Şu An Okunan
Yaman Tilki: Anderson’dan Masallar

Yaman Tilki: Anderson’dan Masallar

Wes Anderson altıncı uzun metrajı Yaman Tilki’de animasyona yatay geçiş yaparken, elbette hüzünlü-komik karakterlerinden, kinayeli diyaloglarından ve kara mizahından ödün vermiyor.

Sonay Aykan


Bu yazı, Altyazı’nın Mart 2010 tarihli 95. sayısında yayımlanmıştır.


200 milyon dolarlık bütçelerle dünyanın yaklaşan sonunu kutladığımız şu günlerde telaşa kapılıp başka dünyalar arayanlar için paralel bir evrene, Wes Anderson’ın evrenine atlamak faydalı olabilir. Bu sayede, patlatmakla bitiremediğimiz “kombo box” felaketler zincirinin altında kalan “çizgili şeker yengeçler”i, “jaguar köpekbalığı”nı, voltaire-6 parfümünü veya Peter Sarstedt’in sesiyle ‘Where Do You Go to My Lovely’ parçasını tanıma fırsatı da bulabiliriz. Yaman Tilki’yle (Fantastic Mr. Fox, 2009) Wes Anderson bu evrene bir kapı daha açıyor. Bu defa ‘Charlie’nin Çikolata Fabrikası’ ile tanıdığımız Roald Dahl’ın kaleminden uyarlama bir stop motion animasyonla seyirciyi beyazperdenin önünde 87 dakika harcamaya ikna ediyor.

Yaman Tilki için güncel bir fabl demek yanlış olmaz. Hikâye, artık aşina olduğumuz bir “hayvanlar insanlara karşı” teması çevresinde örülüyor. Başrolleri Mr. ve Mrs. Fox, Ash ve Kris’ten oluşan bir tilki ailesi alırken, kunduz, fare, porsuk gibi yeraltı ahalisi türlü hayvan da hikâyeye katılıyor. Karşı takımdaysa herhangi bir belgeselde başarı timsali olarak sergilenebilecek hırslı, azimli ve bir o kadar acımasız çiftçiler bulunuyor. Hikâye bu haliyle sıradan bir iyi-kötü savaşı olarak kalabilirdi; ancak Anderson’ın evreninde böyle bir sıradanlık pek olası değil.

Her şeyden önce filmin esas oğlanları tilkiler bilerek, isteyerek ve hatta planlı bir şekilde komşu çiftliklerden tavuk araklayıp, çaldıkları tavukları da öldürüp afiyetle yerken bir iyi-kötü ayrımından bahsetmek acelecilik olur. Ama zaten ne yönetmenin, ne de karakterlerin böyle bir “iyilik” iddiası yok filmde. Mr. Fox bu durumun tilki olmanın doğasından ibaret olduğunu söylerken fablı da gerçeğe alışmadığımız kadar yaklaştırmış oluyor. Anderson, masalla gerçek arasında iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin gibi ikilemlerle çizilen bildik çizgileri silikleştirmek için sık sık yabancılaştırmalara başvuruyor. Avukatlık büroları, suburban evleri ve günlük gazeteleriyle kendi modern dünyalarını yaratmış olmalarına rağmen hayvanlardan efendi gibi çatal bıçakla yemelerini ya da çalmadan gazetecilik yaparak geçinmelerini beklemek bu fablda mümkün görünmüyor.

Filmi sıradışı yapan bir başka öğe ise Anderson’ın karakterleri. Yaman Tilki’yle Anderson, artık aşina olduğumuz her daim kafası karışık karakterlerini küçültüp stop motion kuklalarına dönüştürüyor. Ancak boyutlarının küçüklüğü karakterlerin kafasında dolaşan tilkilerin sayısını azaltmamış. Yönetmenin diğer filmlerindeki gibi, Yaman Tilki’nin kahramanları da her daim bulanık, bir yanı hep hüzünlü ama az buçuk bilmiş ve çokluk nüktedan kişiler. Geçmişle hesaplaşmalar, kafalara üşüşen düşünce bulutları ve herkese bir dirhem dağıtılmış naiflik bu filmin de tuzu biberi. Suda Yaşam’da (The Life Aquatic with Steve Zissou, 2004) Bill Murray’nin yüzünde görmeye alıştığımız kabulleniş ifadesini bu filmde de Mr. Fox’un, Ash’in ya da çiftçi Bean’in yüzünde sık sık görmek mümkün.

Aslında bu kabulleniş Anderson evreninin temel kanunlarından biri. En büyük kriz anları dahî yönetmenin filtresinden geçerek sıradan hadiseler haline dönüşebiliyor. Anderson, sıkça yaptığı gibi Yaman Tilki’nin da ölümü hayatın ritmini bozan bir şey olarak değil, ritmin bir parçası olarak filme dahil etmiş. Bu nedenle de serseri lağım faresinin cesedi kanalizasyona bırakılırken ya da tavuklar öldürülüp çıtır çıtır yenirken çok fazla kedere boğulmuyoruz. Bu haliyle film, alıştığımız Anderson dinginliğini devam ettirirken seyirciye de düşünme fırsatı veriyor. Ama bu durum akla “güldürürken düşündürüp, düşündürürken güldürmek” klişesini getirmesin; çünkü filmin seyirciyi “Disneyvari” bir mesaj curcunasına boğmak gibi bir derdi yok. Bilakis, öncüllerinin aksine, Yaman Tilki kendine güvenen karakterlerin sarf ettiği tumturaklı sözlerden imtina ediyor ve yabancılaştırma öğeleriyle özellikle onlara en çok inandığımız anlarda bizleri kahramanların hatalarıyla başbaşa bırakıyor.

Olağan-Altı Kahramanlar

Mütevazı olay örgüsüne karşın Yaman Tilki’nin dünyası, yeraltı ahalisinin film boyunca kazdığı tüneller kadar karışık yollar ve çıkmaz sokaklar içeriyor. Her ne kadar filmin bir başı ve sonu olsa da, ortaya atılan her sorunun bir cevabı olduğu söylenemez. Ash’in film boyunca bizlere hatırlatılan farklılığı da cevapsız kalan bir soru olarak film boyunca gizemini koruyor. Filmin web sitesine göre Ash babası gibi atlet olmak isteyen sakar ve talihsiz bir oğlan çocuğu. Ancak Dahl’ın hikâyelerinde çokluk cinselliğe de dokundurmalar yaptığı düşünülürse, işler biraz daha karmaşık hale gelebilir. Anderson hiçbir zaman Ash’in farklılığının ne olduğunu aşikâr etmese de senaryoya sıkıştırdığı küçük diyaloglarla ve filmin sonlarına doğru Ash’in dış görünüşünde yaptığı belli belirsiz değişikliklerle kafalara bir “acaba” sorusunu yerleştiriyor. Ama belki de yegâne farklılık filmin sonlarında süpermarket sahnesinde herkes elma suyu içerken Ash’in üzüm suyu içmesinden ibarettir; bilemiyoruz.

Anderson’ın gaddarlığında, Ash’in verili kodlarla olan mücadelesi günlük hayatla mütemadi bir cebelleşmeye dönüşmüş durumda. Yönetmen bu cebelleşmeyi stereotipleri parçalamak için ustaca kullanmış. Bir yanda Ash’in tuhaf pelerini altında yaratmaya çalıştığı cabbar ve maskülen çizgiroman kahramanı sakarlıklarıyla duvara toslarken, öte yanda Kuzen Kris tüm atletik mükemmelliğine karşın “efendi” ve sakin kişiliğiyle kahramanlıktan fersah fersah uzaklaşıyor. Kuyruğunu çiftçilere kaptırmış esas oğlan Mr. Fox’un yaptığı hatalarsa bir çizgiroman kahramanından beklediklerimizin çok çok uzağında. Ancak Anderson evreninde “mükemmellik” kavramı yer almadığı için ne gizemli farklılıklar, ne hatalar, ne de anlık kahramanlıklar olağanüstü bir durum yaratmıyor. Yeraltı tünellerinin şekli şemali değişiyor belki ama hayat aynı hayat. Ya da Manchevski’ye referansla, “zaman asla ölmez ve çember yuvarlak değildir.”

Yaman Tilki hakkında yönetmenin objektifine değinmeden yazmak doğru olmaz. Film, karakterlerin karmaşıklığı kadar görüntüleriyle de Wes Anderson imzasını taşıyor. Yönetmenin önceki filmlerinden aşina olduğumuz doksan derece dikey ve yatay kamera kullanımları bu filmde de mevcut. Birçok sahne birbirine bağlı yatay kesitlerden oluşan farklı mekânların bütünü şeklinde sunuluyor. Filmin web sitesi dahi bu tasarıma uygun olarak hazırlanmış. Yeraltı tünelleriyle yer üstündeki çiftçilerin dünyaları, kanalizasyon içinde farklı katlardaki hayatlar ve tavşan kaç tazı tut sahnelerindeki tüneller hep bu bütünsellik içinde eşzamanlı olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, Küs Kardeşler Limited Şirketi (The Darjeeling Limited, 2007) ve Hotel Chevalier’de (2007) doksan derece dikey açıyla gördüğümüz bavul sahnelerinin benzerlerine, Yaman Tilki’de da bol bol rastlamak mümkün. Bu sayede yönetmen bir yandan sıradışı açılarla seyirciyi uyanık tutarken, bir yandan da bizlere, bütüne panoramik olarak bakma şansı veriyor.

20th Century Fox’un ilk stop motion animasyonu olan Yaman Tilki, senaryosuyla, karakterlerinin derinliğiyle, görsel sunumun özgünlüğüyle, son zamanların animasyon tekeli Pixar’ın tarzına alternatif bir kapı açıyor. Disney-Pixar işbirliğinin büyüklüğü böyle bir alternatifin ömrü konusunda akla soru işaretleri getirse de, Wes Anderson şimdiden yeni bir animasyon projesine sıcak baktığını beyan etmiş bile…


Yaman Tilki, BluTV’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.