Şu An Okunan
Berlinale 2021 İzlenimleri

Berlinale 2021 İzlenimleri

Pandemi nedeniyle bu yıl programını iki ayrı döneme yayan Berlinale’nin 1-5 Mart tarihleri arasında düzenlenen çevrimiçi gösterimleri, sinema endüstrisi profesyonellerine ve basın mensuplarına farklı ve yoğun bir festival deneyimi sundu. Jürinin Altın Ayı’ya layık bulduğu Radu Jude imzalı Babardeală cu Bucluc Sau Porno Balamuc’un yanı sıra Céline Sciamma, Alonso Ruizpalacios ve Ryusuke Hamaguchi’nin son filmleri de ana yarışmanın dikkat çeken yapımları arasındaydı.

Hasan Nadir Derin

Geçtiğimiz yıl, Koronavirüs endişesinin yavaş yavaş hissedildiği günlerde tıklım tıklım dolu salonlarda düzenlenen Berlinale, bu yıl çevrimiçi düzenlenen festivaller kervanına katıldı. Ancak 1-5 Mart arasında düzenlenen bu çevrimiçi bölüm sadece film endüstrisi ve basın mensuplarına açıktı. Bundan önceki yıllarda Avrupa’nın en çok seyirci çeken festivallerinden biri, belki de birincisi olduğunu vurgulayan Berlinale, her şey umulduğu gibi giderse, Haziran ayında programındaki filmleri biletli seyirciye de fiziksel ortamlarda sunmayı hedefliyor.

Geçtiğimiz yıl içinde çok sayıda festival çevrimiçine döndü ama uygulamada ufak farklılıklar vardı. Bazı festivaller film sayısını azaltsa da Berlinale, bölüm ve film sayısından fedakârlık etmeden gün sayısını düşürdü. Böyle olunca da önümüze beş gün içinde izlenecek yüzün üzerinde film getirdi. Ödüller açıklandıktan sonraki iki gün, ödül alan filmleri tekrar gösterime açtıklarını da hatırlatalım. Festival, çevrimiçi programına sadece klasik filmlerin gösterildiği bölümleri dâhil etmedi. İşin ilginci, muhtemelen yapımcıların izin vermemesinden ötürü, tüm programdan beş film, çevrimiçi gösterime hiç açılmadı. Bazı filmler için de belli ülkelere sınırlamalar konuldu. Dolayısıyla ödül alsalar da o filmleri izleyememiş olacaktık. Filmleri evimizin salonunda izlemenin, istediğimiz filmleri istediğimiz saatte izlemek, yorgun düştüğümüzde durdurup sonra devam etmek gibi avantajları olsa da fiziksel festivalin tadı bir başkaydı. Bu şekilde olunca, popüler filmlere yer bulamadığımızda hiç aklımızda olmayan bir filmi izleyip salondan hayranlıkla çıkma şansımız da kalmamış oldu.

Berlinale 2021

Radu Jude’nin Altın Ayı’ya layık bulunan Babardeală cu Bucluc Sau Porno Balamuc’u tam bir pandemi dönemi filmiydi.

Gelelim filmlere: Berlinale, ana yarışma jürisini yakın dönemde Altın Ayı alan filmlerin yönetmenlerinden oluşturarak, tümüyle yönetmenlerden oluşan bir jüri oluşturdu. Her zaman olduğu gibi kararların itiraz edilebilecek noktaları da vardı ama kişisel olarak çoğunlukla isabetli bulduğum kararlara imza attılar. Radu Jude’nin Altın Ayı’ya layık bulunan Babardeală cu Bucluc Sau Porno Balamuc’u (Bad Luck Banging or Loony Porn) tam bir pandemi dönemi filmiydi. Üç bölüme ayırdığı filmde Jude, kocasıyla seks yaparken çektikleri görüntülerin internete düşmesiyle işinden olma tehlikesi yaşayan bir ilkokul öğretmenini anlatsa da ilk bölümde pandemi günlerinin Romanya sokaklarını gözler önüne seriyordu âdeta. İkinci bölümü apayrı bir orta metraj olarak bile nitelemek mümkünken son bölümde de öğretmeni velilerle karşı karşıya getiriyor, ikiyüzlülüğümüzü yüzümüze çarpıyordu. Sağlam bir mizah duygusu olan bu film, içerdiği 18+ sahneleriyle ülkemizde sinemalar açıldığında gösterime girebilir mi bilinmez ama girememesi de tam olarak filmin anlattığı ikiyüzlülüğün bir göstergesi olacaktır.

Jürinin ikincilik ödülü sayılabilecek Gümüş Ayı’yı verdiği Guzen to Sozo (Wheel of Fortune and Fantasy) ise festivalin en güzel sürprizlerinden biriydi. Ryusuke Hamaguchi, birbiriyle doğrudan ilgili olmayan üç farklı orta metraj filmin toplamından oluşan filminde tesadüfler ve hatıralardan yola çıkarak çok etkili üç hikâye anlatıyor, seyirciyi ilk beklentisinden farklı yönlere taşıyordu. Özellikle ilk bölüm, son filmiyle yine ana yarışmada yer alan Hong Sangsoo’nun filmlerini anımsatsa da daha yetkin bir sinema anlayışının ürünüydü. Dénes Nagy’ye En İyi Yönetmen ödülü kazandıran Természetes Fény (Natural Light), gerçekten yönetmenlik açısından dikkat çekici sahneler içerse de daha önce izlediğimiz savaş filmlerinden fazlasını sunamıyordu.

Berlinale 2021

Berlinale’de En İyi Başrol Oyuncusu ödülü Maria Schrader’in Ich bin dein Mensch filmiyle Maren Eggert’in oldu.

Bu yıl Berlinale’de oyuncu ödülleri ile kez cinsiyetsiz olarak belirlendi. Daha önce En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın oyuncu olarak verilen ödüller, bu yıl En İyi Başrol Oyuncusu ve En İyi Yardımcı Oyuncu olarak belirlendi. En İyi Başrol Oyuncusu ödülü Maria Schrader’in Ich bin dein Mensch (I’m Your Man) filmiyle Maren Eggert’in oldu. Eggert’in oyunculuğunun iyi olduğunu kabul etmekle birlikte, yalnız bir bilim kadını ile bir robotun birbirine âşık olup olamayacağı üzerinden ilerleyen film zaman zaman bir sitcom düzeyini aşamıyordu ne yazık ki. Ana yarışmada yer bulmasına en çok şaşırdığım film olduğunu söyleyebilirim. En İyi Yardımcı Oyuncu ödülü ise Bence Fliegauf’un Rengeteg: Mindenhol Látlak (Forest: I See You Everywhere) filmiyle Lilla Kizlinger’e gitti, ki jüri açısından cesur kararlardan biriydi bu. Tümüyle oyuncu performanslarına dayalı olan filmlerden biri olan Rengeteg, bu yıl festivalde sıkça gördüğümüz üzere, bölümlere ayrılan filmlerden biriydi. Tüm oyuncuların benzer performanslar sergilediği filmde birini öne çıkarma kararı epey zor olmuştur. Her bölümü aynı etkide olmasa da, “Macaristan’dan insan manzaraları” olarak tanımlayabileceğimiz filmin izlemeye değer bir yapım olduğunu söyleyebiliriz.

Alonso Ruizpalacios’un Una Película de Policías (A Cop Movie) filmi, kurgusuyla En İyi Sanatsal Katkı ödülü kazandı. Kurmaca ile gerçeğin sınırlarında gezinirken bir yandan film çekme sürecine kadar açılan yapısıyla ana yarışmanın da en iyi filmlerinden biriydi. Daha büyük bir ödül alması da şaşırtmazdı. Ve evet, bu da festivalin bölümlere ayrılan bir başka filmiydi. Bitmek tükenmek bilemeyen bir enerjiyle film çeken Hong Sangsoo’un yeni filmi Inteurodeoksyeon (Introduction) En İyi Senaryo ödülünü kazanırken alışıldık tarzını aynen devam ettiren bir yapımla karşımıza çıkıyordu.

Berlinale 2021

Petite Maman Céline Sciamma açısından bir soluklanma, dinlenme filmi olarak kabul edilebilir.

En merakla beklenen yapımlardan Céline Sciamma imzalı Petite Maman’ın festivalden ödülsüz dönmesi, jüri kararlarının en tartışmalı olanıydı muhtemelen. Her ne kadar aynı ailenin üç kuşaktan kadınları arasındaki ilişkiyi fantastik dokunuşlarla ama bir yandan da çok doğal bir yaklaşımla verirken seyirciyi duygulandırmayı başaran bir film olsa da, Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi (Portrait de la Jeune Fille en Feu, 2019) kadar yüksekte duran bir film değildi benim için de. Küçük ve hoş bir film demek mümkün. Sciamma açısından bir soluklanma, dinlenme filmi olarak kabul edilebilir. Yine de başroldeki iki çocuk oyuncuya bir ödül verilebilirdi.

Carlo Chatrian’ın festivalin artistik direktörü olmasıyla birlikte Berlinale’ye dâhil olan Encounters bölümü geçen yıl toplamda ana yarışmadan daha iyi filmlere ev sahipliği yapmıştı. Bu yıl da tüm festivalin en iyi filmi Encounters’dan çıktı bana göre. Ramon ve Silvan Zürcher kardeşlerin Das Mädchen und die Spinne’si (The Girl and the Spider) beraber yaşayan iki arkadaştan birinin evden taşınma süreci olarak özetlenebilecek, görünüşte basit konusunu müthiş bir yönetmenlik becerisiyle taçlandırıyor, hemen her sahnede, daha iyi çekilemezdi dedirtiyordu. Sekiz yıl önceki ilk filmleri Tuhaf Kedicik (Das Merkwürdige Kätzchen, 2013) gibi ayrıntılara çok dikkat eden, kadraj içi kadar kadraj dışını ve sesi de ustalıkla kullanan bir yönetmenlik sergiliyorlardı. Encounters jürisinden En İyi Film ödülünü alamasalar da çok hak edilmiş bir En İyi Yönetmen ödülü kazandılar.

Berlinale 2021
Bu yıl Berlinale’nin ana yarışma jürisi daha önce filmleriyle Altın Ayı kazanmış yönetmenler Adina Pintilie, Ildikó Enyedi, Jasmila Zbanic, Gianfranco Rosi, Mohammad Rasoulof ve Nadav Lapid’den oluşuyordu.

Zürcher Kardeşler’le En İyi Yönetmen ödülünü paylaşan Denis Côté ise, pandemiden bahsetmeden pandemi döneminde bir film nasıl çekilebilir denemesi yapıyordu âdeta. Hygiène Sociale’de (Social Hygiene) oyuncuların birbirinden sosyal mesafeyi sağlayacak kadar uzak durmaları bir yana, kamera da onlara aynı uzaklıkta duruyordu. Filmin zamanı ve mekânı muğlak kılan, tiyatro uyarlaması olmayan bir tiyatro uyarlaması olduğu söylenebilir.

Âdeta bir modern dans koreografisi gibi planlamış, bir erkek ve dört kadının aynı evde yaşadıkları günlük ritüelleri, insan vücudunu merkeze alarak sunan Vị (Taste) de bu bölümün en iyi filmlerinden biriydi. Encounters jürisinin En İyi Film seçtiği Nous (We) ise kişisel olarak çok bağ kuramasam da yönetmen Alice Diop’un Fransa’nın farklı kesimlerine serbest bir bakış atarken kendisini de filmin içine dâhil ettiği, ilgi çekici bir yapımdı.

Festivalin diğer bölümlerinde, Ferit Karahan’ın yatılı bir okulda hastalanan bir çocuk üzerinden sırlar ve güvensizliklerle sürekli suçun başkasının üzerine atıldığı mikro bir dünya sunan Okul Tıraşı, stilize ama fazlasıyla şiddet içen Hong Kong polisiyesi Limbo ve depresif bir büyüme hikâyesi olan Han Nan Xia Ri (Summer Blur) filmlerinin öne çıktığını söyleyebiliriz. Kısa film kategorisinde Altın Ayı alan Nanu Tudor’un (My Uncle Tudor) da yönetmenin çocukluk travmasıyla yüzleşirken, güçlü sinemasal anlar yarattığı, sakin ama o sakinliğin için neredeyse kan donduran itiraflar yakaladığı çok güçlü bir kısa film olduğunu belirtelim.


71. Berlin Film Festivali’nde dağıtılan ödüllerin tam listesine ulaşmak için tıklayın.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.