Şu An Okunan
Altın Portakal Günlükleri 2021 #1: İki Şafak Arasında ve Zuhal

Altın Portakal Günlükleri 2021 #1: İki Şafak Arasında ve Zuhal

İki Şafak Arasında

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Yarışma heyecanı dün akşam düzenlenen gösterimlerle başladı. Pandemi koşullarında ikinci yılını geçiren festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda seyirciyle buluşan ilk yapımlar Selman Nacar’ın İki Şafak Arasında ve Nazlı Elif Durlu’nun Zuhal filmleri oldu.

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 2 Ekim akşamı düzenlenen açılış töreniyle başladı. Program kapsamındaki filmlerse, dün akşamdan itibaren açık hava gösterimleriyle izleyici karşısına çıkıyor. Pandemi koşulları ne yazık ki geçen yıl olduğu gibi bu yıl da tüm yarışma gösterimlerinin birbiriyle çakışmasına, dolayısıyla bir yarışmayı takip etmek izleyen bir izleyicinin diğer bölümlerdeki filmleri seyretme fırsatı bulamamasına yol açıyor. Bu bakımdan, spot ışıklarının her zamanki gibi Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması üzerinde olduğu festivalde kısa film, belgesel ve uluslararası film yarışmalarının bir miktar gölgede kalması da üzücü.

Ulusal Yarışma’da izleyiciyle buluşan ilk film, Selman Nacar’ın ilk uzun metrajı İki Şafak Arasında’ydı. Kısa filmleriyle tanınan Nacar’ın dünya prömiyerini geçtiğimiz ay San Sebastián Film Festivali’nin ‘Yeni Yönetmenler’ bölümünde yapan film, küçük bir Anadolu kentinde babasının tekstil fabrikasının yöneticiliğini abisiyle birlikte yürüten genç Kadir’in yirmi dört saatine odaklanıyor. Akşam sevgilisinin ailesiyle tanışacak olmanın tatlı telaşı içindeki Kadir’in günü, sabah saatlerinde fabrikada yaşanan iş kazasında bir işçinin ağır yaralanmasıyla tepetaklak oluyor. İşçi acilen hastaneye kaldırılıyor, sürecin yasal boyutuna dair şirket avukatına danışılıyor, endişeli aileyle görüşmeler yapılıyor ve bu süreç boyunca her şey giderek içinden çıkılmaz hâle geliyor. Filmin odak noktasını da tüm bu sürecin ahlaki karmaşıklığı oluşturuyor. Kadir’in abisi ve babası işveren refleksiyle tüm stratejilerini işi ve aileyi yasal yaptırımlardan ya da yaralı işçinin yakınlarının “açgözlülüğünden” korumaya odaklanırken, aileyle görüşme görevini üstlenen Kadir kendini deneyimsiz olduğu bir alanda, bir dizi zorlu kararla karşı karşıya buluyor.

İki Şafak Arasında’nın hemen göze çarpan temel ilham kaynakları, yönetmenin de basın toplantısında dile getirdiği üzere Romanya Yeni Dalgası ve İran sineması. Ana karakter Kadir’in (Mücahit Koçak) yanından bir an olsun ayrılmamakla birlikte birçok kalabalık mizansende çok sayıda karakter arasındaki karşılaşmaları, tartışmaları perdeye taşıyan film uzun planlarıyla, kadraj içindeki aksiyonuyla, hareketli kamerasıyla yakın dönem Romanya sinemasıyla özdeşleşmiş estetik yapıyı benimsiyor. Ana karakterin gün boyu karşı karşıya kaldığı ahlaki ikilimler ise, bu tür anlatıların piri Asghar Farhadi’yi getiriyor akla hemen. Ancak Farhadi sinemasının alamet-i farikası olan çoklu perspektif yok burada: Filmin bakış açısı Kadir’inkinden hiç ayrılmıyor, bu da izleyicinin ahlaki ikilemleri Farhadi filmlerindeki gibi gelgitlerle takip etmesini, o düzeyde katmanlı bir yapıyı deneyimlemesini olanaksız hâle getiriyor.

İki Şafak Arasında’nın kuvvetli ve görece özgün yönü, yeni muhafazakâr üst orta sınıfa dair çizdiği kapsamlı tablo. İş kazasının akabinde Kadir’in babası ve abisinin kararlarıyla atılan tüm adımlar, aile içinde verilen kararlardaki çıkarcılık, yasal sorumluluğu üzerlerinden atmak ve kendilerini korumak adına çevirdikleri dolaplar, bir yandan işçinin alkol bağımlığı araştırılırken bir yandan eşine bir dilekçe imzalatmaya çalışılması sermaye sınıfının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik keskin eleştiriler barındırıyor. Bu eleştirilerin diyaloglar üzerinden vurgulanması zaman zaman ortadaki çelişkinin altının biraz kalın çizgilerle çizildiği duygusunu da yaratmıyor değil. Ayrıca saf ve iyi niyetli Kadir’in bu yapının dişlileri arasında hissettiği sıkışmışlık da izleyiciyi “iyi burjuvayla” özdeşleşmeye yöneltme ve ortadaki sınıfsal durumun iyilik/kötülük eksenine indirgenmesi riskini getiriyor beraberinde. Öte yandan şöyle düşünmek de mümkün: Kadir ailenin genç ve deneyimsiz üyesi; henüz bu sistem tarafından bütünüyle ele geçirilip yozlaştırılmamış. Yakın gelecekte onun da tereddütlerini aşıp bu yapının bir parçası hâline gelmesi pekâlâ ihtimal dâhilinde. İki Şafak Arasında’nın fabrikada her şeyin olduğu gibi devam edeceğini ima eden finalinin, filmi “iyi burjuvalar da var” gibi kestirme bir sonuca varmaktan kurtardığı söylenebilir.

Zuhal
Zuhal

Ulusal Yarışma’daki tek kadın yönetmen olan Nazlı Elif Durlu’nun imzasını taşıyan Zuhal de bir ilk film. İstanbul’un güzide bir semtinde yaşayan, iyi bir işi ve uzun süreli bir ilişkisi olan avukat Zuhal’in (Nihal Yalçın) hayatının, apartmanın neresinden geldiğini anlayamadığı bir kedi miyavlaması duymaya başlamasıyla tekinsiz bir endişeye savrulmasını konu alıyor Zuhal. Yeni aldığı dolabı koridordan geçiremeyince evin ortasına bırakıp giden taşımacılarla, her biri kendi tuhaflıklarına sahip komşularıyla, apartman görevlisiyle, binadaki boş daireye gidip gelen emlakçıyla kurmak zorunda kaldığı ilişkiler, kendi kabuğundan çıkmayı pek tercih etmediği anlaşılan kahramanı yer yer tuhaf, yer yer bunaltıcı, yer yer komik bir dizi ânın içine atıyor. 

Durlu’nun filmi, kahramanın sürekli duyduğu kedi sesinden hareketle etkileyici bir işitsel atmosfer kuruyor. Zuhal’le birlikte izleyici de en ufak sese kulak kabartıyor film boyunca; komşuların dinlediği müzikten sokaktaki arabaların alarmlarına, evin salonundaki bitkinin yere düşen yaprağının sesine, irili ufaklı her türlü sese dikkat eder hâle geliyor. Ancak Antalya’daki açık hava sinemasının ses koşullarının, üzerinde hararetle çalışıldığı belli olan bu ses bandının izleyici tarafından hakkıyla deneyimlenmesini engellediğini ve bunun da film açısından talihsiz olduğunu belirtmek gerek.

Zuhal, kahramanının şüpheler ve endişelerle örülü hayatından neredeyse Kafkaesk denilebilecek bir tekinsizlik ve belirsizlik yaratmayı başarıyor. Yalnızlığı içinde kaybolan, ruh hâli gelgitli, komşularıyla kurduğu zoraki iletişimde sürekli bir huzursuzluk taşıyan Zuhal’in kendi içine kapalı dünyası, izleyiciyi de hızla ele geçiriyor. Ortada gerçekten de bir kedi sesi var mı yoksa Zuhal yavaş yavaş aklını mı kaybediyor sorusunun film boyunca cevapsız kalması da bu duygunun diri  tutulmasını sağlıyor. Ancak ne yazık ki aynı şeyi filmin senaryo yapısı için söylemek mümkün değil; zira film, çok büyük bir kısmı tekrarlar üzerine kurulu bir serim bölümü duygusu veriyor. Filmin son on beş dakikası hikâyeyi kuvvetli bir finale bağlıyor bağlamasına, ancak oraya kadar hikâyenin bir türlü akamaması, ilk sahneden itibaren tanımlanan durumun gelişmemesine, karakterin de tatmin edici bir dönüşümden geçmemesine yol açıyor. Böyle bir kadın temsilinin günümüz Türkiye’sine ya da orta sınıf yaşamına dair nasıl bir yoruma tekabül ettiği meselesi de cevapsız bir soru olarak asılı kalıyor izleyicinin zihninde. Yine de bir ilk film olarak, kimi kuvvetli anlarıyla iz bırakacağını söylemek yanlış olmaz Zuhal’in.

Festivalin ikinci gününde Cemil Ağacıkoğlu imzalı Kafes ve Semih Kaplanoğlu’nun üçlemesinin ikinci filmi Bağlılık Hasan izleyiciyle buluşacak.


Berke Göl ve Ekrem Buğra Büte’nin Altın Portakal izlenimleri festival boyunca altyazi.net‘te. Günlüklerin tamamı için: ‘Altın Portakal Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.