Şu An Okunan
Mirasçılar: Akşamüstü Büyümek

Mirasçılar: Akşamüstü Büyümek

Berlin Film Festivali’nden ödüllerle dönen Mirasçılar, altmışlı yaşlarındaki bir kadının konfor alanının dışına çıkarak özgürleşmesinin öyküsünü anlatıyor. Başkarakterinin kabuğunu kırmasıyla mekânsal olarak da ferahlayan film, sinemada ender gördüğümüz türden bir kadın portresi çiziyor.

Paraguaylı yönetmen Marcelo Martinessi’nin ilk uzun metrajı Mirasçılar (Las Herederas) için altmışlı yaşlarındaki bir kadının “büyüme hikâyesi” dersek çok da ileri gitmiş olmayız. Otuz yıldır beraber yaşayan, kendilerini dış dünyadan izole eden ve ailelerinden kalan mirası da son damlasına kadar tüketen lezbiyen bir çiftin karanlık ve bunaltıcı dünyasında açılan film, mekânsal olarak gitgide ferahlıyor ve beklenmedik bir kaçış ve özgürleşme hikâyesine evriliyor. Sevgilisinin hapse girişiyle dış dünyaya açılmak zorunda kalan Chela’nın kendini yeniden keşfedişinin, sınıfsal ayrıcalıklarından tek tek vazgeçişinin öyküsüne dönüşüyor. Bir yanıyla ‘geç kalmış’ bir büyüme hikâyesi anlatan Mirasçılar, Sebastián Lelio’nın Gloria’sının (2013) izinden giderek beyazperdede görmeye alışkın olmadığımız, kendilerinden bekleneni yapmayan ve toplumsal normları altüst eden ‘yaşlı kadın’ portrelerine bir yenisini ekliyor. Ancak Martinessi bunu yaparken, karakterlerine karşı mesafeli bir üslup benimsiyor ve sınıf dinamiklerini de bu portreye dahil ediyor. Uzun sessizliklerle, duraksamalarla ve utanıp sıkılmalarla dolu film, klostrofobik bir his uyandıran kadraj tercihleri ve grenli dokusuyla, karakterlerinin üzerine kara bulut gibi çöken umutsuzluğun da izini sürüyor.

Mirasçılar, son bölümlerinde tekrar karşımıza çıkacak ilginç bir kadraj içi kadraj kullanımıyla başlıyor: Henüz tanışmadığımız Chela’nın bakış açısından, bir kapının arkasına gizlenmiş şekilde salonu gözetliyoruz. Orta yaşlı ve üst sınıf bir kadın müşkülpesent bir tavırla salondaki eşyaları inceliyor. Kristal bardaklar, biblolar, tablolar, mobilyalar… Hepsi oldukça eski ve çürümeye yüz tutmuş sanki ama değerliler. Az sonra kadraja Chela’nın sevgilisi Chiquita giriyor (O sırada bu kadının kim olduğunu ve Chela’yla ilişkisinin ne olduğunu henüz bilmiyoruz). Belli ki onun eşyaların satılmasıyla, statü kaybıyla, “el âleme rezil olmakla” pek bir derdi yok. Chela gibi utanıp sıkılmıyor, saklanmıyor, bir an önce para kazanmanın ve borçlarını ödemenin derdinde. Gizlice yetişkinlerin dünyasını gözetleyen bir çocuğun bakış açısını andıran bir hissi de var bu kadrajın. Film boyunca etrafı ürkek bakışlarla izleyen, genelde susmayı tercih eden, arzularını dile getirmekte yetersiz kalan Chela’nın çocuksu yüz ifadesi düşünülünce, bu his pek de tesadüfi olmasa gerek.

Hareket Hâlinde
Marcelo Martinessi, uzunca bir süre genel çekimlerden uzak duruyor. Kamerası sanki karakterlerinin ardından zorla sürükleniyor gibi; meraksız, bıkkın bir hâli var neredeyse. Chela’yı odağına alıyor ve gerisini kadraj dışında bırakıyor. Bir karakter, Chela’nın ister sevgilisi, ister hizmetçisi, ister âşık olduğu genç kadın olsun, onun görüş alanına ne kadar giriyorsa filmde de o kadar var oluyor. Arkaları dönük çoğu zaman, uzaktalar, kadraj bedenlerini parçalara ayırıyor sürekli. Belli ki filmin başladığı, yani Chela ve Chiquita’nın tüm mal varlıklarını kaybedip, sınıfsal statülerinin son göstergesi olan antikalarını da satmaya başladıkları o an; Chela’nın görüş alanının en dar, en kendine odaklı olduğu an. Zamanın sanki karanlık bir günün akşamüstü saatlerinde asılı kalmış olduğu hissini veren ışık kullanımı, filmin son sahnelerine kadar devam ediyor. Gün ışığı var gibi ama evin içine giremiyor. Ev de, Chela da yerinde saymaktan yorgun düşmüş, çürümeye yüz tutmuş.

Chela’nın ilginç bir alışkanlığı var. Her sabah, resim yaptığı esnada bir tepsi dolusu içecek geliyor yanına. Bazen hizmetçilerin, genelde de Chiquita’nın getirdiği tepsinin düzeni, içindekilerin sıralaması, şekli şemali çok önemli. Demlenmiş çay, kahve, kola ve suyun yan yana olduğu alışılmadık bir düzeni olan tepsinin sunumu bir tür ritüel sanki. Chela aksatmadan her sabah odasına kapanarak bu ritüeli gerçekleştiriyor. Zaman geçtikçe, Chela ekonomik ve sosyal statüsünü yitirmeye başlayınca tepsi düşüyor, bardaklar kırılıyor. Sınıfsal statünün ‘kırılganlığına’ dair bariz bir metafor bu, çünkü Chela da sınıfsal alışkanlıklarından ve ayrıcalıklarından vazgeçtikçe içten içe kırılıyor, ama bu onu gitgide özgür kılıyor.

Chiquita bankaya borcu nedeniyle hapse girince Chela yapayalnız kalıyor. Hapishaneye ziyarete gitmek, insanlara Chiquita’nın nerede olduğunu açıklamak zorunda kalmak, eşyalara bakmaya gelenlerle iletişim kurmak ağırına gidiyor. Ama asıl değişim, komşusunu arabayla bıraktıktan sonra kendisine teklif edilen yol parasını kabul etmesiyle başlıyor. Büyükbabasından kalan külüstür bir arabayla bir tür illegal taksici oluyor Chela (üstelik ehliyeti bile yok). Belki de hayatında ilk defa kendi parasını kazanıyor ve sınıfsal konumunun da pekiştirdiği içine kapanıklıktan, hareketsiz- likten kurtuluyor, tek başına var oluyor. Olaylar karşısında nasıl davranacağını, ne tepki vereceğini bilemeyen o ürkek ifadeli kadını, araba kullanmanın verdiği fiziksel ve ekonomik özgürlükle ilk defa hareket hâlinde görüyoruz. Kadrajlar genişliyor, hava biraz olsun aydınlanıyor.

Kapının Ardına Doğru
Büyüme hikâyelerinde genelde aşk, tutku ve arzu tetikleyici olur. Sanki algılar açılır, beden kabuğundan çıkar ve yeniden doğar. Chela’nın arzularını açığa çıkaran, tekrar aynaya bakabilmesini sağlayan da böyle bir aşk oluyor. Komşusunun arkadaşlarından birinin kızı olan Angy’ye uzaktan uzağa tutuluyor. Angy, Chela’nın tam tersi gibi sanki. Konuşkan, kendine güvenli, cinsel hayatı ve hayatındaki erkekler konusunda rahatça sohbet eden, neşeli ve özgür bir kadın. Chela’nın ürkekliğinin bir tür şaşkınlık ve hayranlığa, sonrasında da aşka ve arzuya dönüştüğüne tanık oluyoruz yolculukları boyunca. Öyle ki ehliyeti olmamasına rağmen Angy’yi istediği uzun mesafe yolculuğuna çıkarıyor Chela. Yavaş yavaş kurallara karşı gelmeye başlıyor, sınıfsal yükümlülükleri sırtından atıyor. Angy’ye özenen, onda kaybettiklerini gören bir yanı da var Chela’nın. Sırf Angy yakıştı dedi diye güneş gözlüğü takmaya, sigara içmeye başlıyor. Bir zamanlar sınıfsal kimliğini evde çürümeye yüz tutan antika eşyalar ve kendi kendine yarattığı ritüeller üzerinden kuran Chela, bu yeni kimliği de yine eşyalar ve jestler yoluyla keşfetmeye, öğrenmeye çalışıyor. Her hareketine, her ifadesine sinmiş olan ürkekliğe çocuksu bir merak da ekleniyor.

Angy’nin Chela’nın evine geldiği bir gece, filmin açılış sekansında gördüğümüz kadraj tekrar çıkıyor karşımıza. Chela tuvaletten dönüşte kapının arkasından Angy’yi gözetliyor. Angy parfüm sürüyor ve yatağa uzanıyor. Sahnenin başından beri Angy’nin evin içinde dolanışını takip eden ve ara ara Chela’nın hayran bakışlarına odaklanan kamera, bu kadrajla onu Chela’nın gözünden ‘yasak’ bir arzu nesnesi olarak resmediyor. Belki Chiquita’ya ihanet ettiğini düşündüğünden, belki kendinden yaşça küçük bir kadını arzuladığı için, belki uzun süredir tatmadığı bir hisle karşılaştığından yine çocuklaşıyor ve kaçıyor. Ancak bu sefer açılış sahnesinden farklı bir şey oluyor ve yakalanıyor. Film boyunca yaptığı gibi, Angy yine Chela’ya bakıyor. Bu bakışta bir yargı yok, “orada olduğunu, var olduğunu biliyorum” dercesine bir fark ediş var sanki.

Yaştan ve sınıfsal konumdan bağımsız şekillenen bu arkadaşlık/aşk, film boyunca kadrajın köşesine sıkışmış, sürekli kapı aralıklarından seyrettiğimiz, her hâliyle hapsolmuş gözüken Chela’yı özgür kılıyor. Kapıdan çıkmayı başardığında Angy çoktan gitmiş olsa da, Chela’nın özgürleşme hikâyesi devam ediyor. Kamera onu takip ediyor ısrarla, dışarı doğru attığı adımın izini sonuna kadar sürüyor. Önce iç kapı, sonra dış kapı açılıyor, kadraj genişliyor. Bu sahnenin sonrasında, Chiquita cezaevinden çıkıp eve dönüyor ama ne onun dönüşü ne de Angy’nin ortadan yok oluşu önemli artık. Filmin başından itibaren beceremese de eşitlikçi bir ilişki kurmaya çalıştığı, belki de tek arkadaşı ve destekleyicisi olan hizmetçisi Pati’ye sarılıyor Chela ve yola çıkıyor. Chiquita’nın şaşkın bir şekilde dışarıya, evin sınırlarının dışına doğru baktığı son karede Chela, ilk defa ardından bakılan ve merak edilen taraf oluyor. Belli ki sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmış, geri dönmemek üzere.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.