Şu An Okunan
Georgi M. Unkovski ile DJ Ahmet Üzerine Söyleşi: Bilmediğin Bir Dilde Film Çekmek
Advertisement

Georgi M. Unkovski ile DJ Ahmet Üzerine Söyleşi: Bilmediğin Bir Dilde Film Çekmek

DJ Ahmet, Kuzey Makedonya’daki bir Türk köyünde geçen, tamamı Türkçe bir film. Yönetmen Georgi M. Unkovski, filmi çekme gayesini ve karşılaştığı zorlukları anlatıyor.

Söyleşi: Tanju Baran & Dilan Salkaya

DJ Ahmet (2025), Kuzey Makedonya kırsalında geçen bir büyüme ve kendini keşfetme hikâyesi. On beş yaşındaki Ahmet’in (Arif Jakup) hayatının merkezinde, babasının (Aksel Mehmet) baskısı nedeniyle konuşamayan küçük kardeşi Naim (Agush Agushev) var. Derken, komşu kızı Dora (Akan Zlatanova) beliriyor. Elektronik müzik ve Dora’ya karşı beslediği duygular hayatının yeni merkezi olurken, Ahmet bir yandan sosyal normlarla diğer yandan arzularıyla mücadele ediyor. Yönetmen Georgi M. Unkovski’yle gerçekleştirdiğimiz bu sohbet, filmin hangi sinemaya dâhil edileceği tartışmasından başlayıp karakterler üzerinden inşa edilen “kara koyun olma” meselesine uzanıyor.

DJ Ahmet

DJ Ahmet’in en güçlü yanlarından biri dram ve mizah arasında kurmayı başardığı denge. Siz Türkçe bilmiyorsunuz ancak filmdeki tüm oyuncular Türkçe konuşuyor. Çekim sürecinde dil bariyeriyle ilgili zorluk yaşadınız mı? Türkçeye hâkim olmayan biri olarak filmin mizahi tonunu nasıl inşa ettiniz?

Bilmediğim bir dilde film yapmak gerçekten çok zordu ama çok da yardım aldım. Oyuncuların hepsi hem Makedonca hem Türkçe konuşuyor, dolayısıyla iletişim kurmanın birçok yolu vardı. Ama yine de, istediğinizin yüzde yüz karşılığını alıp almadığınızı asla bilemiyorsunuz, bu açıdan gerçekten zordu. Bu süreçte bana iki kişinin çok yardımı dokundu. Birisi senaryo ve diyalog devamlılığı konusunda yardımcı olan Özlem İman. Kendisi İstanbul’da yaşıyor. Ayrıca İstanbul’da uzun yıllar yaşamış tiyatro yönetmeni ve oyuncu koçu Aleksandra Kadalevska da vardı. Onların yardımıyla işler elbette kolaylaştı. Ama tüm bunlara rağmen DJ Ahmet yaptığım en zor şeylerden biriydi diyebilirim. Mizah konusuna gelirsek, bana göre komedi her zaman dille ilgili değil, bağlamla ilgili. Mizahın evrenselliği dili aşabiliyor. Bu da benim en çok gurur duyduğum şeylerden biri oldu. Çünkü bir şey Türkiye’de komik olabiliyorsa, Balkanlar’da da Amerika’da da komik olabilir. Dilin ötesine geçebilmek, her yerde anlaşılabilir olmak benim için en büyük başarıydı.

Bizde ülke sinemamızı adlandırırken yıllardır süren bir tartışma var: “Türk Sineması” mı diyeceğiz, yoksa “Türkiye Sineması” mı? “Türk Sineması” deyince faşist olmakla itham edilebilirsiniz, “Türkiye Sineması” deyince milliyetçi kesimden tepki görebilirsiniz. Filminiz belki böyle bir tartışmanın ortasına düşecek, buna hazır mısınız?

Hayır, hazır değilim (gülüyor).

Bu bir Türk filmi mi Makedon filmi mi?

Ben filmi “Türkçe çekilmiş bir Makedon filmi” olarak tanımlıyorum. Çünkü ben Makedonyalıyım ve filmdeki Türkler de Makedonya’dan. Makedonya’daki Türk azınlığı bu filmde yer aldığı için çok gururluyum. Bu oyuncular Makedonya’daki Türk tiyatrosundan geliyorlar ve genelde çok fazla filmde rol almıyorlar, ana akım işlerde, popüler kültürde pek görünmüyorlar. Onları projeye dâhil etmek benim için çok değerliydi. Çok yetenekli Türk oyuncular var burada. Onlarla çalışmak bir şanstı.

DJ Ahmet

Film Saraybosna Film Festivali’ndeki bölgesel prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlandı. Oyunculara ilgi büyüktü. Gördüğümüz kadarıyla farklı ülkelerdeki gösterimlerde de bu ilgi sürüyor. Film sektörü formüle edilmiş yapımlar ve yeniden uyarlamalarla tıkanmış durumda. DJ Ahmet’in gördüğü ilgi biraz da bu konfor alanının dışına çıkmasından kaynaklanıyor diyebilir miyiz?

Uzun zamandır kendime de soruyorum, bu filmi özel kılan neydi, neden bu kadar başarılı oldu diye. İçeriden bakınca anlamak zor. Ama bence şu anda dünya olarak çok karamsar bir dönemden geçiyoruz. Üst üste dünyanın karanlığını yansıtan filmler geliyor. Böyle bir zamanda insanlara umut veren, sonunda iyi hissettiren bir film yapmak bile başlı başına bir isyan gibi. Filmde ciddi meseleler var, dram da var ama öte yandan film, finaliyle “belki de hepimiz için bir şans vardır” diyebiliyor. Benim yapmak istediğim filmlerde de hep bu var, insanlara umut vermek, onları eğlendirmek, bir yolculuğa çıkarmak ve yolculuğun sonunda kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak. Bence DJ Ahmet, bunu başarıyor.

Filmin geçtiği köyü keşfederken evlerden birinden yüksek davul-bas sesi duyduğunuz bir andan bahsetmiştiniz. Bu tesadüf, size filmde yapmaya çalıştığınız şeyin tamamen kurgusal olmadığını hissettirmiş olmalı. Bir buçuk yıl süren mekân ve oyuncu seçimi sürecinde karşılaştığınız benzer büyülü anlar oldu mu?

Evet, çok oldu. Mesela bölgedeki çobanlarla tanıştığımda çok şaşırmıştım. Hepsinin en son model iPhone’u vardı, Instagram profilleri vardı. Bu kontrast inanılmaz canlıydı ve gerçekti. Filmin başrolü Ahmet’i oynayan Arif, çekim yaptığımız Ali Koç köyünden. Onunla tanıştığımızda tarlada tütün topluyordu fakat aynı zamanda iPhone’u vardı, Instagram’da aktifti ve müzik dinliyordu. Bu gibi küçük detaylar, bize doğru yerde ve doğru zamanda olduğumuzu gösterdi. Bence film için çok önemliydi çünkü karakterler ve temalar özelinde belli bir otantiklik yarattı. Zorlamadan, doğal bir şekilde gelişti her şey.

Filmdeki köyün adı Ali Koç. Elbette bu bir isim benzerliği ama biz Saraybosna’da filmi seyrederken köyün adını duyunca gülümsedik. Türkiye’deki Ali Koç’u biliyor musunuz?

Hayır bilmiyordum ama biri bana bahsetti (gülerek). Çekimlerin yüzde 90’ı iki köyde geçti bu arada: Biri Ali Koç, diğeri Koç Ali. Birbirine çok yakın iki köy.

Türk Sinemasına ne kadar hakimsiniz?

Biraz, çok değil. Nuri Bilge Ceylan’ı tabii ki biliyorum, herkes gibi filmlerini ben de çok seviyorum. Ama genel olarak Türk sinemasına fazla hâkim değilim. Türk müziğiyle çok daha ilgiliyim. Bu film için iki üç yıl boyunca Türk müziği dinledim örneğin. Binden fazla şarkının olduğu bir çalma listem vardı. 70’lerden başlayıp günümüze doğru ilerledim. Funk ve techno müziğin Türkiye’deki başlangıçlarını keşfettim. Bu müzikler filme başlamadan önce bile bana ilham olmuş olabilir. Türk müziğine âşık oldum diyebilirim.

DJ Ahmet’i seyrederken Sibel (2018) ve Mustang (2015) filmlerini gördünüz mü diye merak ettik. İki filmde de -kırsalda geçmelerine rağmen- İstanbul ağzı konuşuluyordu. Otantik olmayan, yazılmış, nizami bir dil kullanımı vardı. Bunun bir gerekçesi, yönetmenlerin, Türkiye’ye ve yöreye dışarıdan bakmasıydı. Siz de dışarıdan bakan bir gözsünüz ve daha pozitif, samimi bir film olmasına rağmen DJ Ahmet’te de benzer bir dil sorunu var. Türkiye’dekiler ya “Makedonlar da ne güzel Türkçe konuşuyormuş” diyecekler, ya da “Köydekiler böyle Türkçe konuşmaz ki.”

Mustang’i seyrettim ama diğer filmi bilmiyorum. Senaryoyu yazdıktan sonra oyuncularla özellikle de Arif’le tek tek çalıştım. Herkesin kendi şivesini koruyabilmesi için karakter mantığını kurmaya çalıştık. Mesela “imamın dili daha resmi olabilir, çünkü İstanbul’da eğitim görmüş” gibi bazı temel kararlar aldık. Her oyuncu, kendini en doğal, kendi gibi hissettiği şekilde konuştu ama otantikliği de korumaya çalıştık. Ne kadar başarılı oldu, bilemiyorum ama filmde karakterlerin dilini bu şekilde kurduk.

DJ Ahmet

Filmdeki pembe koyun meselesine gelelim. “Sanırım tüm karakterlerim, şu veya bu şekilde, kara koyun” demiştiniz. Yani filmdeki pembe koyun ait olamamakla, bulunduğun yeri ve hayattaki rolünü kabul edip edememekle ilgili. Filmin temelindeki bu aidiyetsizlik hissi size mi ait?

Evet, kesinlikle. Filmdeki birçok duygu, korku ve şüphe bana ait. Hepimiz hayatımızın bir noktasında yabancılık hissederiz. Bu film benim için çok kişisel olsa da, aynı zamanda başka birinin gözünden bu yabancılaşmayı gösterdiğini hissediyorum. Ama sonunda pembe koyun yine evine döner. Bu benim mutlu sonum. Yabancı da olsan, sonunda kendi yerini bulabilirsin.

Dj Ahmet ilk uzun metrajlı filminiz. Filmin yapım süreci yaklaşık beş yıl sürdü. Ancak çekimleri, 2023 Ekim ile Aralık arasında, toplamda otuz altı günde tamamladınız; kısa bir süre diyebiliriz. Bu süreçten de biraz bahsedebilir misiniz?

En çok zaman, finansman bulmaya gitti. Hattâ uzun süre film gerçekleşmeyecek gibiydi. Sonra Makedonya, Çekya, Hırvatistan ve Sırbistan’dan destek aldık. Senaryo altı ayda tamamlandı ama üç yıl boyunca yeniden düzenlendi. Kurgu da yaklaşık yedi ay sürdü. İlk kelimeler Mart 2020’de yazılmıştı ama şimdi düşününce, prömiyere kadar üzerinden tam beş yıl geçmiş. Makedonya’da film yapımcılığı zor hâlâ. Bütçeler giderek küçülüyor. Geçen yıl tüm prodüksiyon için 1,2 milyon civarı bütçe vardı. Dizi üretimi de yok. Ama yine de uluslararası başarılarımız sürüyor. Venedik’te, Toronto’da prömiyerler yaptık. Umarım önümüzdeki yıl daha iyi olur. Biraz daha umutlu görüyorum gelecek yılı.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Filmi Türkiye’de göstereceğim için çok heyecanlıyım. Bir an önce İstanbul’a gelmek ve seyircinin tepkisini görmek istiyorum. Amacımız Türkiye pazarına girmekti. Sırada nasıl tepkiler alacağımızı görmek var, sabırsızlıkla bekliyorum.


DJ Ahmet‘in sinemalardaki gösterimi devam ediyor.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.