Şu An Okunan
Sektörün Yükselişi ve Bardağın Boş Tarafı

Sektörün Yükselişi ve Bardağın Boş Tarafı

European Audiovisual Observatory’nin yöneticilerinden Martin Kanzler’in Türkiye sinema endüstrisi hakkında yayımladığı ‘The Turkish Film Industry: Key Developments 2004 to 2013’ başlıklı rapor, bardağın göründüğü kadar dolu olmadığını ortaya koyan detaylar içeriyor.

Avrupa’daki görsel-işitsel endüstri hakkında verileri toplayan European Audiovisual Observatory’nin yöneticilerinden Martin Kanzler’in Türkiye sinema endüstrisi hakkında yayımladığı rapor sektörün önemli verilerini bir araya getiriyor.1 İşin hazin tarafı, böylesi önemli bir raporun Türkiye’deki ilgili bir kurum tarafından şimdiye kadar yayımlanmamış olması.2

Örneğin Türkiye’de sinemaya giden seyircilerin profiline dair bir araştırma var mı, bilmiyoruz. Varsa da bu araştırmanın sektörle paylaşılmadığı aşikâr. Kanzler’in raporunun en dikkat çekici tarafı, Türkiye sinemasının hızla büyüyen yapısını ortaya koyması. Sektörde satılan bilet sayısı ve yerli yapımlara ilgi açısından önemli gelişmeler yaşanıyor son yıllarda. Rapor 2003 yılında 24,6 milyon olan bilet adedinin 2013’te 50,4 milyona çıktığına dikkat çekiyor. Bu yazının kaleme alındığı 15 Aralık itibarıyla 2014 yılı için bu sayı 57 milyonu geride bırakmış durumda; yıl büyük ihtimalle 60 milyon civarında bir bilet satışıyla tamamlanacak. Bu da geçen yıla göre yüzde 20’lik bir artışa tekabül ediyor. Raporun ele aldığı 2004-2013 yılları arasında Avrupa Birliği’nde gişe gelirleri yüzde 0,6 oranında küçülürken, Türkiye’de ortalama yüzde 7,4 büyümüş. Türkiye satılan sinema bileti açısından Avrupa’nın yedinci büyük pazarı olmuş.

Bir sevindirici haber daha: Raporda, Türkiye’nin Avrupa içinde, ulusal filmlerin abd filmlerinden daha fazla seyirci çektiği tek pazar olduğuna dikkat çekiliyor. Geçen yıl satılan 50 milyon biletin yüzde 58’i yerli yapımları izlemek içinmiş. 2014 için bu oranın yüzde 60’ın üzerine çıkması bekleniyor.

Ama raporda bazı detaylara dikkat ettiğimizde bardağın göründüğü kadar dolu olmadığını, azımsanmayacak bir bölümünün boş durduğunu fark etmek de kaçınılmaz. Zaten yeterince tartışılmayan bu rapor, tuhaf bir şekilde –ve tam da bize özgü olarak– “Türk sineması Avrupa’nın zirvesinde. En hızlı bizim pazarımız büyüyor n’aber!” gibi gazlama yorumlarla kendisine yer bulabildi. Oysa Kanzler ciddi sorunlara da vurgu yapıyor. Örneğin; bahsi geçen on yılda Türkiye yapımı filmler için satılan toplam bilet sayısının yüzde 79’unun sadece on film tarafından elde edildiğini belirtiyor ve Türkiye’de film dağıtım sisteminin yerel ve uluslararası gişe filmleri üzerine kurulu olduğuna dikkat çekiyor. Sanat filmlerinin dağıtımını ve gösterimini sağlamayı hedefleyen bir devlet desteğinin olmadığına değiniyor.

Aynı zamanda Türkiye’de geçen yıl kişi başı bilet sayısının 0,7 iken, ‘küçülen’ ab pazarında bu sayının ortalama 1,8 olduğu gerçeğini çıkartıp koyuyor önümüze. Raporda Rusya ile birlikte en hızlı büyüyen pazar Türkiye olarak belirtiliyor ama bunun nedenlerine girilmiyor. Açık ki, küresel ekonomiye ‘geç’ entegre olan bu iki ülkenin pazarları henüz tepe noktasına ulaşmamış durumda. Dolayısıyla yaşanan bu gelişme işin doğasına uygun. Avrupa’nın birçok ‘gelişmiş’ ülkesinde kişi başı bilet ortalamasının 2’nin üzerinde olduğu düşünüldüğünde Türkiye bir kişiye bir bilet sayısını zaten 80 milyonluk satışla yakalayacaktır ki, bu bile Avrupa ortalamasının çok altında kalacak.

Çarpıcı birkaç sayı daha: Filmlerle bağlantılı devlet desteği bahsinde AB ortalaması 53,6 milyon avro iken, bu sayı Türkiye için 13,3 milyon avro. Bunun da yüzde 50’si film üretiminde kullanılıyor. Türkiye’de filmlerle bağlantılı faaliyetlere sunulan kişi başına devlet desteği ise Avrupa’nın en düşük düzeyinde.

Raporun en can alıcı ve aslında sektördeki ‘dağılım’ adaletsizliğinin temel kaynağına işaret eden verisi ise dağıtım ve gösterim koşullarıyla ilgili olanlar. Rapora göre, tüm sinema perdelerinin yüzde 26’sına sahip olan Mars Entertainment gişe hasılatının yüzde 52’sini, sinema reklamları pazarının ise yüzde 85’ini elinde bulunduruyor. Dağıtım ayağında ise uip, Tiglon ve Warner Bros. pazarın yüzde 90’ına hakim. Yani kaba bir hesapla eğer filminiz Mars sinemalarında gösterime girmezse (bu yılın sayısı 60 milyon üzerinden) 30 milyon; üç büyük firma tarafından dağıtılmazsa 55 milyon seyirci kapsama alanı dışında kalacak demektir. Bunun adı tekeldir!

Bu raporun gösterdikleri bu sayfayı aşacak kadar geniş bir tartışmayı hak ediyor ama şunu söylemeden geçmeyelim: Sektörün sayıca büyük ama ekonomik olarak küçük oyuncuları bakanlıktan destek almak, Avrupa’da fon peşinde koşmak, festivallerde büyük ödül rüyasına yatmak gibi ‘geçici’ çözümleri bir yana bırakıp; filmlerinin dağıtım ve gösterim engellerini aşarak seyirciyle nasıl buluşacağına dair kapsamlı bir program ve kamuoyu yaratamazlarsa tablo onlar açısından değişecek gibi görünmüyor.

NOTLAR
1 Raporun tamamına bu adresten ulaşılabilir: www.obs.coe.int/country/turkey/film
2 Deniz Yavuz’un kişisel çabalarıyla derlediği verilerle hazırladığı ‘Türkiye Sinemasının 22 Yılı’ isimli çalışmayı burada anmak gerek. Ayrıca Kanzler’in araştırmasındaki verilerin büyük kısmı da Deniz Yavuz’un elde ettiği verilere dayanıyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.