Şu An Okunan
Kim Korkar Küçük Joe’dan

Kim Korkar Küçük Joe’dan

Öyküsünü mutluluk veren gizemli bir çiçek etrafında kuran Küçük Joe’da Jessica Hausner psikolojik gerilim ve bilimkurgu gibi türleri içe içe geçiriyor. Başroldeki Emily Beecham’a Cannes’da ödül getiren film aynı zamanda, günümüz toplumunu mizahi bir dille eleştiren bir toplumsal taşlama.


Bu yazı, Altyazı’nın Kasım-Aralık 2019 tarihli 192. sayısında yayımlanmıştır.


Bu yazı, filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.


Bir çiçekten insana ne zarar gelebilir ki? Hıristiyanlığın kutsal kentlerinden Lourdes’e şifa bulmak için gittiğinde mucize eseri sağlığına kavuşan kötürüm bir genç kadının hikâyesini anlatan Mucize’yle (Lourdes, 2009) ve Alman şair Heinrich von Kleist’ın hayatının son günlerini konu alan Çılgın Aşk’la (Amour Fou, 2014) adını duyuran Avusturyalı yönetmen Jessica Hausner, ilk İngilizce filmi Küçük Joe’da (Little Joe, 2019) bizi alelade görünümlü bir çiçeğin kötücül güçlere sahip olabileceğine inandırmayı başarıyor. ‘Frankenstein’dan esinlenen bir “çılgın bilim kadını” hikâyesi anlatma fikriyle yola çıktığını söyleyen Hausner’in filminin başkarakteri, İngiltere’de bir bitkisel biyoteknoloji şirketinde çalışan genetik mühendisi Alice. Alice’i kuralları çiğneyip güvenilirliği test edilmemiş riskli yöntemler kullanmaya iten, Doktor Frankenstein gibi doğanın sırlarını keşfetme arzusu değil, kariyerinde yükselme hırsı. Alice’in iş arkadaşı Chris’le birlikte ürettiği kırmızı renkli yeni çiçek türünün bol kâr getirecek inanılmaz bir özelliği var: Düzenli olarak sulanıp ilgi gösterildiği takdirde insanlara mutluluk veren bir koku salgılıyor.

Alice’in, on iki yaşındaki oğlu Joe’nun isminden ilhamla çiçeğe ‘Küçük Joe’ adını vermesi, “canavar bitki” temalı kült Roger Corman filmi Küçük Korku Dükkâ’na bir gönderme besbelli. Küçük Korku Dükkâ’nın (The Little Shop of Horrors, 1960) başkarakteri Seymour, henüz küçücük bir fideyken bulduğu, sinekkapanı andıran canavar bitkiye sevdiği kadının isminden ilhamla Audrey Jr. adını verir.1 Küçük Joe’nun insanlar için ölümcül bir tehlike arz eden etobur Audrey Jr.’la bir benzerliği yok kuşkusuz. Kokusuyla mutluluk veren bu latif kırmızı çiçeğin insanların beyinlerini ele geçirip davranışlarını kontrol etmek gibi istenmeyen bir yan etkisi var sadece. Kısacası hayatta kalma içgüdüsüyle insanları kendi çıkarına alet eden, kötü niyetli, sinsi bir çiçekle karşı karşıyayız. Yoksa bütün bunlar, ilkin Alice’in psikolojik sorunlarla boğuşan meslektaşı Bella’nın ortaya attığı, zamanla Alice’i de pençesine alan paranoyakça bir kuruntu mu? Küçük Joe’nun polenini soluyan insanlar beyni yıkanmış robotlara mı dönüşüyorlar sahiden, yoksa her şeyin basit bir açıklaması mı var? Sözgelimi Joe’nun tuhaf davranışlarının sebebi ergenliğin getirdiği değişimler olamaz mı? Chris’in dediği gibi asıl tuhaf davranan bizzat Alice’in kendisi olmasın sakın? Alice’i canlandıran Emily Beecham’a Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran Küçük Joe, gizem, psikolojik gerilim, bilimkurgu gibi farklı türlere göz kırpan, günümüz toplumunu mizahi bir dille eleştiren bir toplumsal taşlama.

ÇOCUK VE ÇİÇEK
Eşine bilimkurgu filmlerinde rastladığımız türden modern, parlak, steril bir genetik laboratuvarındaki özel bir serada yetiştirilen çiçeklerin üst açı çekimiyle açılıyor Küçük Joe. Simetrik bir şekilde yan yana dikilmiş, onlarca, yüzlerce çiçek… Alice, meslektaşlarına Küçük Joe’nun annenin bebeğine bağlanmasını sağlayan oksitosin hormonunu ürettiğinden bahsediyor ve ekliyor: “Onu çocuğunuz gibi seveceksiniz.” Alice’in oğlu Joe ile Küçük Joe arasında isim bağlamında kurulan benzerliği daha da pekiştiriyor bu sözler. Üstelik Alice’in dediklerine bakılırsa Küçük Joe da tıpkı bir çocuk gibi sevgiye ve şefkate muhtaç. Sadece su vermek yeterli değil, ona özel ilgi göstermek, hattâ onunla konuşmak gerek. Yani Küçük Joe da Alice’in oğlu bir bakıma. Hattâ bir seferinde Bella, “sen iyi bir annesin ama hangi çocuğunu seçeceksin” sorusunu yöneltiyor Alice’e. Böylece çalışan bir annenin işiyle çocuğu arasında bir seçim yapması gerektiğine dair toplumda yerleşmiş cinsiyetçi önyargılarla bir güzel dalgasını geçiyor film. Bütün vaktini işine adadığı için oğluna vakit ayıramayan işkolik bir anne olarak resmedilen Alice’in psikoloğuna itiraf ettiği en büyük korkusu, bir gün Joe’nun başına bir şey gelirse onun yanında olamamak. Alice, oğlunun Küçük Joe’nun etkisiyle değiştiğine dair şüphelerinden bahsettiğinde psikoloğu, Alice’in şikayetlerini oğlunu ihmal ettiği için hissettiği suçluluk duygusuna yoruyor hâliyle. Psikoloğa göre oğlunu babasının yanına postalayıp ondan kurtulmak isteyen Alice, bilinçaltına ittiği bu isteğin yol açtığı hezeyanlardan mustarip. Film, Alice’in bilinçaltı dinamiklerine dair böyle açık açık analizler yapan bir psikolog figürüne yer vererek psikolojik gerilim türünün parodisini yapıyor âdeta.

STİLİZE TUHAFLIIK
Küçük Joe’nun Yunan Tuhaf Dalgası’nın önde gelen yönetmeni Yorgos Lanthimos’un filmlerini aratmayan tuhaf, soğuk ve duygusuz bir atmosferi var. Yani filmin evreni de Alice’in vaktinin çoğunu geçirdiği laboratuvar kadar yapay ve steril. İlk karesinden itibaren simetrik kompozisyonları, ustalıklı renk tasarımı ve monokromatik mizansenleriyle dikkat çeken film, stilize bir görsel estetiğe sahip. Çiçeklerin çiğ kırmızısıyla laboratuvarın beyazı arasındaki çarpıcı kontrasttan uçuk yeşil laboratuvar önlüklerine; Alice’in duvarları pastel yeşile boyalı evinden, kırmızı tonlarının hâkim olduğu psikolog ofisine kadar filmdeki mizansenlerin her detayı özenle tasarlanmış. Kamera kullanımı ve ses bandı da yabancılaştırıcı bir etki yaratarak filmin o tuhaf evrenine katkı sağlıyor. Kameranın karakterleri takip etmek yerine yavaşça süzülerek onların yanından geçip gittiği, alışılmadık kaydırmalı planların sıkça kullanıldığı filmde ne zaman gerilim yükselecek olsa fonda Japon besteci Teiji Ito’nun imzasını taşıyan kakofonik, kulak tırmalayıcı bir ses efekti işitiliyor.

Dahası Alice de dâhil tüm karakterlerin donuk, ifadesiz yüzleri ve ruhsuz tavırları, Lanthimos’un filmlerindeki oyuncuların mekanik performanslarını andırıyor. Üstelik Küçük Joe’nun polenini soluduktan sonra karakterler daha da ruhsuz, daha da mekanik bir hâle bürünüyorlar. Güvenlik kurallarını ihlal ederek eve bir Küçük Joe fidanı getiren Alice, bir müddet sonra oğlu Joe ve iş arkadaşı Chris dâhil etrafındaki herkesin tuhaf davrandığını fark ediyor. Aynı eskisi gibi görünüyorlar ama tam olarak kendileri değiller sanki. Daha mesafeli, daha uzak, daha ruhsuzlar –tıpkı birçok kez yeniden çevrimi yapılan Invasion of the Body Snatchers’da uzaylı istilacılar tarafından ele geçirilen insanlar gibi. Türkiye’de Merihten Saldıranlar (Invasion of the Body Snatchers, 1956) adıyla gösterilen 1956 tarihli orijinal Invasion of the Body Snatchers’da nereden geldiği bilinmeyen dev tohum zarflarının zuhur etmesiyle birlikte insanlar birer birer duygularını ve insanlıklarını yitirip ruhsuz klonlara dönüşmeye başlar. Küçük Joe, bu tür apokaliptik “uzaylı istilası” anlatılarını tiye alırken günümüz kapitalist toplumunu oluşturan bireylerin gitgide kendi mutluluğundan başka hiçbir şeyi umursamayan, beyni yıkanmış robotlara dönüştüğü eleştirisini de saklı tutuyor.

MUTLULUK ARZUSU
Yunan mitolojisinde Odysseus’un yolunun düştüğü Lotus-Yiyenler adasında yetişen lotus meyvesinin tadına bir kez bakan kişi, her şeyi unutup lotus meyvesi yemekten başka bir şey düşünemez olur. Keza Küçük Joe’nun da lotus meyvesine benzer bir etkisi var. Birisi Küçük Joe’nun polenini solumayagörsün, gözü ondan başka hiçbir şeyi, hiç kimseyi görmez oluyor. Mutluluk veren bu kırmızı çiçeğe bağımlı hâle geliveriyor birden. Bu bakımdan birçok eleştirmenin Küçük Joe’yu antidepresanları temsil eden bir metafor olarak yorumlamasında şaşacak bir şey yok. Mutlu olmak için kimyasal maddelere başvuranların sayısının gittikçe arttığı, antidepresan kullanımının tavan yaptığı günümüz toplumunda insanların, kimyasalların verdiği sahte mutluluğun bedelini, gerçek duygularını yitirerek ödediğini ima ediyor film. Alice, Küçük Joe’nun insanlık için nasıl bir tehlike arz ettiğini amiri Karl’a izah ederken, “çok mutlu hissediyorlar ama bizim istediğimiz mutluluk bu değil” diyor ve ekliyor: “Gerçek duygularını kaybetmişler, buna rağmen mutlu olduklarını sanıyorlar”. Alice’in bu sözleri şu soruları getiriyor akla: Gerçek mutlulukla kimyasalların yol açtığı sahte mutluluk arasında tam olarak ne gibi bir fark var? Mutluluğun gerçeğini sahtesinden ayırt etmek mümkün mü sahiden? Hem mutluluk yaşamın nihai amacıysa eğer, gerçekmiş sahteymiş ne fark eder? Son tahlilde Karl’ın dediği gibi, “kim duyguların içtenliğini kanıtlayabilir?” Gene de Alice, içinde bulunduğu hâli, Küçük Joe’nun vaat ettiği mutluluğa yeğliyor.

Filmin sonuna doğru dünyanın dört bir yanından gelen Küçük Joe siparişleriyle mest olmuş Karl, “Küçük Joe sayesinde dünya daha mutlu bir yer olacak” diyor. ‘Cesur Yeni Dünya’nın ufukta olduğunu ilan ediyor böylece. Zira Küçük Joe’nun muadili sayılabilecek ‘soma’ adlı bir uyuşturucunun yaygın olarak kullandığı Aldous Huxley’nin meşhur anti-ütopyası ‘Cesur Yeni Dünya’da da herkes hep çok mutludur. ‘1984’ün aksine ‘Cesur Yeni Dünya’, insanların iktidara biat etmesini sağlamakta mutluluğun, baskı ve şiddetten çok daha etkili bir yöntem olduğunu gösterir. İktidara koşulsuz biat eden mutlu yığınlarla dolu bir toplumdan daha korkunç bir anti-ütopya olabilir mi? Nihayetinde Alice de dâhil herkesin “mutlu” olduğu ironik bir “mutlu son”la noktalanan Küçük Joe, bireysel mutluluk takıntısını ve biat kültürünü hicvederken oyunbazlığı sonuna dek elden bırakmıyor.

NOT
1 Filmin 1986 tarihli yeniden çevriminde bitki Audrey II adını alır ve daha çok bu adla tanınır.

 

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.