Şu An Okunan
Bir An: Ağaçlar Ayakta Ölür

Bir An: Ağaçlar Ayakta Ölür

Büyükanne hasta. Büyükanne yaşlı, kalbinden marazlı hem. Büyükbaba, Asım Bey, “bir kere daha ölebilmek için” hayata döndürmüş büyükanneyi, ona ömrünün en güzel yalanını kurarak. Sanki evlatlarından yadigâr torunu, yirmi yıl önce vurup kapıyı gittiğinden beri büyükannesine hep mektup yazarmış gibi, mektuplar yazmış ona sayfalar, zarflar, postalar dolusu. “Amerika’ya gittim ben,” demiş, “rahatım iyi burada.” Büyükanne dirilir gibi olmuş bu sahte torun mektuplarını almaya başlayınca. Bir bir anlatmış, bahçedeki ıhlamurdan duvardaki saatin değişen yerine kadar her şeyden haber vermiş torununa. Azıcık da olsa kandırılan hasret büyükannenin marazlı kalbine ilaç olmuş. Sonra birden bir telgraf: “Büyükkanne, ben dönüyorum!” Telgraf, mektubu yazan elden çıkma değil ama. Hakiki torundan. Kıyamet demek. Onca senedir gaibe yazıldığı gurbette itliğe dümen kırmış torun dönüverirse, büyükannenin kendine mektuplardan kurduğu hayalî torun paramparça olacak, hasta kalbini de parçalayarak. Ama insan, daha görülecek derdi varsa ölemiyor bir türlü. “Torunu taşıyan uçak düştü,” diye bir haber gazetede. Bir kıyamet daha. Nasıl söylenir kalbi kadehler gibi kırılgan büyükanneye şimdi torunun öldüğü? Bir çare! Sahte bir torun buluyor büyükbaba. Vakit öyle az ki, alelade, yoldan geçen biri bulunabiliyor ancak, eve tesisat kontrolüne gelmiş bir elektrikçi, herhangi bir adam. Bir de gelin lazım. Çünkü öyle yazılmış büyükanneye, “Evlendim,” denilmiş. Talih bu ya, o da tamam. Onu da buluyor büyükbaba. Rollerine güzelce hazırlanıyor ikisi de. Geliyor ve büyükannenin fersiz hayatına ışık, solgun yanaklarına renk ve ıssız konağına şenlik getiriyorlar. Öyle mutlu oluyor ki büyükanne, öl deseler, gözünü kırpmadan ölecek. Ömrünün bu en tatlı günlerinin sonunda saadet bitiveriyor birden. Torunun dönme vakti yaklaşmışken hakiki torun ortaya çıkıyor. Düşen uçağa binmemiş meğer. Mazinin şamarı gibi dikiliyor gerçek torun büyük annenin yüzüne karşı. Büyükanne öyle mutlu ki, ne hakiki torunun iğrenç bir mahluka dönüşmüş olması ne de aldatılmış olmanın azabı koparabiliyor onu bu mutluluk oyunundan. Öylece çıkıp gidiyor esas torun. Kimseye belli etmiyor büyükanne. “İçten ölmüş ama ayakta bir ağaç gibi,” ayakta durabiliyor. “Anlamadılar,” diyor sahte torun ve gelini bahçede uğurlarken büyükbabaya. “Bana bir oyun kurduğunuzu anladığımı anlamadılar,” demek istiyor yani. Tam o anda işte, gözümün önünden hiç silinmeyen o anda, büyükanne bahçedeki yaşlı ağaca dönüşüyor sanki birden. “Bense bu hayat oyunu içinde çoktan öldüm,” dercesine. Ağaçlar ayakta ölüyor çünkü. İçten çürüyüp kurusalar da, teslim olmuyorlar öyle kolay kolay ölüme. Mahir Ünsal Eriş

Ağaçlar Ayakta Ölür (1964)
Yön: Memduh Ün

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.