Şu An Okunan
Hızlı ve Öfkeli 9: Aksiyonun Ötesinde

Hızlı ve Öfkeli 9: Aksiyonun Ötesinde

Hızlı ve Öfkeli 9

Yirmi sene önce sıradan bir aksiyon filmi olarak gösterime giren Hızlı ve Öfkeli, bugün yaz gişesinin zirvesine oturan, Oscarlı oyuncuların rol aldığı, dokuz filmlik bir seri. Yasadışı sokak yarışı ve soygun işleriyle meşgul çete kahramanları ise artık küresel terörü durduruyor. Hızlı ve Öfkeli buraya nasıl geldi?

Hızlı ve Öfkeli son yirmi yılda yerçekimine en çok meydan okuyan film serisi olarak, sonunda dokuzuncu filmde (F9: The Fast Saga) uzaya çıkmaya cüret ediyor. Filmin mizah yükünü çeken Roman (Tyrese Gibson) ve Tej (Ludacris) bir otomobille atmosferi aşıp bir uyduyu imha ediyorlar. Yerçekimi kurallarını yeniden tanımlayan bu seri için bile abartılı görünen bu sahne aslında Hızlı ve Öfkeli evreninin de özeti: Gülünç bir özgüven, bilimden kopuk bir mübalağa, mantığı reddeden bir anlayış… Gelgelelim, fizik kurallarının pek işlemediği bu evrenden aksiyonu çıkardığımızda, elimizde kalan pembe dizi diyaloglarıyla bezeli karmaşık bir aile dramı. Sahi, sıradan bir soygun çetesinin maceralarını anlatarak başlayan bu seri ne ara küresel terörü durduracak kahramanlara dönüştürdü Dom ve dostlarını?

Ucuz Bir Öykü Şart

Daha isminden başlayarak ne kadar ucuz bir aksiyon hikâyesi anlatacağını müjdeleyen bu seri, bugünlere büyük gişe başarılarıyla gelmekle kalmadı; arkasından nice taklit çıkardı, Hobbs & Shaw (2019) gibi bir spin-off doğurdu (aslında serinin esas kahramanlarını barındırmayan, 2006 yapımı üçüncü film Tokyo Drift’i de bir spin-off olarak görmek olası), birçok film yıldızını parlattı (Vin Diesel, Paul Walker, Michelle Rodriguez, Gal Gadot); Charlize Theron ve Helen Mirren gibi projelerini titizlikle seçen iki Oscar’lı yıldızı bünyesine kattı; dünyada olduğu kadar Türkiye’de de çok sevildi ve son olarak Tenet’in (2020) bile başaramadığı şeyi başarıp sinemaseverlerin pandemiden kaçış biletine dönüştü. Hâliyle, son filmlerde dünyayı kurtaran kahramanlarımız gerçek hayatta da sinema salonlarını kurtarmış görünüyor.

Hızlı ve Öfkeli 9

Hızlı ve Öfkeli’yle tanıştığımızda Milenyum’a gireli bir yıl olmuştu. Serinin yıldızları bu dokuzuncu filmdekinden tam yirmi yaş gençlerdi. Müteveffa Paul Walker, Dom ve çetesinin içine sızan polis memuru Brian O’Conner rolündeydi. Bu hâliyle hikâye biraz Kathryn Bigelow’un Kırılma Noktası (Point Break, 1991) sularındaydı ama ondan ayrılan yanı belki de bu serinin biraz da bugüne kadar hayatta kalmasının gerçek nedeni: Etnik çeşitliliği bol bir aile dramı ve kadın karakterlere açılan geniş alan…

Başka Türlü Bir Amerikan Ailesi

İlk filmden beri Dom’un ve hâliyle filmin ağzından düşürmediği “aile” meselesi bilindik Amerikan ailesi konseptinden uzak. Bu, W. Bush ve Trump gibi Cumhuriyetçi muhafazakâr Amerikan başkanlarının pek de hazzetmeyeceği bir aile konsepti: Beyaz ve siyahların Latin, Asyalı ve Samoalılarla iç içe geçtiği bir suç ailesi bu. Evet, zamanla temize çıkmış, küresel terörü önler hâle gelmiş, nihayetinde liberal Amerikan değerlerine hizmet eden bir “aile” olmuşsa da, aslında çıkış noktaları suç dünyasının içinden gelmeleri. 

Hızlı ve Öfkeli 9

Filmlere baktığınızda, dünyanın kurtarılmasından daha önemli bir şey varsa, o da başı dertte olan aile üyelerinin kurtarılması. Artık her filmin finalinde gelenekselleşen, tokuşturulan bira şişeleri eşliğinde kalabalık mangal partisi sekansları “farklılıkları kutsanan aile” kavramını vurgulama maksatlı elbette.

Kadınlar da bu seri boyunca “ellerinin hamuruyla” örneğin bir Michael Bay filminde göremeyeceğiniz kadar aktif biçimde sık sık kolları sıvıyor, her işe karışıyor ve aksiyonun ortasına dalmaktan çekinmiyorlar. Evet, erkekler yine ağır yükü çekerlerken kadınlar bir adım arka planda ama, doğrusu, son yirmi yılda kadın karakterlerin de bu denli öne çıktıkları aksiyon serisi fazla değil.

Bir Meziyet Olarak Ciddiyetsizlik

Bu seriyi özel kılan şeylerden bir diğeri de kendini pek ciddiye almaması. Daha senaryo aşamasında her bir detayın ucuzluğu belli ki kimsenin dert ettiği bir nokta değil ama bu bir şekilde bu serinin lehine işliyor. Herhangi bir Görevimiz Tehlike veya James Bond filminde İzlanda’daki buzullar üzerinde bir denizaltı ile onlarca aracın kapıştığı bir sekansa rastlayamazsınız. Yedinci filmin finali akıllara durgunluk veren böylesi bir aksiyon sekansıyla zirveye tırmanıyordu!

Hızlı ve Öfkeli 9

Vin Diesel’in bu seride izlediği rota da ilginç. 2001’deki ilk filmden sonra saygın bir oyuncu olmak, başka büyük maceralara açılmak için ikinci ve üçüncü filmde oynamayı reddetmişti. Bir karakter oyuncusu olma yolunda aradığını bulamayınca, dördüncü filmde serinin üzerinde daha fazla kontrolü olacak şekilde geri döndü.

Genişleyen Bir Evren

Diesel yapımcı olarak serinin sonradan şekillenmesinde ciddi rol oynadı. Hatta 2009’da dördüncü filmin DVD ekstralarında yer alacak bir kısa filmi de yönetti: Los Bandoleros… Bu kısa film Han karakterinin geçmişini anlatıyordu. Bu ve bunun gibi her yeni filmle Hızlı ve Öfkeli serisinin kendine ait bir evreni oluşmaya başladı.

Vin Diesel serinin hayranları tarafından çok sevilen Hobbs (Dwayne Johnson) ve Shaw (Jason Statham) karakterlerinin başrolde olacakları 2019 tarihli spin-off’a da hızlı ve öfkeli bir tepki vermiş, sekizinci filmin setinde Dwayne Johnson’la tartışmış, hatta sonradan filmin son kurgusunda Johnson’ın bazı sahnelerini çıkarttırmıştı. Nitekim şu sıralar sinemalarda oynayan dokuzuncu filmde Johnson yok. Öte yandan, Hobbs ve Shaw’un macerası o kadar yüksek bir hasılat yaptı ki, Universal bu ikilinin maceralarına devam edecek gibi görünüyor.

Hızlı ve Öfkeli 9

Söylentiye bakılırsa, Dominic Toretto ve “ailesinin” maceraları iki ayrı filme bölünecek onuncu bir hikâye ile nihayete erecek. Toretto’nun serinin takipçilerinin iyi bildiği bir düsturu vardır: “Kaportanın altında ne olduğunun bir önemi yok; asıl önemli olan direksiyonda kimin olduğu.” Bu cümleyi rehber bellersek, şu ana kadar beş filmle serinin en çok parçasını yöneten Justin Lin (ki kendisi de ekibin etnik çeşitliliğini tamamlayacak şekilde Tayvan asıllı), son iki filmde de direksiyonda oturacak gibi görünüyor. İlk kez üçüncü film Tokyo Drift ile seriye katılan Lin, belli ki ekibin en güvendiği yönetmene dönüşmüş zamanla.

İlk filmin 1998’de R&B dergisi Vibe’da yayımlanmış, “Racer X” başlıklı bir makaleden ilham alınarak çekildiğini bugün pek az kişi hatırlıyor. Makale New York’un “belalı” semtlerinden Queens’de yasadışı sokak yarışlarına katılan Rafael Estevez’in gerçek öyküsünü anlatıyordu. Hiç kuşku yok ki, seri illegal sokak yarışlarının dışına taşalı çok oldu. En başından beri öykülerin merkezinde duran Dom, on ve onbirinci filmde de aile fertlerini korumayı başarabilecek mi, göreceğiz.


Hızlı ve Öfkeli 9‘un vizyon gösterimleri devam ediyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.