Şu An Okunan
Altyazı’dan #190

Altyazı’dan #190

“Bugüne dair anlatılanların ya da geleceğe kalacak olanların kararını başkalarının eline bırakmamak gerektiğinin bilincinde olacak kadar uzun zamandır sinemayla, yazıyla ve dergicilikle uğraşıyoruz. 190. sayımıza hoş geldiniz; bir süre daha buralarda olacağız…”

Senem Aytaç

Geçen sayımızda duyurusunu yaptığımız ‘Altyazı Fasikül: Özgür Sinema’ ekinin ilkini, bu sayımızla beraber sizlerle paylaşıyoruz. Türkiye’deki sinema ikliminin ağır ceza mahkemelerinde yargılanan belgesellerle, arşivlerine el konan sinemacılarla, gösterim olanağı bulamayan filmlerle kuraklaştığı bir dönemde görmezden gelinenleri görünür kılabilmek, sesi bastırılmaya çalışılanların sesine ses katmak amacıyla başladığımız bu yeni ek, yalnız olmayacak: Kendine ait bir internet sitesinin <fasikül.altyazi.net> ve sosyal medya hesaplarının yanı sıra farklı gösterim ve etkinliklerle de beslenerek dallanıp budaklanacak. Sinema alanında faaliyet gösteren kişi ve kurumlarla dirsek teması içinde gerçekleştirmeyi umduğumuz etkinliklere Haziran ayında Documentarist’le başladık bile. Yönetmen Veysi Altay’ın faili meçhullerle ilgili belgeseli Kuyu’yu (Bîr) Altyazı olarak sunmanın yanında İngiliz belgesel sinemacı Sean McAllister’ın ustalık sınıfını da festivalle işbirliği içinde gerçekleştirdik. Bağımsız bir belgesel film festivaliyle başladığımız ortaklıklarımıza umarız sinema alanında özgür bir üretim için emek veren herkesle omuz omuza devam edeceğiz.

Fasikül’ün ilk sayısında, özellikle de ‘Pano’ bölümünde yer verdiğimiz haberlerle, bu yılın sinemadaki hak ihlallerinin kısa da olsa bir dökümünü de yapmaya başladık. Neredeyse yirmi yıldır Türkiye’deki sinema kültürünün içinde üretim yapan insanlar olarak, ülkemizdeki arşivleme ve toplumsal hafızaya sahip çıkma geleneğinin kör topallığından hep mustarip olduk. Bu sebeple, yaptığımız işin gelecek günlerden dönüp bugüne bakmak isteyenler için bir arşiv niteliği taşıyacağını da umuyoruz. Sinemanın toplumsal hafızasının hem bugüne hem de geleceğine mütevazı bir katkı.

Nasıl kişisel hafızalarımızı aslında, sürekli tekrarlanarak anlatılan kimi anekdotlar, dönüp dönüp bakılan aile albümlerinde yer aldıkları için hatırlanan fotoğraflar; yani belgesi tutulan, sözü dolaşımda olanlar şekillendiriyorsa; toplumsal hafıza da benzer bir şekilde kuruluyor. Dolaşımdaki hikâyeler, kolay ulaşılabilen filmler, tekrarlandıkça âdeta gerçeklik kazanan sözlerle şekillenen bu ‘kurmaca toplumsal hafızaya’; unutulmaya, bir kenara itilmeye, halı altına süpürülmeye çalışılanları geri kazandırma sorumluluğunu üzerimizde hissediyoruz.

Ağustos ayında vizyona girecek Quentin Tarantino imzalı Bir Zamanlar… Hollywood’da filminin #MeToo’dan ayrı düşünmenin mümkün olmadığını söyleyen Engin Ertan’ın yazısıyla birlikte bu sayımızda Hollywood’a Hollywood içinden bakan filmlerden oluşan bir dosya sunuyoruz. Nasıl bugün Tarantino’yu #MeToo’dan bağımsız düşünmek mümkün değilse, Fasikül’de yer verdiğimiz #SusmaBitsin tartışmasını da Hollywood’dan yükselen bu seslerden bağımsız düşünmek mümkün değil. ‘Hollywood Hollywood’a Bakıyor’ dosyamızda Elia Kazan’ın filmi yer bulurken, birçok yerde “Elia Kazan’ın eşi” tanımıyla rastlayabileceğiniz Barbara Loden imzalı Wanda’nın neden –Hollywood içerisinde bir ters akıntı olarak vücut bulan Yeni Hollywood’da dahi– yer alamadığını Ayça Çiftçi sarih bir biçimde anlatıyor. Kategorilere sığmayan Wanda, neden yirmi beşinci yılını kutlayan Ölü Adam ya da yirminci yılını kutlayan The Matrix olamıyor’un cevabı da tüm bunların birleşiminde berraklaşıyor.

Sinema kanonunun ağırlıklarının altından Wanda’yı çekip çıkarmak gibi, aile albümlerinde kendine yer bulamamış yüzleri hatırlatmak gibi, bugüne dair anlatılanların ya da geleceğe kalacak olanların kararını da başkalarının eline bırakmamak gerektiğinin bilincinde olacak kadar uzun zamandır sinemayla, yazıyla ve dergicilikle uğraşıyoruz. 190. sayımıza hoş geldiniz; bir süre daha buralarda olacağız.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.