Şu An Okunan
Vortex: Tek Parça Kalmanın Zorluğu

Vortex: Tek Parça Kalmanın Zorluğu

Vortex

41. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan Vortex şimdi de vizyonda izleyiciyle buluşuyor. Gaspar Noé’nin alışılageldik sinema anlayışından görece uzaklaştığı Vortex, yine de yönetmenin bugüne kadar çektiği en karanlık ve izlemesi zor filmlerinden biri.

Yirmi yılı aşkın süredir her filmiyle adından söz ettirmeyi başaran Arjantinli sansasyonel yönetmen Gaspar Noé, Altyazı’nın ‘Yeni Fransız Aşırılığı’ başlıklı Mayıs sayısının müsebbibi Vortex’le (2021) yeniden karşımızda. Başrollere Françoise Lebrun ve Dario Argento gibi iki sinema ikonunu taşıyan Vortex’te yaşlı bir çiftin evine konuk olup, birinin demans hastalığıyla birlikte içine sürüklendikleri girdaba şahitlik ediyoruz. Paris’te bir apartman dairesinde, birlikte geçirdikleri yıllardan kalanlar arasında hayatlarının son demlerini yaşayan çifte odaklanan film, birçok izleyicinin kendi yaşamından parçalar bulabileceği bir aile dramı. Vortex bu bakımdan yönetmenin kariyeri içinde farklı bir noktada yer alıyormuş gibi görünse de filmde Noé’nin kendine has dokunuşlarına ve seyircisini zorlayan sinema anlayışından izlere rastlamak mümkün. 

Vortex

“Zihinleri, yüreklerinden önce çürüyecek herkese” adadığı filminde Noé, kendi annesi ile anneannesinin de mustarip olduğu demans hastalığı etrafına konumlandırdığı zorlayıcı hikâyeyi seyircisine de tecrübe ettiriyor. Lebrun’ın canlandırdığı isimsiz kahramanımızla, günlük işlerin ufak detaylarıyla başlayıp evinin yolunu ya da kırk yılı aşkın süredir hayatını paylaştığı kocasını unutacak raddeye varan bir demans hastalığının pençesindeyken tanışıyoruz. Yeri gelmişken, Vortex’in film içinde birer isme sahip olmayan kahramanlarının, jenerikte de hikâyeye sonradan dâhil olan oğulları Stéphane’ın onlara seslendiği şekilde; ‘anne’ (maman) ve ‘baba’ (papa) olarak yer aldıklarını belirtelim. Bu tercih akıllara, Françoise Lebrun’ın ismini duyurmasına vesile olan, kariyerindeki ilk büyük rolü oynadığı Jean Eustache imzalı La Maman et la Putain’ı (1973) getiriyor ister istemez. Zaten Noé de, Vortex hakkında verdiği söyleşilerde filmi tasarlama sürecinde sık sık Eustache’ın filminin kafasında döndüğünden bahsediyor. Filmin neredeyse tamamının içinde geçtiği apartman dairesi gibi film de her köşesinden fışkıran referanslarla dolu aslında. Artık bir yandan eşinin bakıcılığını da üstlenmek durumunda kalan baba rolünde ise usta yönetmen Dario Argento’yu görüyoruz. Saygın bir sinema eleştirmeni olan baba, rüyalar ile filmler arasındaki bağlantıya yoğunlaştığı yeni kitabı üzerine çalışıyor. Bizi bu konuya hazırlarcasına karşımıza çıkan bir diğer referans noktasında da Argento’nun Edgar Allan Poe’yu alıntıladığı küçük bir sahne açıyor filmi: “Hayat rüya içinde bir rüyadan ibaret…”

Bir Kutu İçinde İki Kutu

Çiftin birlikte kadeh tokuşturdukları bu huzurlu balkon keyfinden sonra ekran, ikisinin de kadrajda yer aldığı bir yatak planında ortadan ikiye ayrılıyor. Noé’nin bir önceki filmi Lux Æterna’da (2019) uyguladığı bu bölünmüş ekran tekniği Vortex özelinde, hayatlarının büyük çoğunluğunu birlikte geçirmiş çiftin artık eskisi gibi olamayacak ilişkilerini resmetme konusunda son derece işlevsel bir hamleye dönüşüyor. Film boyunca bize eşlik eden bu hamle yalnızca bu durumu betimlemekle kalmayıp izleme deneyimini de değiştiriyor. Film boyunca çoğunlukla bir karede Lebrun’ı, diğerinde Argento’yu (ya da onların bakış açılarını) takip ediyoruz. Bu aktif aksiyon yakalama yöntemi Noé’ye tasarladığı dünyayı resmetme konusunda birden fazla konuda fırsat tanıyor esasında. Özellikle filmin basık atmosferinde en büyük rolü üstlenen mekân tasarımı düşünüldüğünde, her yanından yaşanmışlık fırlayan tıklım tıkış dar dairenin içinde bu yöntemle dolaşmak, hareket alanını ve derinlik skalasını kökünden etkiliyor. Kutuların içinde yer alan kahramanlarımıza dönecek olursak, (her anlamda) yolunu bulmakta zorlanan annenin ve kendisi de ona yardım edebilecek kadar sağlıklı olmayan babanın adım adım çaresizliğe batmasını, kabullenmesi zor sona doğru çekilmesini izliyoruz. Bu iç içe girmiş girdap, seyircinin önüne de içinden (belki uyanarak) çıkmak isteyeceği bir kâbus deneyimi koyuyor. Her ne kadar ilk bakışta içeriği ve biçimi itibariyle tipik Noé filmleriyle kıyaslandığında aksini düşündürtse de yönetmenin belki de bugüne kadar çektiği en karanlık ve izlemesi zor filmlerinden birine dönüşüyor Vortex.

Vortex

Vortex’in en önemli özelliğinin, filmin her bakımdan saf bir çiğlik hissi barındırması olduğunu söylemek gerek. Böyle bir konuyu filme alırken her şeyin teatrallikten olabildiğince uzak ve gerçek hayatta rastlanabilecek kadar gerçekçi olmasını isteyen Noé, hiçbir diyalog yazmadan filmin tamamını oyuncularının doğaçlamalarına emanet ediyor örneğin. Filmin tüm tasarımı, ânın gerçekliğini olabildiğince işlenmemiş hâliyle yansıtmak üzerine kurulu. Görsel tercihlerin tümü de buna hizmet ediyor kuşkusuz. Filmin ilk görüşte dikkat çeken özelliği olan ikiye bölünmüş ekran tekniği de temelinde bu amaca hizmet ediyor. Herhangi bir kurgu oyunu ya da sahnelerin kesme noktaları üzerinden bir anlam yaratmak yerine yan yana, eşzamanlı akan, birbirine paralel iki kare hâlinde takip ediyoruz (neredeyse) tüm filmi. Bu paralel kadrajlar film süresince yer yer birbiriyle kesişiyor, karşı açı oluşturuyor ya da iç içe geçiyorlar. Bu biçimsel tercih kurmaca bir hikâye içinde anlatı yaratmaktansa, akan zamanı mümkün olduğunca hiçbir şeyi gözün menzilinin dışında bırakmadan belgelemeye yakın tutuyor filmi. Filmin paralel kutularının birbiri üzerine bindiği anlardan birinde ise Vortex’in yıkıcılığını ve karanlığını en iyi yansıtan sahnelerden birine şahit oluyoruz: Stéphane’ın anne ve babasına bir bakımevine taşınmayı önerdiği sahnede iki kutu neredeyse birleşiyor. Soldaki karenin içini çoğunlukla Stéphane, sağdakini ise çoğunlukla evini terk etmek istemeyen baba doldururken iki kareye de dâhil olan arada kalmış Lebrun’ın resmedilişi, tamamı doğaçlama akan tartışmanın ortasında annenin içinde bulunduğu durumu tüm çiğliğiyle resmediyor.

Vortex

Yakın dönemde buradakine benzer bir şekilde demans hastalığını özgün yollarla resmetmeye kalkışan örneklerden Baba’da (The Father, 2020) Florian Zeller’in tercih ettiğinin aksine, Noé hastalığın iç dünyasına girmiyor. Hastalığın çevresinde hissedilen tahribata ve sahip olduğumuz en değerli şeyi kaybederken kopan bağlara odaklanıyor Vortex. Görece uzun süresi boyunca izleyenin içini daraltarak ilerleyen filmin bu odak noktalarına yeterince sıkı tutunabildiğini söylemekse pek kolay değil. Yaratım sürecindeki doğaçlamalar filme doğallık katsa da bir bütün olarak bakıldığında filmin cümlesinin net bir şekilde seçilebilmesine ve karakterlerinin derinleşebilmesine engel oluyor. Neden-sonuç bağlantıları ve karakterlerin verdiği tepkilerin ardındaki boşluklar filmi de içindeki her şey gibi dağınık hâle getiriyor. Parçalanma, çürüme, dağılma üzerine bir filmi daha planlı, sıkı bir kurgu içerisinde izlemeyi beklemek ne kadar doğru olur, orası tartışılır ancak Vortex’in bir bütün olmakta zorlandığı aşikâr.


Vortex, Başka Sinema salonlarında gösterimde.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.