Şu An Okunan
Ahmet Necdet Çupur ile Yaramaz Çocuklar Üzerine Söyleşi: ‘Geçmişe Bir Anlam Vermek’

Ahmet Necdet Çupur ile Yaramaz Çocuklar Üzerine Söyleşi: ‘Geçmişe Bir Anlam Vermek’

Ahmet Necdet Çupur, Yaramaz Çocuklar

Ahmet Necdet Çupur’un ilk uzun metrajı Yaramaz Çocuklar bol ödüllü bir festival yolculuğunun ardından vizyona girdi. Yönetmenle belgeselin ortaya çıkış öyküsünü, gerçek ile hikâye arasında kurduğu bağı ve çekim sürecini konuştuk.

Söyleşi: Ekrem Buğra Büte


Advertisement

Yaramaz Çocuklar (2021), son dönemin en çarpıcı belgesellerinden biri. Ahmet Necdet Çupur’un ilk uzun metrajı dünya prömiyerini Avrupa’nın en prestijli belgesel film festivallerinden Visions du Réel’de yaptı ve burada Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Ardından pek çok festivali dolaşıp çeşitli ödüller kazandı, aynı zamanda Avrupa Film Akademisi’nin (EFA) bu yılki En İyi Avrupa Belgeseli ödülüne aday gösterilen 15 film arasına girdi. Çupur’un kardeşlerinin çağrısına cevap vermek üzere yirmi yıl önce öğrenim hayatına devam etmek için ayrıldığı Hatay’ın Keskincik köyüne geri dönmesini takip eden Yaramaz Çocuklar oldukça kişisel bir noktadan başlayıp evrensel bir kapsayıcılığa ulaşan, çarpıcı bir yaratıcı belgesel. Çupur’un aile fertlerinin arasına yerleştirdiği kamerası gündelik yaşam dertlerini yakalarken hem yaşamını otorite karşısında kurmaya hem aile yapısına hem de hikâye anlatmanın doğasına dair pek çok katmana açılmayı başarıyor. Filmin bu çok yönlü yapısını, yapım öyküsünü ve belgeselciliğe dair yarattığı tartışmayı yönetmeni Ahmet Necdet Çupur’a sorduk.

Yaramaz Çocuklar

Filmin başında yirmi yıl önce terk ettiğiniz köyünüze zihninizde sürekli geri döndüğünüzü söylüyorsunuz. Sizin hikâyenizden bahsederek başlayalım mı? Filmde dünyalarını takip ettiğimiz kardeşlerinizin hayatı sizin deneyiminize ne kadar benziyor? 

Altı yaşımdan itibaren, içimde bir arayış başladı. Neyi aradığımı da bilmiyordum. Önce onu okul hayatında aradım. Okulun benim için neyi simgelediğini bilmiyordum ama arayışım o kadar önemliydi ki, sonuçlarına yol boyunca katlandım. Evden 13 yaşında tek başıma ayrıldığım zaman Antakya’da Dağ Mahallesi dediğimiz, şehrin en problemli ve doğal olarak en ucuz yerinde bir oda kiraladım. Sabahları okula gidiyordum, öğleden sonraları da bir dönercide çalışıyordum. Liseye başladığım zaman bir yurda taşındım. Sonrasında dershaneden bir hocam yurttan çıkıp onun yanında kalmam için yardımcı oldu. Üniversiteyi kazandığım zaman da hep peşinde koştuğum o arayışımın okul dünyasında karşılık bulmadığını anladım. Üniversiteyi bitirir bitirmez Avrupa Birliği Gönüllü Hizmetleri bünyesinde altı ay Romanya’da gönüllülük yaptım. Amacım o arayışı sürdürmekti. Altı aydan sonra tecrübelerimizi anlatmak adına bir kısa film çekmemi istemişlerdi. O kısa filmin kurgusunu yaparken sinema yapma isteğim doğdu. Ama sinemaya başlamak için biraz zamana ve maddi duruma ihtiyacım vardı. Irak ve Afganistan’da üç yıl mühendislik yapıp yeterince param olduğunu anlayınca da mühendisliği bırakıp Romanya’ya, ondan sonra da Fransa’ya sinema yapmak için yola çıktım. İlk kısa filmim Latin Babylon (2017) ile Irak’taki yolculuğumu anlattım.

Zeynep’in ve Mahmut’un hikâyeleri içsel yolculuk olarak benim hikâyemle örtüşüyor. Her üçümüz de hayat arayışımızı kendi doğrularımız üzerine kurmaya çalışıyoruz.

Böyle bir film yapma fikri ne zamandan beri aklınızda? İşin ciddiye binmesi, çekimlere başlama süreci nasıl oldu? 

Kız kardeşim Zeynep bana ulaşıp yardım istedi. Yirmi yıl önce geçirdiğim aynı problemle karşı karşıyaydı ama kız olarak evden kaçıp tek başına yaşayamayacağını biliyordu. Ben de köye dönüp geçmişimle ilgili mekânları görselleştirmeye başlayınca Zeynep’in ne kadar önemli bir kişiliğe sahip olduğunu ve onun hikâyesinin anlatılması gerektiğini anladım. Zeynep’ten sonra Nezahat’le tanıştım ve sonrasında da Mahmut’un hikâyesini dinlemeye başladım. Ebeveynlerimin bu derece muhafazakâr oluşu yeniydi. Terk ettiğim evin, Türkiye’nin aynası hâline geldiğini anlayınca da, dışarıdaki çekimlerimi bırakıp sadece eve odaklandım. Ama bu süreç, ilk çekimlerimin kurgusunu tek başıma yapınca film hâlini almaya başladı. İlk çekimler iki buçuk ay sürmüştü.

Yaramaz Çocuklar

Yaramaz Çocuklar’da kameranın insanlar arasındaki varlığı ve günlük yaşama tanıklık etme şekli büyük önem taşıyor. Fikri ilk olarak ailenize açtığınızda nasıl tepkiler aldınız? Çekimler başladığında tepkileri neler oldu, bahsetmek ister misiniz? 

Çekimlere bir arkadaşın kamerası ve ses sistemiyle tek başıma başladım. Aklımda bir hikâye yoktu. Sadece geçmişime bir anlam verme isteği vardı. İlk başlarda her şeyi çekiyordum; sokaklar, tarlalar, çocuklar, komşular, okulum, tarlada çalışan işçiler… Ailemi de çekiyordum. Kimse karşı gelmedi. Garip bir şekilde kendimi bir dinleyici pozisyonunda buldum. Herkes kendi hikâyesini anlatmaya hazırdı. Kameranın varlığı Zeynep, Nezahat ve Mahmut’u mutlu ediyordu. Babam haricinde kimse benden kamerayı kapatmamı istemedi. Babam arada bir kapatmamı istediğinde kamerayı evde kapatıp dışarıda başka insanları çekiyordum. Herkesin hayatlarını bu denli filtresiz bir şekilde kamera önünde devam ettirmesi bana da garip geliyordu. Bunun bir belgesel olup herkesle paylaşılacak bir hikâye olabileceğini onlara anlattığım zaman ben dâhil hiçkimse belgeselin festivallerde ya da sinemalarda gösterilebileceğinin farkında degildi. Sanırım bir işin sonucunda neye sahip olabileceğimizi düşünmediğimiz zaman kendimizi koşullandırmak yerine hayatın akışına bırakıyoruz. Aklımda net bir hikâye yakalamak olsaydı sonuçların bu denli doğal olabileceğini düşünmüyorum. 

Filmin temel gücü ve cesareti bir mahremiyet alanının izleyiciye açılmasından kaynaklanıyor. Bunda sizin yönetmen olarak kendi hikâyenizi açmanızın da büyük rolü var şüphesiz. Sizin kendi hikâyeniz, kardeşlerinizin dünyası ve filmin anlattıkları arasındaki mesafeyi ayarlamak nasıl bir deneyimdi? Aile üyesi ve sinemacı kimliklerinizi birbirinden ayırmakta zorlandığınız oldu mu?

Tam olarak bilinçli bir şekilde bu mesafeyi ayarladığımı düşünmüyorum. Duygularımla hareket etmem gerektiğini çekimler sürecinde anladım. Maalesef birçok zaman aile üyesi ve sinemacı kimliğimle ikilemde kaldım. Filmi izleyen herkes bu ikilemleri hissedebilir. Bazen kamerayı bir kenara bırakıp olayların içerisine girdim. Ama pek bir şeyi değiştiremiyordum. Sonrasında kendime limit koymaya başladım. Yavaş yavaş kendime geri plana ittim. Sanırım kameranın varlığı herkese yardımcı oluyordu. Benim için kameranın ekranını takip etmek, birçok hayat durumunu katlanılır hâle getiriyordu. 

Filmde size ek olarak ikinci bir görüntü yönetmeni olduğunu da görüyoruz. Lucie Baudinaud da filmin görüntü yönetmenlerinden birisi. Aranızdaki iş bölümü nasıldı? Aile evindeki sahnelerde çekim ekibinde sizden başka birisi var mıydı? 

Lucie ile kısa filmimden tanışıyorduk. Dışarıdan gelen bir kişinin gözüyle filme daha geniş bir bakış açısı kazandıracağımızı düşünüyorduk. Ama Lucie bir haftalığına geldiği zaman evdeki herkeste değişiklikler olduğunu fark ettim. Bunu fark edince de Lucie’ye açıkladım ve bu durumu çok iyi anladı. Lucie on gün çekim yaptıktan sonra geri döndü. Üç yıllık bir süreçte toplamda altı ay çekim yaptım. Çekimler bittikten sonra da ek seslere ihtiyacımız olabilir diye bir ses mühendisi ile sesler aldık. Bunlar haricinde hep tek başımaydım.

Yaramaz Çocuklar

Yaramaz Çocuklar oldukça kişisel bir noktadan çıksa da otorite altında yaşamak ve özgürlük mücadelesine dair son derece evrensel bir hikâye anlatıyor. Bu da filme bir aile portresinin ötesinde, patriyarkal düzene yönelik bir eleştiri niteliği kazandırıyor. Siz filminizin toplumsal bağlamı hakkında ne düşünüyorsunuz? Alegorik bir okumaya açık mı sizce?

Belgeselin her yerde aynı yankıyı uyandırmasının nedeni de bu. Bu patriyarkal düzende herkes kaybediyor. Ama bunların ötesinde, evin içerisinde benim için çok değerli bir durum var. Herkes daha iyi bir yaşam ister ve bunun için karşısında duran kişilere isyan edebilir ama Zeynep’in ve Mahmut’un argümanları bu arzuların ötesine geçiyor. Zeynep ve Mahmut eski değerleri yıkmadan, yeni ve daha insani değerlerle hareket etmeleri gerektiğini kendi ebeveynlerine, halalarına, imama anlatmaya ve onlarla ortak bir alanda buluşmaya çalışıyorlar. Onun için kardeşlerimin kavgasını benim evden ayrılışımdan daha değerli buluyorum. Kendi dünyalarından kaçmak yerine onu daha insani hâle getirmeye çalışıyorlar. Ve diğer evlerdeki durumları da bilen biri olarak, size kardeşlerim gibi birçok gencin aynı kavgayı sürdürdüğünü söyleyebilirim. Alegorik okumaları ise seyirciye bırakıyorum.

Yaramaz Çocuklar yaratıcı belgesel gibi Türkiye sinemasının fazla tecrübeli olmadığı bir alanda çalışıyor. Sizin için gerçeği doğru temsil etmek mi anlatmak istediğiniz hikâyeyi şekillendirmek mi daha öncelikliydi? Bunlar arasında bir ayrım görüyor musunuz?

Bu sorunun cevabını bilemiyorum. Benim için hikâyemizi istediğimiz her şekilde anlatabiliriz. Seçtiğimiz yolların hikâyeye göre değişmesi gerekir. Gerçeği doğru temsil etmenin yolu benim kişisel olarak hayata bakışımdan geçiyor. Bu bakışı hikâyemi şekillendirmek için kullandım. İkisi arasında bir seçim yapmadım. Hiçkimseye hiçbir anda kapıyı açıp kapatmalarını, yürümelerini ya da bir şeyleri tekrar söylemelerini istemedim. Bu benim kararım. Benim amacım evde yaşayanların hayatlarına hiç etki etmeden bazı durumları hikâyeleştirmekti. Ama başkaları daha farklı yollarla da kendi hikâyelerini anlatabilir. Ben hikâyemi anlatmak için hikâyenin gerektirdiği en iyi durumların peşinde koştum. Belgesel, kurmaca veya daha farklı sinema dillerini çok çabuk benimsedik sanırım. Diğer sinemacıların dediğini tekrarlamam gerekirse, sinema daha çok genç bir sanat ve sinema dilini geliştirmek için henüz ilk adımları atıyoruz.

Yaramaz Çocuklar

Filminiz Visions du Réel’de yaptığı dünya prömiyerinin ardından pek çok festival dolaştı ve ödüller kazandı. Şimdi de vizyonda seyirciyle buluşuyor. Festival sürecinde seyirciden aldığınız tepkiler genel olarak nasıldı? Türkiye ve yurt dışından gelen tepkiler nasıl farklar gösteriyor? 

Hemen hemen her yerde tepkiler çok olumluydu. Filmin bu şekilde herkes tarafından beğenileceğini hiç beklemiyordum. Festivallerde seyirciyle olan diyaloglar da beni çok mutlu etti. İlk defa Türkiye’de belgeselin gerçek mi kurmaca mı olduğu yönünde tartışmalar görünce şaşırdım.

Tamamlandıktan sonra filmi aile üyelerine izletme şansınız oldu mu? Nasıl tepkiler aldınız? 

Filmi Zeynep, Mahmut, Nezahat ve diğer kardeşlerim izledi. Tepkileri biraz garip geliyor bana. Herkes sadece kendi hikâyesini görüyor ama filmin tümünü komple olarak bir ailenin, belki de bir ülkenin resmi olarak göremiyorlar. Zeynep kendi hikâyesinde cesurluğu görüyor. Mahmut kendi doğrularını yapınca Nezahat’e haksızlık edip etmediğini sorguluyor. Bu durumu garipsiyorum çünkü kardeşlerimin gözünde filmin iki bireyin hikâyesinin ötesine geçtiğini görmeyi isterdim.


Yaramaz Çocuklar’ın sinemalardaki gösterimi sürüyor. Filmi ayrıca Sinematek programı dâhilinde izlemek de mümkün. 25 Mart Cuma günü Sinematek gösteriminin ardından yönetmen seyircilerin sorularını cevaplayacak. Ayrıca soru-cevap kısmının ardından Ayça Çiftçi moderatörlüğünde Gülmay Gümüşhan ve Funda Tuğrul’un konuşmacı olarak katılacağı ‘“Yaramaz Çocuklar” Neye Yaramaz?’ başlıklı bir panel düzenlenecek. Panel ve Sinematek gösterimleriyle ilgili detaylı bilgiye Sinematek’in internet sitesi üzerinden ulaşmak mümkün.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.