Şu An Okunan
Vancouver Film Festivali Günlükleri 2021 #1: The Scary of Sixty-First, Moneyboys

Vancouver Film Festivali Günlükleri 2021 #1: The Scary of Sixty-First, Moneyboys

40. Vancouver Film Festivali 1 Ekim’de başladı. Yıl boyu büyük festivallerde beğeni toplayan yapımları Kanadalı izleyiciyle buluşturan festival, Batı Kanada ve Uzakdoğu sinemalarına da özel bir vurgu yapıyor. Berlinale’den ödüllü The Scary of Sixty-First ve Cannes çıkışlı Moneyboys, festivalin ilk günlerinde dikkat çeken filmler arasındaydı.

Kuzey Amerika’daki en önemli sinema etkinliklerinden biri olan Vancouver Film Festivali, bu yıl kırkıncı kez düzenleniyor. Devam eden pandemi sebebiyle programını bir nebze küçülten ve sinema salonlarındaki seansların yanına dijital bir platform aracılığıyla çevrimiçi gösterimler de ekleyen festival, pek çok farklı işlevi bir arada üstleniyor. Bizdeki Filmekimi’ne benzer şekilde yılın Berlin, Cannes ve Venedik’te ses getirmiş filmleri bölge izleyicisiyle ilk kez Vancouver’da buluşuyor. Ama buna ek olarak programın Kanada sinemasını, özellikle de Kanada’nın batı eyaletlerinde çekilen filmleri izleyiciye tanıtmak gibi bir misyonu da var. Vancouver Film Festivali’nin uluslararası anlamda en dikkat çekici yönü ise programında Uzakdoğu sinemasına geniş yer ayırarak pek çok genç Asyalı yönetmenin keşfedilmesine ön ayak olması.

Festivalin bu seneki seçkisi de bu üç farklı amaca aynı anda hizmet edecek şekilde hazırlanmış. 11 Ekim’e kadar devam edecek etkinliğin ilk günlerinde izleyebildiğim filmler arasında Cannes yarışmasından Mia Hansen-Løve imzalı Bergman Adası (Bergman Island), Terence Davies’in geçtiğimiz hafta San Sebastian Film Festivali’nde ödül kazanan yeni biyografik filmi Benediction ve Toronto Film Festivali’nde beğeni toplayan Senegal yapımı western-korku kırması Saloum ön plana çıkıyordu. Bu üç film de daha önce Altyazı’nın web sitesindeki çeşitli festival günlüklerine konu oldu, dolayısıyla bu yazıda üç filmin de seyre değer olduğunu, özellikle Davies’in son yıllardaki en dokunaklı ve tatmin edici filmiyle karşımıza çıktığını belirtmekle yetinelim.

Tıpkı Saloum gibi korku türünün kalıplarıyla oynayan ve farklı alt türleri modernize ederek harmanlayan bir diğer ilginç film, prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde Dasha Nekrasova’ya En İyi İlk Film ödülünü kazandıran The Scary of Sixty-First’tü. Akla Roman Polanski’nin tek mekânda geçen korku ve gerilim filmlerini ya da Brian De Palma’nın ilk dönemindeki düşük bütçeli ama görsel-işitsel anlamda yaratıcı denemeleri getiren bu film, çok ucuza kiraladıkları apartman dairesinde tekinsiz bir şeylerin yaşandığını anlayan iki arkadaşı takip ediyor. Nekrasova eski korku filmlerine gönderme yaparken bir yandan da Jeffrey Epstein skandalının ve #MeToo hareketinin önemli yer tuttuğu, üç genç kadını merkezine alan son derece güncel bir öykü anlatıyor. Maalesef film, doğaüstü tehdit ön plana çıkıp karakterler gerçeklikle bağlarını yitirdikçe giderek dağınık hâle geliyor. Üstelik bu dağınıklık sebebiyle cinsiyet ve cinsel kimlik hakkında dişe dokunur bir şeyler söyleme fırsatını da tepiyor. Ama kısıtlı bir bütçeyle izleyiciyi huzursuz eden güçlü bir atmosfer kurmayı başaran Nekrasova, Amerikan bağımsız sinemasının mumblecore akımına taze bir soluk getiriyor. Dolayısıyla her ne kadar sonlara doğru kontrolden çıkıp yorucu ve anlamsız hâle gelse de The Scary of Sixty-First’ün umut vaat eden bir ilk film olduğunu söyleyebiliriz.

Moneyboys

Kurduğu güçlü atmosferle ve görsel dokusuyla ön plana çıkan ama hikâyesindeki zaaflar sebebiyle bir nebze hayal kırıklığı yaratan diğer bir film, ilk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan Moneyboys oldu. Chen Bo Yi’nin ilk yönetmenlik denemesi olan bu Tayvan filmi, Vancouver Film Festivali’nin Uzakdoğu sinemasına ayrılmış ‘Gateway’ bölümünde izleyiciyle buluştu, zaten filmin en ilginç yanını da öyküsüne sıradışı bir arka plan sağlayan Uzakdoğu mekânları oluşturuyor. Küçük köyünden ayrılıp büyük şehre gelen ve burada eskort olarak çalışmaya başlayan Fei’nin öyküsü, eşcinselliğin hâlen tabu kabul edildiği Çin toplumunda (özellikle de Çin’in kırsal bölgelerinde) eşcinsel bir karakterin deneyimlerini dolaysız ve açık biçimde perdeye taşıması açısından değerli. Büyük şehre göç ettikten sonra ‘vasıfsız işçi’ olarak sömürülen gençlerin durumuyla ya da köy ile kent arasındaki derin uçurumla ilgili bazı sosyal gözlemler de mevut Moneyboys’da. Fakat ne yazık ki filmin bu tarz toplumsal konular hakkında taze bir fikir ürettiğini söylemek zor. Önce Fei’nin âşık olduğu bir genç adamla ilişkisine odaklanan, ardından yıllar sonrasına atlayıp aynı köyden şehre gelen ikinci bir eskortu takip eden Moneyboys, sürükleyici ama yüzeysel bir melodram. Filmin iki saati bulan süresi Yi’nin anlattığı cılız hikâye için fazlasıyla uzun ama yönetmenin en etkileyici ve akılda kalıcı sahneyi finale sakladığını da belirtmek gerek. Çin’deki iç göç dalgaları, emek sömürüsü, kırsal bölgelere uğramayan küreselleşme ve ekonomik büyüme takıntısı, kuşaklar arası ilişkilerde yaşanan sorunlar gibi konular hakkında kapsamlı bir söylem ya da özgün bir fikir arayan izleyicilerin ise Jia Zhang-Ke filmlerini yeniden ziyaret etmesi daha iyi bir tercih olacaktır.


40. Vancouver Film Festivali’ni takip eden Eren Odabaşı’nın festival izlenimleri Altyazı’da. Günlüklerin yeni bölümleri önümüzdeki günlerde altyazi.net’te olacak.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.