Şu An Okunan
Yakın Plan Mehmet Aktaş

Yakın Plan Mehmet Aktaş

52. Antalya Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde En İyi Film ödülünü kazanan Taşa Yazılmış Hatıralar’ın (Bîranînen li ser Kevirî) senaristi/yapımcısı Mehmet Aktaş, ödül töreninde yaptığı konuşmayla dikkatleri çekti. Bakur’a uygulanan sansür nedeniyle kriz ortamında geçen İstanbul Film Festivali sonrası Aktaş’la bir araya gelen Sinan Yusufoğlu, Mayıs 2015 sayımız için kendisiyle filmleri, Kürt sinemasının mevcut konumu ve baskı ortamında yapımcı olmak üzerine konuşmuştu.

Sinan Yusufoğlu

Bu yazı 34. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Kürt filmleri üzerine olacaktı aslında. Farklı bölümlerde gösterilen yedi film üzerinden Kürt sinemasının 2014’teki ahvaline dair bir yazı yazmayı planlıyordum fakat festival hiç beklenmedik bir seyir aldı. Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yönettiği Bakur’a uygulanan sansürün ardından yönetmenler filmlerini festivalden çekerek büyük bir dayanışma örneği gösterdiler. Bu gelişmelerin ardından yazının içeriği de hâliyle değişmiş oldu. Bu süreçte, sansüre karşı durmak için Taşa Yazılmış Hatıralar filmini festivalin Uluslararası Yarışma bölümünden çekme kararı alan yapımcı ve senarist Mehmet Aktaş’la yollarımız kesişince, hem Kürt sinemasını ve yapımcı olmayı hem de sansürü konuşmak için buluştuk. Sansüre, polis baskısına, gözaltılara 90’lı yıllardan alışık olsa da bugün yaşananlara dair bir şaşkınlık vardı üzerinde. “Çözüm süreci”nin sürdüğü bir dönemde Bakur’a uygulanan devlet sansürüne anlam veremese de sansüre karşı demokrasi talebinin önemini hatırlattı. Şöyle diyordu Aktaş:

“Gerçekten acı verici. Yirmi yıl sonra, tamam, bitti her şey, dönüyorum, dedim. Gelir gelmez bir sansür vakasının ortasına düştüm ve bu bir şok etkisi yarattı bende. Ülkeyi terk ettiğim dönemde çok karanlık bir atmosfer vardı. Siyasi gerginlik, çatışmalar had safhadaydı. En kötü şey de kontrgerilla cinayetleri ve faili meçhullerdi. Artık bunların olmadığını biliyorum. Bu çok sevindirici. O zamanlar İstanbul’da dahi, Kürt sorunu bir tabuydu. Şimdi bunun yıkıldığını görmek bana umut veriyor. Ama hâlâ bir filme sansür uygulanmasına da anlam veremiyorum. Bakur belgeselinden dolayı sinemacıların bu kadar büyük bir tepki göstermesi de bence genel olarak halkın daha fazla demokrasi isteme talebiyle ilgili. Mevcut demokrasi dozajı yetmiyor demek ki bu topluma. Ne Türklere ne de Kürtlere… Bir şekilde bu tepkileri toplumun genel istekleriyle ilişkilendiriyorum. Bunun büyük
bir huzursuzluk olduğunu biliyorum.”

90’larda Gündem gazetesinde muhabirken devletin baskıları nedeniyle Berlin’e kaçmak zorunda kalmış biri Mehmet Aktaş. Dönemin birçok Kürt gazetecisi faili meçhule kurban gitmiş ya da hapse düşmüştür. Aktaş, Berlin günlerinde de gazeteciliği sürdürür. Beş yıl boyunca, Eski Sovyet ülkeleri, Latin Amerika ve Ortadoğu gibi kriz bölgelerinde gazetecilik yapar. O dönem kurulan ilk Kürt televizyonu MED TV’de çalışmasının ardından Alman-Fransız Kanalı ARTE için haber belgeselleri ve röportajlar yapar. 2000’den itibaren ise yönünü tamamen sinemaya kaydırarak, Kürt sinemasını şekillendiren ve ona uluslararası tanınırlık sağlayan genç kuşak Kürt yönetmenlerle çalışmaya başlar. Bahman Ghobadi, Hiner Saleem ve Yüksel Yavuz gibi yönetmenlerle yaptığı filmlerle sinemaya sıkı bir giriş yapar. Kısa zamanda Kürt sinemasının en tanınan yapımcılarından biri olur. Bahman Ghobadi’nin War is Over? (2003) ve Daf (2003) filmlerinin ortak yapımcılığıyla başlayan sinema serüveni, Hiner Saleem’in Dol (2007) ve Yüksel Yavuz’un Yakın Plan Kürdistan (Close-up Kurdistan, 2007) filmleriyle devam eder.

2009 yılında Aktaş yeniden Bahman Ghobadi’yle bir araya gelerek Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok (Kasi az Gorbehaye İrani Khabar Nadareh) filminin ortak yapımcılığını üstlenir. 2013’te ise Norveç’te yaşayan Güney Kürdistanlı yönetmen Hisham Zaman’ın ilk uzun metraj filmi Kar Yağmadan Önce (Før Snøen Faller) filminde ortak yapımcı olarak yer alır. Filmin çekimleri sırasında konuştukları ‘mülteci kampı hikâyesi’ni de ertesi yıl birlikte kaleme alırlar. İstanbul Film Festivali’nin Sinemada İnsan Hakları bölümünde yer alan (fakat sansüre karşı dayanışma sebebiyle gösterilmeyen)

Krala Mektup (Brev Til Kongen, 2014), Norveç’te bir mülteci kampında yaşayan beş Kürt mültecinin bir günlüğüne kamptan çıkmaları ve geçmişleriyle hesaplaşmaları üzerinden Kürtlerin parçalanmışlıklarına dair hüzünlü bir hikâyeyi perdeye taşır. Film, çok karakterli yapısı ve karakterlerini bir izin gününde buluşturmasıyla Yılmaz Güney’in Yol’unu (1982) anımsatır. Mehmet Aktaş, yaptığımız söyleşide Yılmaz Güney’e büyük bir hayranlık beslediğini ve Krala Mektup’un onun sinemasına bir saygı duruşunu olduğunu da söyledi. Kendi cümleleriyle aktaracak olursak: “Kürt sineması Yılmaz Güney’le başlar benim açımdan. Yılmaz Güney, Türk sinemasında da bir devrim yaptı ve bugüne kadar gelen bir etkisi oldu. Aynı zamanda Kürt sinemasının da başlangıcıdır, diyebiliriz. Bugüne kadar yapılan filmlerin birçok ortak özelliği var ve bunda Yılmaz Güney’in de derin bir etkisini görüyoruz. Nedir bu? Şiirsel ve gerçekçi bir sinema… Arka planında ise çok güçlü bir belgesel gerçekçiliğinden beslenir. Ve dünyaya sürekli Kürtlerin ahvalini aktaran bir sinemadır bu.”

Mehmet Aktaş’ın Yılmaz Güney hayranlığı sadece filmlerinden etkilenmesiyle de sınırlı değil. Avusturya’da yaşayan Kürt yönetmen Hüseyin Tabak’ın yönettiği Yılmaz Güney belgeselinin de yapımcıları arasında Aktaş. “Çirkin Kral” Yılmaz Güney’in bir devrimci yönetmen olarak yaşamını ve sinema yapma koşullarını perdeye taşıyan belgesel, seyirciyle 2015’te buluşacak.

İstanbul Film Festivali’nde Mehmet Aktaş’ın hem senaryosunu kaleme aldığı hem de yapımcılığını üstlendiği bir film daha vardıtasa-yazilmis-hatiralar. Shawkat Amin Korki’nin yönettiği Taşa Yazılmış Hatıralar, yıllar sonra Avrupa’dan Güney Kürdistan’a dönen bir yönetmenin, çocukluk arkadaşıyla birlikte Enfal Katliamı üzerine film çekme sürecinde karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Güney Kürdistan’daki ataerkil düzene ve kapitalistleşmeye dair eleştirileriyle dikkat çeken film, Kürt yönetmenlerin film yapmak için yaşamlarını dahi feda ettiklerini göstermesi açısından dikkate değer. Kara mizah tonu ve ‘film içinde film’ mantığıyla film, son dönemin birbirini tekrarlayan Kürt filmlerinden de ayrılıyor.

Taşa Yazılmış Hatıralar’ın etkileyici açılış sahnesi hem Yılmaz Güney sinemasının hem de yasaklar ve baskılarla dolu Kürt sinemasının bir özeti gibi. Enfal Katliamı’nın ilk yıllarında Güney Kürdistan’ın Hewler kentinde bir sinema salonunda açılıyor film. Perdede Yol filmi gösteriliyor. Salonu dolduran seyircileri ve locadan filmi seyretmeye çalışan bir çocuğu görüyoruz. Babası sinemanın makinisti. Perdede gördükleri onu şaşırtmışa benziyor. Filmi izlerken yüzünde bir heyecan beliriyor. Az sonra salona giren Baas rejimi askerleriyle bu heyecanı korkuya dönüşüyor. Koltukların arkasına saklanıp salonda olanları seyrediyor. Perdedeki şiddet ve endişe salona karışıyor. Makinist ve filmi seyredenler dövülerek gözaltına alınıyorlar. Birçoğundan yıllarca haber alınamayacak ve hapishanelerde öldürülecekler. Saddam Hüseyin rejiminin Kürtlere karşı giriştiği, üç yıl süren ve 180 bin insanın ölümüyle sonuçlanan Enfal Katliamı’nda yaşanan kıyım hikâyeleri hapishane duvarlarına ve belleklere kazınıyor. Taşa Yazılmış Hatıralar’ın açılış sahnesinde koltukların arkasına saklanan küçük çocuk Hussein, büyüyünce yönetmen oluyor ve Enfal Katliamı üzerine bir film yapmak için Avrupa’daki huzurlu yaşamını ve ailesini geride bırakarak ülkesine dönüyor. Bakur, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın baskılarına rağmen İstanbul Film Festivali’nde gösterilseydi salonun bir baskına ya da saldırıya açık olabileceği söyleniyordu. Belki de Taşa Yazılmış Hatıralar’ın açılış sahnesi bu kez de İstanbul’daki bir sinema salonunda gerçekleşecekti. Mehmet Aktaş da tüm bu yaşananların çektikleri ama festivalde gösterme imkânı bulamadıkları filmle örtüştüğünü hatırlatıyor bir kez daha: “Filmimizde Kürdistan’da sinema yapmanın zorluklarını ve bir yönetmenin başına gelenleri anlattık. Festivalde yaşadığımız trajikomik durumla ise filmin son sahnesi İstanbul’da tamamlanmış oldu. Yasak, sansür ve engeller sürüyor.”

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.