Şu An Okunan
İlk ve Son: Çılgın Kalabalıktan Uzak

İlk ve Son: Çılgın Kalabalıktan Uzak

Kuru gürültüden uzak, hikâyenin kontrolünü hiç kaybetmeyen ve kadın-erkek temsillerinin ardında durabilen bir yerli diziye ne kadar ihtiyacımız olduğunu anladığımız o an geldi.

Türkiye’de eğip bükmeden salt bir ilişkinin hikâyesini anlatmaya soyunmak, göründüğünden daha cüretkâr bir iş. İp üstünde yürümek gibi. Kaldı ki işini bilen bir cambazın bile seyirciyi korkutmak için düşecekmiş gibi yaparken gerçekten düşmesi an meselesi gibi gelir. Her adımı, her nefesi uzun hesaplara tabi, üstelik inandırıcı da olmak zorunda. Cambazın işi çok zor. Çünkü bir kadın-erkek ilişkisinin anatomisi, ülkenin anatomisiyle ister istemez sürekli flört halinde. Birbirini deliler gibi seven iki insanın ilişkisinin mini minicik bir köşesine kadına karşı fiziksel bir güç gösterisi iliştirirler örneğin. Sevgide, tutkuda, aşkta ve cinsellikte her şeyin mübah olduğunu fısıldarlar kulağınıza. Ya da kadın öfkesini bir cinsiyete mal ederler. Duygularını fazlaca paylaşan kadınlarla hiç paylaşmayan erkekleri birbiriyle çarpıştırırlar. Kavgalar hep yarım kalır. Söylenmemiş sözler nefes borusunda birikir. Hiç olmadı, erkeği bir intikam prensine dönüştürür, sonra bilinçsiz bir hayranlıkla yaptıklarını izletirler. İlişkiye eklemlenen her şey, her küçük tercih, her dönemeç temsilen ya bir şeylerin yapılabilir ya da meşru olduğu anlamına gelir. François Ozon’un 5×2’yi (2004) yazarken Fransız toplumu adına muhtemelen bir saniye için bile bir şeyleri meşrulaştırmaktan korkmamasına karşılık, Türkiye’deki çok katmanlı ilişki temsillerinin pamuk ipliğiyle imtihanı işte… Belki de o yüzden Ozon’un filminde basitçe kadın kadınlıktan kurban, erkek erkeklikten suçlu. Olması gereken buymuş gibi, herkesin içi rahat. İlk ve Son’a gelince, ip üstünde yürüyor yürümesine ama neyse ki pamuk ipliğine hiç yaklaşmıyor.

Erkeğe şiddet deseniz, o var mesela. Öfke deseniz, bir cinsiyete değil, olduğu gibi Deniz’in (Özge Pirinçci) biricikliğine mal edilebilir. İntikam deseniz, Barış (Salih Bademci) istese de beceremiyor. Kavga deseniz sonuna kadar karşılıklı, çok zehirli ama dengeli. Birbiriyle konuşabilen, birbirinin canını konuşarak acıtabilen iki insanın karasularındayız. Alıştığımız kadın-erkek temsillerinin dışında, hattâ dışında olmak için biraz fazlaca çaba içinde bir ayrışma var İlk ve Son’da. Ekrana ya da perdeye yansıyan ilişkilerden bir güzel ayrışma. Deli dolu, tekinsiz, fevri bir kadınla duygusal, hırçın ve sevilmek isteyen bir erkeğin öyküsü. Gerçek hayatta tam olarak kimseninkine benzemeyen ama herkesin ilişkisinin saklı bir köşesine dokunan bir görmüş geçirmişlikten besleniyor. Bu yüzden neden böyle “çılgın kalabalıktan uzak” hikâyeleri daha sık izleyemediğimizi sorgulamak kaçınılmaz. En yakın kız arkadaş yok, en yakın erkek arkadaş yok, yoldan çıkaran kötü arkadaş yok, münasebetsiz iş arkadaşları yok. Bakın, mutsuz ve tatminsiz komşular var ama bazen tam da “Bir çocuğunuz eksikti” diyen, yüzünü hiç görmediğimiz o teyzenin yerindeyiz. O yüzden sen bize lazımsın, teyze.

Televizyonun erkek iktidarı ile kadın kırılganlığının büyülü tezatında birleşen romantizmi veya şiddetle ölümü körükleyen, kavuşamamaya kilitlenmiş, acı pornosu öyle bıktırmış ki… 25 bölüm boyunca sürünüp yayından kaldırılacağı belli olunca son bölümde aceleyle evlendirilen çiftler gibi hafif alık bir sarhoşluk içindeyiz. En azından Deniz’le Barış’ın tanıştığı günü izlerken. Çiftin ilke ve sona birer çentik atarak ilerleyen öyküsü sahiciliğiyle vuruyor en çok. Tokat gibi değil de kâğıt kesiği gibi. İnce bir sızı. İlerledikçe deşiliyoruz. İlk sarhoşluktan arta kalan acımtırak bir akşamdan kalmışlık. Bir yandan da aslında birbirine pek iyi gelmeyen iki insanın hayat başka yöne bakarken birbirine nasıl da iyi geldiğine şaşakalmak. Bu aşkın, Titanik aşkını değil de Duvara Karşı aşkını olumlamasına ise hiç şaşırmamak…

Özge Özpirinçci ve Salih Bademci’nin darmadağın eden oyunculuğunun asıl gücü, hiç izlemediklerimizde saklı. Karakterlerin aslında var olmayan kimi durumlara nasıl tepki vereceğini hayal ediyorsak, dizi bittikten sonra dışarıda bir yerde yaşamaya devam ettiklerini düşünüyorsak, bizdeki misafirlikleri biraz uzayacak demektir. Tam olarak öyle oluyor. İlk ve Son’un ilişkiyi atomlarına ayırırken Deniz ile Barış arasında net olarak taraf tutmaması dizi adına çok zor bir eşiği aşmak demek. Bunun üzerine düşünürken, nedense Noah Baumbach’ın Evlilik Hikâyesi’nde (Marriage Story,2019) gürül gürül taraf tuttuğu geliyor akla. Baumbach’a sorsanız, elbette taraf tutmuyor. Hatta belki tutuyor ama kadının tarafını. Oysa film, tamamen çocuk-erkeklerin zaferini kutluyor. Böylesi bir hikâyede, taraf tutmamanın ne kadar zor olduğunu hatırlamak gerektiğinde Evlilik Hikâyesi izlensin.

İlk ve Son’un bu konuda kendini tehlikeye attığı iki örnekten en önemlisi, ikinci bir deneme mahiyetinde Barış’a Gün, Deniz’e “çakma” Barış hak görüldüğünde yaşanıyor. Bu iki yeni karakterin ardılı oldukları kişilerin tam tersi özellikler taşımaları için özel bir çaba sarf edilmesi ve bunun tekrarlı teşhiri, sahiciliği bir parça zedeliyor. Ama asıl konu, Barış’a Gün’le gerçekten mutlu olma şansı tanınırken, Deniz’in çaresiz bir sorumluluk duygusuyla “çakma” Barış’ı seçerek kendini feda etmesi. Oysa Deniz’in de Barış’tan başkasıyla mutlu olabileceği yanılsamasına inandığı birkaç dakikası olmalıydı. Hikâye, Deniz’i Barış’a mecbur bırakırken, Barış’ı Deniz’e mecbur bırakmadığı için taraf tutmama yönündeki onurlu istikrarını biraz sarsıyor doğrusu. İkinci sarsıntının konusuysa, Deniz’e asılmaktan kendini alamayan Şef’in dayak yemeye teşne arsızlığı. Şef’in Barış’a aşırı sevimsiz bir alternatif oluşturması, neredeyse bir fıkra karakteri gibi çizilmesi görmezden gelinecek gibi değil. Şef’i reddetmek için her türlü meşru sebep zaten hazırda bekliyor. Seyircinin gözünde Deniz’in onu reddetmemeye hakkı yok. Mantık bunu gerektiriyor. Şef’in bu kadar uçlarda olmadığı bir hikâyede, Deniz’in onu reddetmek için kimsenin iznine ihtiyacı olmazdı. Seyircinin bile.

İlk ve Son’un hikâyesi lineer bir çizgide ilerleseydi bu kadar etkileyici olup olmayacağını test etmek için yapmanız gereken tek şey, finalden sonra ilk bölümü yeniden izleme ihtiyacınızı şöyle bir tartmak. Sonuç müspet. Diğer yandan bir hikâyenin nasıl kurgulanması gerektiğinden ve diyalog yazımının inceliklerinden haberdar her yerli proje karşısında bu kadar heyecanlanmasak keşke. Buna alışsak ve daha azına asla razı olmasak. Elde değil işte. Bu şartlarda yapması gerekeni yaptığı için İlk ve Son’un hakkını teslim edelim. Tembel çocuklarla dolu bir okulun çalışkan öğrencisi o.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.