Şu An Okunan
Altın Portakal Günlükleri 2021 #2: Bağlılık Hasan ve Kafes

Altın Portakal Günlükleri 2021 #2: Bağlılık Hasan ve Kafes

Bağlılık Hasan

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ikinci gün geride kaldı. 4 Ekim Pazartesi günü izleyiciyle buluşan filmler Semih Kaplanoğlu’nun Bağlılık Hasan ve Cemil Ağacıkoğlu’nun Kafes filmleri oldu.

Kafes
Kafes

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde Ulusal Yarışma’nın ikinci gününde seyirciyle buluşan ilk film Eylül (2011) ve Tarla (2016) filmleriyle tanıdığımız Cemil Ağacıkoğlu’nun yeni filmi Kafes’ti. Kafes, eski bir polisin teşkilat içinde yaşanan bazı hesaplaşmalar sonrasında İstanbul’un arka sokaklarında geçen hikâyesine odaklanıyor. Filmin başındaki bir silahlı çatışma sonrası olayın gizeminin gölgesi altında Hasan adlı başkarakterin dünyasına konuk oluyoruz. Bir otelde çalışıyor, Romanya’ya gitme ihtimalini düşünüyor, maddi zorluklarla boğuşuyor, suç dünyasından uzak durmaya çalışıyor ve intikam almak istiyor. Kafes, tüm bu fikir ve ihtimallerin arasından takip edilebilir, gelişebilir bir izlek çıkarmakta zorlanan bir film. Dolayısıyla film dilinin, hatta hikâye anlatımının temel unsurlarını yerine getirmekte de zorlanıyor. Filmde baştan sona takip ettiğimiz ana karakter Hasan’ın dünyasını çeşitlendirecek yan karakterlerin ya da motivasyonların hikâyeye organik yollarla eklenemediğini, görüntü yönetimi ve kurgu gibi alanlarda filmin asgari ihtiyaçları karşılayamadığını söyleyebiliriz. Kafes’in festival sonunda yarışmanın zayıf filmleri arasında olacağını şimdiden öngörmek mümkün.

Bağlılık Hasan
Bağlılık Hasan

Ulusal Yarışma’nın ikinci gününde gecenin öne çıkan yapımı ise Semih Kaplanoğlu’nun dünya prömiyerini Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde yapan yeni filmi Bağlılık Hasan’dı. Yönetmenin Bağlılık üçlemesinin ikinci parçası olan film gözünü Türkiye sinemasının epey aşina olduğu bir çevreye, taşraya çeviriyor. Çanakkale’de atadan kalma bahçesindeki domates tarlasıyla geçimini sağlayan Hasan’ın önce bölgeye uğrayan şehirleşme etkileriyle sonra da kendi vicdanıyla hesaplaşmasını takip ediyoruz. Üçlemenin ilk filminde izlediğimiz şehirli, beyaz yakalı annenin ardından bu kez taşralı bir mütedeyyinin yaşamına konuk oluyoruz. Kaplanoğlu’nun toplumun belirli bir sınıfsal kesimine yönelik köşeli ve ahlakçı yaklaşımı etrafında şekillenen Bağlılık Aslı’nın (2019) ardından bu kez ahlak sınavını toplumun başka bir kesimine uyguladığını söylemek yanlış olmaz.

Bağlılık Hasan, iki bölümlü yapısının ilk kısmı boyunca taşra-merkez çatışması ekseninde öğeler barındıran bir öyküyü takip ediyor. Bölgeden geçecek yüksek gerilim hattını taşıyacak direklerden birinin kendi arsasına koyulacağını öğrenen Hasan, sahip olduğu bağlantıları kullanarak bu kararı değiştirmek için çaba harcıyor. Bu esnada film boyunca peşinden ayrılmadığımız ana karakterin yaşam şartlarıyla, geçmişi ve karakteriyle, yani ‘dünyevi’ kimliğiyle ilgili bilgileniyoruz. Ardından hikâyenin ortasına hiç yoktan düşen bir hac haberiyle birlikte hem filmin karaktere yaklaşımında bir kırılma oluyor hem de hikâye yeni bir boyut kazanıyor. Zira hac görevlisinin bilgilendirmesi sonrası Hasan’ın bir kul hakkı muhasebesine girmesini ve geçmişte hakkını yediklerinden helallik alma yolculuğunu izliyoruz bu noktadan itibaren. Yani karakter bu dünyadaki sınavını vermeye başlıyor. Yönetmenin kendini yargı bildiren bir pozisyona taşıması ise bu kırılmayla birlikte görünür oluyor.

Semih Kaplanoğlu’nun Türkiye sineması için önemi de, şu an bulunmayı tercih ettiği pozisyon da ortada. Politik ve yaşamsal duruşundaki kırılma ve sanatını buna hizmet eden bir yola koyma kararı sonrasında çektiği Buğday (2017) ve Bağlılık Aslı’da olduğu gibi Bağlılık Hasan’da da seyirciye had bildiren, teslimiyete iten, yargılayıcı, ilahi bir anlatıcı pozisyonu seçiyor kendine. Bağlılık Aslı’da seküler kesimin annelik mefhumuyla ilişkisine tepeden, had bildiren bir yerden bakan bu tonun bu kez bir mütedeyyinin hac öncesi vicdani muhasebesine bakarken doğal olarak yumuşadığını söylemek mümkün ama anlatıcının pozisyonu açısından değişen bir şey yok. Anneliğin yerini bu kez kardeşlik ve müminlik gibi kavramların aldığı filmde karakterin ‘bağlılık’ları anlatıcı tarafından âdeta topa tutuluyor, sınanıyor. Hasan helallik almak için çıktığı turda hayatının ahlaki çelişkilerle bezeli olduğunu fark ettikçe yukarıdan gelen bir güç tarafından durmadan yargılanıyor, baskılanıyor. İyi, etrafına faydalı bir insan olmak yerine yukarıdaki bir güce itaat etmekle sınanıyor, korkutuluyor sürekli. Rüyaları aracılığıyla göklerden gelen emirin film evreninde cisimleştiğini bile görüyoruz hatta. 

Belki bu noktada, yönetmenin hem kendi sinemasına hem de bir tarafıyla Yeni Türkiye Sineması’na çekmeye niyetlendiği formattan da bahsetmek gerek. Zira Bağlılık Hasan, Semih Kaplanoğlu gibi tecrübeli bir yönetmenin salt sinemasal heyecanıyla açıklayamayacağımız kadar açık referanslara sahip bir film. Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı’nı (2018) açıkça andırır biçimde bir kuyunun içinden açılıp belli ki aile için sembolik bir öneme sahip olan, boş bir manzaranın ortasındaki tek ağaca vararak başlıyor. Sonrasında buranın Nuri Bilge Ceylan sinemasında temel niteliklere sahip bir coğrafyada, Çanakkale’de yer aldığını öğreniyoruz. Üstelik filmin ilk bir saati boyunca Mayıs Sıkıntısı’nı (1999) farklı detaylarla (tarlası istimlak edilecek babanın bürokrasiyle mücadelesi, kaplumbağa, domates gibi) sık sık hatırlatıyor film. Ardından hem daha genel anlamıyla Yeni Türkiye Sineması’nın ilk dönemi hem Nuri Bilge Ceylan hem de Semih Kaplanoğlu sineması için hatırı sayılır etkileri bulunan Tarkovski filmografisine, bilhassa Ayna (Zerkalo, 1975) ve İz Sürücü’ye (Stalker, 1979) kare kare göndermeler yapan bir film izliyoruz.

Ancak bir noktada Semih Kaplanoğlu’nun kendisi de dâhil olmak üzere tüm bu yönetmenlerin bu referansları kullanma biçimlerine ve Yeni Türkiye Sineması’nın belirsizlik alanlarını kullanmaya meyilli, farklı anlam dünyalarına açık yapısına bir format çekip bu sinemayı hem kökenleri hem de güncelliğiyle muhafazakâr, anlam ve yargı dayatan bir tondan yeniden üretmeye çalışıyor yönetmen. Sanki bu sinemaya o boşluk alanlarını işgal eden nihai bir güncelleme getirmeye gayret ediyor. Yusuf Üçlemesi’nde uçuşan tüylerden ya da bir geri dönüp bakmadan türetebildiği varoluşçu, aşkın anların Bağlılık Hasan’daki benzerleri burada göklerden gelen bir emrin, anlatıcının dayattığı bir yargının ulviliği olarak zuhur ediyor. Her gün yaşadığımız, giderek daha baskıcı, boğucu hâle gelen günümüz Türkiye’sinin sosyo-politik ortamında böyle bir yargılayıcılığın hâkim olduğu bir sanat üretimini tercih eden Semih Kaplanoğlu sinemasını ne samimi ne yenilikçi ne de ilgi çekici bulmak pek mümkün değil maalesef.

Ulusal Yarışma’da bu akşam Ferit Karahan’ın Berlinale’nin Panorama bölümünden FIPRESCI Ödülü’yle dönen filmi Okul Tıraşı ve aynı ödülü Toronto’da kazanan Emre Kayiş imzalı Anadolu Leoparı Türkiye prömiyerlerini gerçekleştirecek.


Berke Göl ve Ekrem Buğra Büte’nin Altın Portakal izlenimleri festival boyunca altyazi.net‘te. Günlüklerin tamamı için: ‘Altın Portakal Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.