Şu An Okunan
Umut Tazeleyen Filmler: Kırmızı Balon

Umut Tazeleyen Filmler: Kırmızı Balon

Öyle alelade, dünyevi bir balon gibi değil bu. Kıpkırmızı, pasparlak, kocaman, gerçek olamayacak kadar güzel bir balon. Paris’in sokakları, binaları, arabalar, insanların kıyafetleri, her yer ve her şey, öyle karanlık ve soluk renklerle kaplı ki, o fonun önünde daha da kızarıyor, parlıyor, başka bir dünyadan geldiği hissi iyice artıyor…

Ayça Çiftçi

Bu yazı Altyazı’nın 179. sayısında yayımlanmıştır.

Hafif eprimiş, içliğe benzer eşofman takımının altına giydiği kösele ayakkabıları, elinde tuttuğu ciddi mi ciddi okul çantası, küçücük boyuyla Pascal o kadar tatlı ki… Çocukluğa dair bir sürü duyguyu geri çağıran, biraz da iç burkan bir tatlılık. Okula giderken yolda bir balon buluyor ama öyle alelade, dünyevi bir balon gibi değil bu; kıpkırmızı, pasparlak, kocaman, gerçek olamayacak kadar güzel bir balon. Paris’in sokakları, binaları, arabalar, insanların kıyafetleri, her yer ve her şey, öyle karanlık ve soluk renklerle kaplı ki, o fonun önünde daha da kızarıyor, parlıyor, başka bir dünyadan geldiği hissi iyice artıyor. Sonradan zaten anlıyoruz ki bu balonun canı var. Pascal nereye giderse onun arkasından uçup peşinden gidiyor. Bu özgür balon ip zoruyla değil, kendi iradesiyle Pascal’in yanında geziyor.

Sonrası bir tür imkânsız aşk hikâyesi. Herkese ve her şeye rağmen birbirlerinden vazgeçmeyen Pascal ile kırmızı balonun, önlerine çıkan engelleri bir bir aşmalarının hikâyesi. Okulda, evde, kilisede, hiçbir yerde kabul görmüyor kırmızı balon. Dışarıdan bakınca hepsi de birbirinden kasvetli görünen bu mekânların hiçbirinin içini görmüyoruz. Pascal ve kırmızı balonla birlikte dışarıda, sokaklarda dolanıyoruz film boyunca. O kasvetli binalardan dışlandıkça özgürleşiyoruz. Ama tek engel yetişkinler değil; Pascal’den büyük bir grup çocuk balonun peşine düşüyor. Ele geçiremeyince sapanlarla taş atıp yaralıyorlar balonu; yavaş yavaş sönüşünü/ölüşünü izlediğimiz balon artık uçamaz hâle geldiğinde çocuklardan biri onu ayağıyla ezip son noktayı koyuyor. Bu acıklı sahne filmin finali değil ama; kırmızı balonun ölümünün ardından kentin her yerinden renk renk balonlar iplerinden kurtulup özgürce uçmaya başlıyorlar. Pascal’in yanına gelip onun etrafını sarıyor, onu kucaklıyorlar, sonra tek vücut olup Pascal’i de yanlarına katıp uçmaya başlıyorlar. Pascal Paris semalarında rengârenk bir balon bulutuna tutunmuş uçarken bitiyor film.

Bir ‘çocuk filmi’ mi bu? Basit öykü yapısıyla bilindik çocuk masallarının bir örneği belki ama tarifi zor bir derinliği var. Bir kere, çocukluğun yitirilmiş bir cennet olmadığını hissettiren, hatırlatan bir ağırlığı var. Çocukluk çok ama çok zor. Sonra, o fantastik kırmızı balonun sokaklarında gezindiği Paris’in, neo-realist bir gözle resmedilmiş bir savaş sonrası Paris’i olmasının verdiği bir tuhaf his de var. Bir ‘çocuk filmi’ne fazla gelecek gerçekçiliği ve karanlığı yüzünden/sayesinde mi acaba, filmin mutlu sonuna burun kıvıramıyor insan.

Böylesi masalların böyle mutlu sonlarında, iyimser bir kadercilik gizli. Cennet anlatılarındakine benzer bir vaat. Anlatılan o hikâyenin mutlu sonla bitmesinin ötesinde o tür hikâyelerin hep mutlu sonla biteceğinin, o insanların mutlu olmasının ötesinde o tür insanların sonunda hep mutlu olacağının muştusu. Bir tür ilahi adalet fikri. Dinî inançlarından arınmış bünyeleri bile heyecanlandıran, içten söküp atması zor bir inanç. Adalet ihtiyacı. 

(Le Ballon Rouge, 1956)
Yön: Albert Lamorisse

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.