Şu An Okunan
Robert De Niro’nun 10 Unutulmaz Performansı

Robert De Niro’nun 10 Unutulmaz Performansı

Robert De Niro

Sinema tarihinin en büyük yıldızları sıralansa, adı ilk anılacak oyunculardan biri de Robert De Niro olur kuşkusuz. Onu tüm dünyaya tanıtan ise Martin Scorsese’yle Arka Sokaklar’dan (Mean Streets, 1973) başlayıp neredeyse elli yıla yayılan işbirliğidir. Ama kendisine En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar dâhil sayısız ödül ve başarı kazandıran bu ortaklık süresince canlandırdığı katiller, mafya mensupları ve diğer “sert adam”lar bir yana, De Niro, zengin filmografisi boyunca komediden aksiyona, aşk filminden korku sinemasına hemen her türde birbirinden çok farklı karakterlere imzasını atmayı başarmıştır. Çalıştığı yönetmenler listesi de son derece etkileyicidir: Brian de Palma, Francis Ford Coppola, Bernardo Bertolucci, Elia Kazan, Sergio Leone, Terry Gilliam, Alan Parker, Penny Marshall, Michael Mann, Quentin Tarantino…

2000’lerle birlikte daha ziyade popüler komedilerde karşımıza çıksa da, De Niro canlandırdığı her karaktere kendine has üslubundan izler bırakmaya devam ediyor. 17 Ağustos 1943 doğumlu oyuncunun kariyerinde bir yolculuğa çıkıyor ve sayısız önemli filminden on tanesini hatırlıyoruz.


Baba 2

Robert De Niro, The Godfather Part 2

Baba (The Godfather) üçlemesine ya da Robert de Niro’nun kariyerine meraklı pek çok kişi, De Niro’nun ilk olarak Sonny rolü için seçmelere katıldığını hatırlayacaktır. Scorsese’nin Arka Sokaklar’ından (Mean Streets, 1973) kalan o çocuksu, patavatsız, fevri ruh Sonny ile büyük bir uyum yakalayabilirdi belki de. Ancak kader, De Niro’yu Vito Corleone’nin gençliği olarak görmemize vesile oldu. Baba 2’de (The Godfather, 1974) Robert De Niro, hâlâ hayret ve hayranlık uyandıran yeteneğiyle Marlon Brando’nun Vito için yarattığı yüz ve his haritasına tamamen sadık kalarak muhteşem bir performans sergiler. Francis Ford Coppola, Vito’nun gençliği ile Michael’ın gençliğini paralel kurguyla, âdeta nakış gibi işler ve bu ince işin sonunda Robert De Niro, Vito Corleone performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kucaklayarak, daha önce başka bir oyuncuya Oscar kazandırmış bir karakteri oynayarak Oscar kazanan ikinci kişi olur. Film de En İyi Film dalında Oscar’a layık görülerek ‘sinema tarihinin Oscar kazanan ilk devam filmi’ unvanını elde eder. Baba 2’nin diğer bir özelliği de, kuşaklarının iki yıldızı Robert De Niro ile Al Pacino’yu bir araya getiren ilk film olmasıdır. İkili kamera karşısında yüz yüze gelememiştir henüz, bunun için yirmi bir yıl daha beklenmesi gerekecektir.


Taksi Şoförü

Taxi Driver

New York’ta geceleri taksi şoförlüğü yapan bir Vietnam Savaşı gazisini merkeze alan Taksi Şoförü (Taxi Driver, 1976) hiç şüphesiz hem Robert De Niro’nun hem de Martin Scorsese’nin kariyerinde çok önemli bir duraktır. Scorsese’nin izleyiciyi bir rüyanın içindeymiş gibi hissettirmeyi amaç edindiği filmde De Niro’nun canlandırdığı Travis Bickle, savaş sonrası tanıklık ettiği bu adaletsiz dünyanın bir parçası olmayı reddedişiyle dikkat çeker. Akli dengesi tam da yerinde olmayan bu karakter, takıntılı duygular beslediği Betsy’yle (Cybill Shepherd) ilgili başarısız girişimlerinin ardından, içinde hapsolduğu düzene karşı başka bir yerden harekete geçmeye karar verir. Travis gibilerini dışarı iten bu düzende ana karakterinin eline bir silah ve sokakları “temizleme” görevi veren Taksi Şoförü, 1976 yılında Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’nin sahibi olur.


Avcı

The Deer Hunter

Michael Cimino’nun 1978 yılında yazıp yönettiği Avcı (The Deer Hunter), Pennsylvania eyaletinin küçük bir kasabasında hafta içi çelik işçisi olarak çalışan, hafta sonlarında da geyik avlamaya çıkan Mike, Steven ve Nick adındaki üç yakın arkadaşın Vietnam Savaşı’yla paramparça olan hikâyesini konu edinir. Hem kendilerinde hem de arkadaşlıkları üzerinde savaşın yıkıcı etkilerini yaşayan karakterleriyle dikkat çeken filmde Robert De Niro ana karakterlerden Mike Vronsky’i canlandırmaktadır. Kadrosunda De Niro’nun yanı sıra John Savage, Christopher Walken ve Meryl Streep gibi yıldızların yer aldığı film, sinema tarihinin en etkileyici savaş karşıtı filmlerinden biri olarak kabul görüyor. Akademi Ödülleri’nden aralarında En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’nun da bulunduğu beş ödülle ayrılan Avcı’daki rolüyle Robert De Niro da En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmişti.


Kızgın Boğa

Raging Bull

Martin Scorsese’nin yalnızca birkaç “mutlu” sahnede renklenen siyah-beyaz filmi Kızgın Boğa (Raging Bull, 1980) boksör Jake La Motta’nın boks şampiyonluğundan bar komedyenliğine uzanan yaşam hikâyesini anlatır. Canlandırdığı kıskanç, takıntılı, hırslı karakter için Robert De Niro yoğun boks dersleri almış ve hattâ kendini rolüne fazlasıyla kaptırıp rol arkadaşı Joe Pesci’nin kaburgalarını da kırmıştır! Kızgın Boğa,dönemin boks filmlerine kıyasla bu maskülen şiddeti fetiş unsuru hâline getirmekten kaçınan bir filmdir. Öyle ki, iki saati aşan filmde maç sahneleri belki on dakikayı bile geçmez. Ancak Thelma Schoonmaker’ın Oscar ödüllü kurgusu eşliğinde De Niro’nun büyüleyici performansı filmin her saniyesini ringin hırsına, öfkesine ve yıkıcılığına boğar. Kızgın Boğa aynı zamanda Scorsese’nin “suç ortaklarının” gövde gösterisi yaptığı yerdir: Başrolleri paylaşan Robert De Niro ve Joe Pesci yetenekleriyle hayran bırakmış ve De Niro, Baba 2’deki rolüyle yarıladığı yolu tamamlayarak En İyi Erkek Oyuncu dalında da Oscar’ı kucaklamıştır.


Kahkahalar Kralı

King of Comedy

Robert De Niro’nun bir kez daha Martin Scorsese’yle çalıştığı Kahkahalar Kralı’nın (The King of Comedy, 1982) anlatısı, tutkulu ama başarısız bir komedyen olan Rupert Pupkin etrafında şekillenir. Amerikan medya kültürüne ve şöhret sevdasına odaklanan filmde Robert De Niro’nun hayat verdiği Rupert, arzuladığı ekran ışığına sahip olmak için tek çareyi idolü Jerry Langford’ı önce gözetlemekte, sonra da kaçırmakta bulur. De Niro’nun karakteri başarısız bir komedyen olmasının yanı sıra hayal dünyasında yaşayan kişiliğiyle de öne çıkar. Filmde De Niro’ya Jerry Lewis, Diahnne Abbot ve Sandra Bernhard gibi isimler eşlik eder. Eleştirmenler tarafından beğenilse de gişede beklenen başarıyı yakalayamayan Kahkahalar Kralı üzerine Robert De Niro zamanında “Bu film, insanların bakmak ya da bilmek istemeyeceği bir enerjiyi ekran önüne taşıyor. Belki de bu yüzden seyirci nezdinde o kadar da iyi karşılanmadı” yorumunu yapmıştır.


Bir Zamanlar Amerika

Once Upon a Time in America

Sergio Leone’nin Bir Zamanlar Amerika’sı (Once Upon a Time in America, 1984) bir Yahudi mafyası destanı; yönetmenin uğruna Baba’nın (The Godfather, 1972) yönetmenliğini reddedip on iki yıl boyunca üzerine çalıştığı başyapıtı. Robert De Niro’nun hayat verdiği Noodles’ın bir esrar tekkesinde afyon çekmesiyle başlayan film neredeyse dört saatlik süresi boyunca New York’ta yaşayan dört Yahudi çocuğun, Noodles, Max, Patsy ve Cockeye’ın birer gangstere dönüşme hikâyesini anlatır. Ancak yalnızca bir büyüme ya da dostluk öyküsü değildir bu. Işıltılı salonların ve kirli sokakların dokusu; dostlukla düşmanlığın, arzuyla tahakkümün tüm keskin ayrımları Leone’nin ellerinde iç içe geçer. Robert De Niro’nun yanı sıra James Woods, William Forsythe ve Elizabeth McGovern’dan oluşan güçlü kadrosuyla bugün hâlâ sinema tarihinin en görkemli suç filmlerinden biri kabul edilen Bir Zamanlar Amerika’dan izleyicinin zihninde yankılanan ilk şeyse, çalmaya başlayan ve dakikalarca susmayan bir telefondur.


Şeytan Çıkmazı

Angel Heart

Bir restoran. Louis Cyphre sakince yumurtasını soyarken “Bazı dinlerde yumurtanın insan ruhunu simgelediğini duymuş muydun?” diye sorar. Dedektif Harry kayıtsızca bunu daha önce duymadığını söyler. Louis Cyphre yumurtasını tuzlar, fazla tuzları üfler ve “Yumurta sever misin?” diye sorar. Dedektif bir tutam tuz alıp sol omzuna serper ve şöyle der: “Hayır, teşekkür ederim. Tavuklarla aram iyi değildir.” Cyphre yumurtadan bir ısırık alır ve 1987 yapımı Şeytan Çıkmazı (Angel Heart) bu sahneyle aklımıza kazınır. İtiraf etmek gerek: Filmografisi boyunca Robert De Niro’nun elleri çoğunlukla temiz değildir: Ya şeytan tüylü, haylaz oğlanları ya da en az şeytan kadar kötü olmayı rahatlıkla göze alabilen erkekleri canlandırmıştır. Ancak sinematografisiyle göz dolduran Alan Parker imzalı Şeytan Çıkmazı’nda şeytanın ta kendisi olur. Mickey Rourke’un da göz dolduran performansına ev sahipliği yapan filmde Robert De Niro kusursuz manikürü ve korkutucu sakinliğiyle sinema tarihinin en karizmatik şeytanlarından biridir şüphesiz.


Sıkı Dostlar

Goodfellas

Martin Scorsese’nin Nicholas Pileggi’nin ‘Wiseguy’ adlı kitabından uyarladığı Sıkı Dostlar (Goodfellas, 1990), Henry Hill’in yeraltı dünyasındaki yaşamına, ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkilerine bir bakış sunar. Ana karakterinin 1955’ten 1980’e uzanan hikâyesini anlatan filmde Ray Liotta başrolde yer alırken Joe Pesci ve Robert De Niro Henry’nin “sıkı dostları” Tommy DeVito ve Jimmy Conway’i canlandırır. İrlandalı asıllı Amerikalı bir tır soyguncusu ve itibar sahibi bir mafya üyesi olan Jimmy Conway, bu yirmi beş senelik süreçte Henry’nin hayranlık duyduğu bir liderden büyük suçlara birlikte imza atabildiği bir yoldaşa evrilirken; yeri geldiğinde ise kaçması gereken bir güce dönüşür. Sıkı Dostlar, sinema tarihinin en iyi filmleri listelerinde de her daim kendine yer bulan bir başyapıttır.


Büyük Hesaplaşma

Heat

Belki Robert De Niro ve Al Pacino’nun genç Vito ve olgun Michael olarak konuşmak isteyeceği çok şey vardı ancak sinemanın ve hayatın talihsizliği, ikili perdede bir araya gelemedi. Yirmi bir yıl sonra, Michael Mann’in Büyük Hesaplaşma’sında (Heat, 1995) bu fırsatı bulmuş oldular. Vincent Hanna ve Neil McCauley bir kafede altı dakika boyunca hayatları hakkında konuştu: Ne biri iyi, “profesyonel” bir polisti; ne de diğeri profesyonel bir suçlu. Michael Mann’in Al Pacino, Robert De Niro, Jon Voight, Val Kilmer gibi isimleri bir araya getiren Büyük Hesaplaşma’sı, Robert De Niro’nun suç filmleriyle bezeli kariyerinde de farklı bir noktada durur. Zira oyuncunun canlandırdığı karakterler –Scorsese külliyatından da anlayabileceğimiz üzere– suçlu olsalar da, hayattan alacağı zevke ya da başarının hırsına fazlasıyla kapılan, belli bir süre sonunda önünü göremeyen, kontrolünü kaybeden karakterlerdir. Oysa Büyük Hesaplaşma boyunca Neil McCauley, insanı tüketecek denli temkinli, kontrollü bir hayatı sürdürür. İzleyici de belki ilk defa, Robert De Niro’yu her şeyi doğru yapmasına rağmen kaybeden bir suçlu olarak beyazperdede görme fırsatı bulur.


The Irishman

Oyunculuk kariyerini günümüzde hâlâ aktif olarak sürdüren Robert De Niro 2019 yılında Martin Scorsese’yle, yönetmenin uzun süredir merakla beklenen filmi The Irishman’de (2019) yeniden bir araya geldi. Netflix etiketiyle seyirciyle buluşan ve o yılın öne çıkan filmlerinden biri olan The Irishman, Bufalino ailesine sadık bir kiralık katil olan Frank Sheeran’ın yaşamına ve geçmişle hesaplaşmasına odaklanıyordu. Robert De Niro, Scorsese’nin pek çok filminde olduğu gibi yine başrolde yer almış ve Sheeran’a hayat vermişti. Daha önce defalarca mafya hikâyeleri anlatan yönetmenin kendi filmografisine de saygı duruşunda bulunduğu The Irishman’de De Niro’ya Al Pacino, Joe Pesci ve Harvey Keitel gibi isimler eşlik ediyordu. Robert De Niro şimdi de Scorsese’nin David Grann’in kitabından uyarladığı ve kadrosunda Jesse Plemons ve Leonardo DiCaprio gibi isimlerin de bulunduğu ‘Killers of the Flower Moon’da yeniden izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.


Hazırlayanlar: Cem Hakimoğlu, Büşra Uyar

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.