Şu An Okunan
8. Frantz

8. Frantz

İlk bakışta, Frantz’ın “Barışırım, ama affetmem!” sözü üzerine yapıldığını düşünebilirsiniz. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, bir mezarda çiçek sulayan genç bir kadınla başlayan film, o mezarın etrafına karakterler dizdikçe kat kat açılıyor. Mezarı ziyaret eden yabancı adamın gizemi açığa çıktıkça cinayetin cephede gerçekleşmesi önemsizleşiyor, savaş ve barış arka plana dönüşüyor. Cephede bir düşman askeri olarak görüp, öldürdüğü insanın ailesinden af dilemeye gelen yaralı ruh, yastaki nişanlıyla yüzleşiyor. Bu karşılaşmayı bir dizi yanılsama izliyor. Öldüren öldürdüğünün yerine geçerek onu hayata döndürebileceğini, yastakiyse kaybettiğini bir başkasında bulabileceğini sanıyor. Bu yanılsamalar eşliğinde Frantz suçluluk, af ve yas üzerine hümanist bir yolculuğa dönüşüyor. Frantz’ın hayatına dair hayal ya da gerçek bütün sahnelerde ve karakterlerin Frantz’ın yokluğunu ikame ettiklerini sandıkları anlarda, siyah-beyaz film bir anda renkleniveriyor. Frantz’ın hayatı ve hayali renk veriyor hikâyeye. Sonra kaybın yerini doldurmaya yeltenen anların geçiciliğine veya beyhudeliğine işaret edercesine, film tekrar siyah-beyaza geçiyor. Finalde, Manet’nin ‘İntihar’ adlı portresine bakış renklenirken, eski nişanlı, yastan çıkışını müjdelercesine
bu tabloyla yaşama sevincini hatırladığını söylüyor. ‘İntihar’ vasıtasıyla ölüme yaklaşıp hayatın kıymetini anlıyor belki. Belki de Frantz’ın da bakmayı çok sevdiğini hayal ettiğimiz bu tablonun karşısına geçmek, kaybedileni ikame etmeye çalışmanın yollarından biri. O zaman belki de Frantz bize, yanılsamalar içinde yaşamak ile olanı olduğu gibi görme gücüyle yaşamanın hem renkli ve siyah-beyaz kadar birbirinden farklı olduğunu hem de bir hâlden diğerine geçmenin filmdeki gibi anlık bir iş olduğunu söylüyor.

>>>

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.