Şu An Okunan
Kate Winslet’ın Kariyerinde Öne Çıkan 5 Performansı

Kate Winslet’ın Kariyerinde Öne Çıkan 5 Performansı

Kate Winslet, gözden kaçmayacak bir oyuncu olduğunu sinema seyircisine ilk kez Peter Jackson’ın Cennet Yaratıkları’yla (Heavenly Creatures, 1994) çıktığında kanıtlamış, hemen ardından gelen Aşk ve Yaşam’daki (Sense and Sensibility, 1995) performansıyla görece geniş kitlelerin gönlünü tam anlamıyla fethetmişti. Titanik’le (Titanic, 1997) birlikte popüler sinemanın en ticari kanadını da başarıyla sırtlanabileceğini gösterdikten sonra, Winslet’ın hayatımızdan kolay kolay çıkmayacağı kesinleşmişti. 1975 Birleşik Krallık doğumlu aktris on yıllar içinde kalburüstü popüler sinemanın vazgeçilmez isimlerinden biri olarak sabit bir çizgiyi sürdürürken, Mare of Easttown (2021) dizisindeki Mare Sheehan rolüyle hâlâ performansıyla en çok konuşturan oyunculardan biri olduğunu da ortaya koydu. Oyuncunun yakın gelecekte izleyeceğimiz filmleri arasında, şimdilerde post-prodüksiyonu süren Avatar 2 ve İkinci Dünya Savaşı sırasında bir mankenden savaş muhabirine dönüşen Elizabeth ‘Lee’ Miller’ın öyküsünü anlatan Lee bulunuyor.


Titanik

Titanik 15 Nisan 1912 tarihli ilk seferi sırasında bir buz dağına çarparak bin beş yüzü aşkın kişinin ölümüne neden olan transatlantik yolcu gemisinin yirminci yüzyıla nasıl bir iz bıraktığını, gemide seyahat eden iki gencin aşkı üzerinden gözler önüne seriyordu. Hayatın iplerini henüz annesinin elinden alamamış, özgürlük mücadelesi altında günden güne mutsuzlaşan Rose’a hayat veren yirmi iki yaşındaki Kate Winslet, bu yolculuk esnasında ve çaresiz bir anında tanıştığı Jack’le birlikte yaşama yeniden tutunuyordu. Aristokrat bir ailenin kızını canlandıran Winslet’a, hem ait olduğu sınıf bakımından hem de hayat felsefesiyle ondan apayrı bir yerde konumlanan karakteriyle Leonardo DiCaprio eşlik ediyordu. James Cameron imzalı film, kurduğu romantik anlatı üzerinden izleyiciyi RMS Titanic’in Kuzey Atlantik’teki son anlarının tanığı kılarken, geminin sahibi White Star Line’ın bu kriz anında farklı sınıflara geliştirdiği bakışı da eleştiriyordu. Çekildiği dönem hem en pahalı hem de en çok gişe yapmış film unvanlarına kavuşan Titanik, En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere on bir dalda Oscar’a layık görülmüştü. Film bu sayıyla, hâlâ da rekoru elinde tutan üç yapımdan biri olma özelliğini taşıyor.


Sil Baştan

2004 yılında gösterime giren Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind), ilişkileri hayal ettikleri gibi gitmeyen Joel ve Clementine’ın bir teknoloji aracılığıyla birbirlerini hafızalarından yok edişlerini ve her ikisinin de sonraki yaşantısına odaklanıyordu. Filmin yönetmenlik koltuğuna Michel Gondry otururken, ona senaryo ekibinde Charlie Kaufman ile Pierre Bismuth eşlik ediyordu. Jim Carrey ve Kate Winslet’ı başrollerde izlediğimiz film, çiftin nasıl tanıştığını, birbirlerine nasıl âşık olduklarını ve ilişkilerinin nasıl bir forma büründüğünü çizgisel olmayan bir zaman akışı içinde takip ediyordu. Daha önce ağırlıklı olarak dönem dramlarında yer alan Winslet için kariyerinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen Sil Baştan, stüdyonun genç oyuncuya duyduğu şüphe, Clementine rolünü o dönem Oscar kazanan bir başka oyuncuya vermesi için Gondry’e yaptıkları öneri ve yönetmenin buna karşı duruşu ile de biliniyor. Filmde Clementine, ani duygu değişimleri, alkol bağımlılığı, sonunu düşünmeden harekete geçişi ve dışa dönük yapısıyla dikkat çekiyordu. Karakterin saçlarının büründüğü farklı renkler ise hem onun duygu değişimlerinin bir dışavurumu hem de Joel’la olan ilişkilerinde geçen sürenin bir karşılığı olarak yer alıyordu filmde. Kate Winslet’a bir Oscar adaylığı daha kazandıran Sil Baştan, En İyi Özgün Senaryo dalında heykelciğin sahibi olmuştu.


Hayallerin Peşinde

Amerikan Güzeli (American Beauty, 1999), Azap Yolu (Road to Perdition, 2002) ve Skyfall (2012) filmlerinin yönetmeni olarak bilinen Sam Mendes’in 2008 yılında çektiği Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road) ile Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet on yılın ardından yeniden bir araya gelmişti. Seyirci karşısına bu kez 1950’lerde, ABD’nin Connecticut eyaletinde yaşayan bir çift olarak çıkan ikili, evlilikleriyle sorun yaşayan Frank ve April’a hayat veriyordu. Filmin kadrosunda bu iki ismin yanı sıra Michael Shannon, Kathryn Hahn ve DiCaprio ile Winslet’a Titanik’te de eşlik eden Kathy Bates de yer alıyordu. Bir banliyöde hayatlarını devam ettirirken kişisel sorunları günden güne su üstüne çıkan çift, film boyunca yeri geldiğinde doğmuş ya da doğmak üzere olan çocuklarını birbirlerine karşı koz olarak kullanıyor, yeri geldiğinde ise kurtuluşu ihanet etmekte buluyorlardı. Richard Yates’in romanından uyarlanan filmin senaryosunu menajerinden alan Kate Winslet’ın, daha önce de beyaz perdeye aktarılmayı denenmiş bu metin üzerine harekete geçerek, önce o zamanki eşi Mendes’in yönetmenliği üstlenmesi, sonra da eski rol arkadaşı DiCaprio’nun filmin diğer başrolü olmayı kabul etmesi için büyük çaba göstermiş olduğu biliniyor.


Okuyucu

Kate Winslet, daha önce pek çok kez aday gösterilmiş olsa da kariyerindeki yegâne Oscar ödülünü Okuyucu (The Reader, 2008) filmindeki performansıyla 2008 yılında kazandı. Billy Elliot (2000) ve Saatler (The Hours, 2002) gibi projelerle tanınan Stephen Daldry’nin yönetmenlik koltuğunda oturduğu Okuyucu, on beş yaşındaki Michael ile ondan yaşça büyük olan Hanna Schmitz’in yıllara yayılan ilişkisini konu ediniyordu. Bir tramvay kondüktörü olan Hanna’ya hayat veren Winslet, Nazi Almanyası’nın gölgesi altında Michael ile vakit geçirirken, onun yıllar sonra öğreneceği bir sırrı da beraberinde taşıyordu. Kadrosunda Ralph Fiennes, Bruno Ganz, David Kross ve Alexandra Maria Lara gibi oyuncuların yer aldığı film, gücünü pişmanlıklar ve tutkular üzerinden kuran anlatısından alırken; sırtını edebiyata yaslamasıyla da öne çıkıyordu. Yılların ardından bir şekilde yeniden karşılaşan, ancak geçmişleri yüzünden tekrardan ayrı düşen bu çifti birbirlerine bağlayan temel unsur ne de olsa Michael’ın Hanna için okuyup bir kasete kaydettiği kitaplardı.


Mare of Easttown

Kate Winslet, izleyici karşısına son olarak HBO’nun mini dizisi Mare of Easttown ile çıktı. Yedi parçadan oluşan hikâyesi boyunca Easttown kasabasında gerçekleşen bir cinayeti, kasabanın hafızasına işlenmiş başka olaylarla da çözmeye çalışan Mare Sheehan’ı merkeze alan dizi, gizemine gösterdiği özeni karakterlerinin geçmişleri, acıları ve hayatları üzerine de göstermesiyle takdir topladı. Kate Winslet görevine karşı edindiği ciddi tutumla yalnızca mesleğini en iyi şekilde icra etmeye çalışan bir dedektifi değil, hane halkına, zamanında yaşadığı olayların günümüzdeki yansımalarına ve tüm zayıflıklarına rağmen yere sağlam basmaya çalışan bir kadını da canlandırıyordu. Dizinin kadrosunda Winslet’ın yanı sıra Jean Smart, Julianne Nicholson ve Evan Peters gibi oyuncular da yer alıyordu. Hem izleyici hem de eleştirmen nezdinde oldukça başarılı bir başrol performansı sergileyen Winslet, geçtiğimiz haftalarda 73. Primetime Emmy Ödülleri’nde de Mini Dizi kategorisinde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. Aynı kategoride Nicholson En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, Peters ise En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerinin sahibi oldu. Dizinin yaratıcı ekibinden gelen açıklamalar, Mare of Easttown’un ikinci bir sezonla devam edebileceğine yönelik sinyaller verse de henüz kanal tarafından resmi bir duyuru yapılmadı.


Hazırlayan: Cem Hakimoğlu

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.