Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #4: Berkay Ateş

Karantina Söyleşileri #4: Berkay Ateş

Abluka ve Görülmüştür gibi filmlerin yanı sıra son dönemde Çukur dizisiyle de dikkatleri üzerine çeken genç oyuncu Berkay Ateş salgın günlerini nasıl geçirdiğinden, çalışma ortamlarındaki sağlık koşullarının öneminden bahsediyor, dünyanın geldiği noktaya dair görüşlerini paylaşıyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

“İçimden gelene kulak verip, yapmak istediklerimi daha ön plana çıkaracağım bir sürece doğru gidiyorum.”

Salgın günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Günbegün değişiyor aslında. Evden çıkmak zorunda olmayan şanslı insanlardan biriyim. Şikayet edecek bir durumda değilim. Aslında benim canımı sıkan, işin işleyişiyle ilgili. Ücretli izin verilmemesi, birçok insanın sokaklarda çalışıyor olması çok can sıkıcı. Bazı destekler yapılıyor ama çok yakıcı bir durum. Acil ve zorunlu işlerin dışındaki çalışanların evde olması gerekiyor. Bunun güvence altına alınması lazım. Bunları düşünüyorum. Binlerce insan hayatını kaybetti. Şu an içinde bulunduğum psikolojiyle “Çok uzun zamandır evde olmayı, okumayı, yazmayı, kendimle kalmayı çok istiyordum. Şimdi bunun için çok verimli bir zaman” diyemiyorum. Hayata bakış itibariyle toplumsal meseleler beni etkiliyor. Gündemi takip ediyorum.

Normalde yoğun çalışan bir insan olarak, şu an bir iş hayatım yok. Bu anlamda evde olan zamanımı, bir rutin belirleyerek geçiriyorum. Bunun içinde bazen yazmak istediklerimi kâğıda dökmeye çalışmak, bazen de film ve kitap var. Bağlama derslerine devam ediyorum Can Kalaycıoğlu’yla birlikte. İnsansızlığı da sevdim aslında. Çok fazla insanla temas eden bir işteyiz.  Sette yüzlerce insan, arkadaş ortamlarımız, tiyatro derken bugünlerin sakinliği iyi geldi. Kıymetini bileceğimiz şeyler de var. İnsanın ve temasın değerini de daha çok anlayacağımız bir dönem aynı zamanda.

Bugünlerden çıktığımız zaman, bugünlerin hissi kitaplarımızda ve filmlerimizde olacaktır diye düşünüyorum. Ülkemizde siyasal ve toplumsal olaylar sebebiyle çok sıkıntılı süreçler yaşadık ve çok insan kaybettik… Maalesef her şey çok çabuk normalleşiyor. Kendiliğinden direnç oluşturmuşuz. Zihnimiz, ruhumuz biz farkında olmadan normalleşmek istiyor gibi… Biraz bu direnci düşünmemiz gerekir. Hemen normale dönmememiz gerekiyor. Her şeyi belki de bu kadar unutmamamız gerekiyor.

“Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?
Hiçbir şey “eski gibi” olmuyor zaten. Eğer politik atmosfer açısından konuşursam; rüzgârın artık kapitalizm tarafından değil de daha özgür, daha eşitlikçi bir yerden, emekten yana esmesi için, kapitalizmin çökmesinin değil de sol muhalefetin daha güçlü olmasının gerektiğine inanıyorum. Kapitalizmin işlemediği ayan beyan ortada. Sadece Türkiye için söylemiyorum. Tüm dünyada böyle. Amerikan Başkanı Trump’ın sözlerine insanlar gülüyor ancak durum çok trajik. Dünyanın en büyük gücü olan bir devletin başkanının bu kadar umursamaz, başına buyruk davranıyor olması sistemin sonucu. Sorun kişilerden ziyade sistemin kendisi.

Kişisel bir muhasebe oluyor mu? Neler değişecek hayatınızda?
Kıymetle ilgili biraz düşünüyorum. Her şeyi çok hızlı tüketmeden, yapmak istediklerime dönüp bakmak istiyorum. Durmanın kıymeti çok önemli. Bazen durabilmeliymişiz. Bunu hatırlamak da çok güzel. Ama gerçekten ben ne istiyorum? Hayatımda sevdiğim çoğu şey elimden alındığı zaman ne kalıyor bundan bana geriye. Galiba içimden gelene kulak verip, yapmak istediklerimi daha ön plana çıkaracağım bir sürece doğru gidiyorum.

Bu dünyada sadece insanlar yaşamıyor. Doğanın savunusu, denizin, taşın, hayvanların hakları… Burada yaşıyoruz. Özelikle Türkiye gibi ülkelerde çok yol kat edilmesi lazım. Ben uzun zamandır vejetaryenim. İşin tabii başka bir tarafı da doğanın farkına varmamızın gerekmesi. Bunu görmezden gelmek, gerçekten her şeyi etkiliyor. Artık bu konu entelektüel bir tavır olmaktan çıkmak zorunda. Bu yüzden vejetaryen/vegan beslenmenin çok doğru olduğunu düşünüyorum. Artık inanılmaz bir tüketim var. Hayvancılık sektörü, doğanın katliamı çok ileri bir düzeyde. Dur diyebilmeliyiz. 

Dizi setleri uzun süre çalışmaya devam etti ve hâlâ çalışan setler olduğunu biliyoruz. Bir oyuncu olarak bu konuda ne dersiniz?
Setler durmak zorunda. “Sadece setler dursun, diğer sektörler devam etsin” demiyorum. Acil ve zorunlu olanlar dışında bütün sektörlerin durması gerekiyor. Set dediğin ortam bütün çalışanların sürekli birbiriyle temas hâlinde olduğu bir yer. Sahneyi çekerken maske ve eldiven takamazsınız. Setlerde virüs çok hızlı yayılabilirdi. Ben de bu sektörden ekmek yiyen birisi olarak, kendi sektörümün durması gerektiğini düşünüyorum. Çukur olarak iyi ki en başta duran ekiplerden biri olduk. Bunun önlemini aldık. Burada önemli olan tek bir koşul var: insan sağlığı. Bu diziler devam etmezse halk ne yapacağını şaşırmayacak. Şartlar düzeldiğinde, güvenli ortam oluştuğunda kaldığımız yerden devam etmeyi hepimiz çok istiyoruz.

Oslo 31 Ağustos

Karantina günleri bitince ilk olarak ne yapacaksınız? Neleri özlediniz?
Belki çok kalabalık değil ama çok sevdiğim insanlarla uzun zaman geçirmeyi planlıyorum. Çok özlediğim insanlar var. Görmek istediğim yerleri ertelememek. Gitmek. Büyük masalar hepimizin ihtiyacı…

Karantina günlerinde neler yapıyorsunuz? Neler izliyor ve okuyorsun?
Dizileri çok takip edemiyorum. Alef, Unorthodox ve The Last Dance izledim sadece. Daha çok film izlemeye çalışıyorum. Mesela Kiarostami ve Panahi’nin izlemediğim filmlerini izledim. Dönüş (Vozvrashchenie, 2003), Oslo 31 Ağustos (Oslo, 31. August, 2011), Tepelerin Ardında (Dupa Dealuri, 2012) ve 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün (4 Luni, 3 Saptamâni si 2 Zile, 2007) uzun zamandır izlemek istediğim filmlerdi.

 

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.