inexorable ne yazık ki hayal kırıklığı. 90’lı yılların psikolojik/erotik gerilim filmlerini model alan bu intikam öyküsünün gerçekten harika bir işçiliği var. Hattâ her anı klişelerle dolu, tüm sürprizleri önceden tahmin edilebilir, bu derece basit bir senaryo için gerektiğinden iyi bile diyebiliriz. Beşikteki El (The Hand That Rocks the Cradle, 1992) veya Genç, Bekâr Bayan Aranıyor‘u (Single White Female, 1992) bir daha izlemek inanın daha keyifli olacaktır.


46. Toronto Film Festivali’ni takip eden Engin Ertan’ın festival izlenimleri Altyazı’da. Günlüklerin tamamına ulaşmak için tıklayın: Toronto Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.