Şu An Okunan
Yuvarlak Masa Tartışması: Joker

Yuvarlak Masa Tartışması: Joker

Enis Köstepen’in 7 Ekim günü Altyazı ekibi arasındaki whatsapp yazışmaları sırasında Joker ile ilgili attığı mesajlar günlere yayılacak bir tartışma başlattı. Filmi Enis’ten önce izlemiş olan Ali Deniz Şensöz ve Aslı Ildır tartışmaya katıldı. Günler içinde Övgü Gökçe, Senem Aytaç, Fırat Yücel, Gözde Onaran, Abbas Bozkurt, Yeşim Tabak ve Aylin Kuryel filmi izledikten sonra fikirlerini beyan ederek soğuduğunu düşündüğümüz tartışmayı tekrar grubun gündemine taşıdı. Yaklaşık yirmi güne yayılan münakaşa o kadar uzadı, dallanıp budaklandı ki, yazdıklarımızın dergide ara sıra yer verdiğimiz Yuvarlak Masa tartışmalarına benzer bir hale geldiğini fark ettik. Bu yüzden aramızda geçen Joker tartışmasını, sosyal medyada kullandığımız serbest dili ve esnekliği yer yer korumaya çalışarak değişen ölçülerde düzenleyip okuyucularımızla paylaşmak istedik.

ENİS: Joker, birkaç sahne ve Joaquin Phoenix’in performansı dışında beni o kadar da etkilemedi. Derinlikli kötü kahraman yapacağım diye yola çıksa da filmde her şey çok yüzeysel kalıyor gibi geldi bana. Derinlik iddiasının altını tam dolduramıyor. Örneğin sondaki isyan sahnesi bile fazlasıyla teatral. Bir de asıl rahatsız olduğum şey “kötü” bir kahramanın doğuşunu anlatırken tonunu faşizan bir popülizm üzerinden kurması oldu. Böyle bakınca, bana öyle geliyor ki Joker, ancak süper kahraman filmleri bağlamında kıymetli olabilir.

ALİ: Hollywood filmi sonuçta. Ben ne gibi bir derinlik beklentimiz oluşuyor tam anlayamıyorum. Diyeceğini dümdüz söylüyor, anaakımda böyle bir şey yapmak baya iddialı bence.

ENİS: Kendi iddiası Joker’i derinlikli yapacağım. Ama nasıl oluyor da Venedik’te Altın Aslan’ı alabiliyor?

ALİ: Altın Aslan fazla bence de. Derinlik iddiası tam olarak ne onu algılayamıyorum.

ENİS: Şehirdeki anomi ve ona dair söylemler ve Joker’in toplumla yaşadığı uyumsuzluk böyle bir derinlik yaratma iddiasında.

Heath Ledger’ın Joker’i

FIRAT (Henüz filmi izlemeden): Peki anti-Occupy Wall Street filmi Kara Şövalye Yükseliyor’dan (The Dark Knight Rises, 2012) sonra ideolojik açıdan da ilginç gelen tarafları yok mu?

ENİS: Yok bence.

ALİ: Bence var. Tam olarak anti-Kara Şövalye Yükseliyor bir film bu. Süper kahraman tarihinin en büyük kötülerinden birinin toplumsal olarak inşa edilmiş bir karakter olduğunu, bunun sınıfsal boyutu olduğunu dümdüz söylüyor. Bana bu yeterli geliyor.

ENİS: Bildiğin ırkçı hatta.

ALİ: Neresi ırkçı?

ENİS: Joker’in siyah karakterlerle kurduğu ilişkileri tekrar bir düşün. Bu konuda ABD’de bir tartışma devam ediyor… Bence film Joker’i çok Amerikan sağ popülist bir kahramana yaklaştırıyor. Sistem dışına atılmış beyaz erkeğin dramı, öfkesi…

ASLI: Filmdeki psikiyatrist diyor ki, “bu toplum seni de beni de umursamıyor”. Film, Joker’in deliliğini bile toplumsallaştırmış durumda. Suicide Squad: Gerçek Kötüler (2016) ve Aquaman (2018) çekmiş DC’den bahsediyoruz burada. Herkes Taksi Şoförü’ne (Taxi Driver, 1976) benzer bir film bekliyor fakat Joker’in bir çizgi roman uyarlaması olduğu unutuluyor. Film bence Altın Aslan aldığı için çoğu izleyiciyi yanlış beklentiye soktu. Anaakım bir filmi “entelektüel bir sanat filmi” olarak okumak zorunda kaldık.

ENİS: Ama öyle de çekilmiş sonuçta. Batman efsanesinin hiçbir ikonografisine bulaşmadan, Amerikan bağımsız sinemasının dilini kullanıyor.

ALİ: Ama hala bir DC filmi ve kendini dediğin yere yerleştirmesi de önemli geliyor bana. “Bu çizgi romanlardaki kötü kahramanlara bir de buradan bak” diyor sanki.

FIRAT: Ama Enis’in dediklerinin filmin arthouse ile anaakım arasında kalmasıyla bir ilgisi yok. Filme ırkçı diyor Enis.

ASLI: Neden ırkçı orayı anlamadım.

ALİ: Ben de anlamadım ırkçılık mevzusunu.

ENİS: Irkçı demek iddialı olsa bile, oldukça problemli bir ‘ırkçı toplumda geçen hikâye’ anlayışı var diyelim… Öldürdüğü iki siyah kadını ve onu anlamayan siyah kadınları düşünürsek.

ASLI: Film bizi Joker’le hiçbir zaman tam olarak özdeşleştirmiyor, dolayısıyla film siyah kadınları öldüren kötü kahramanın tarafında değil tam olarak. Anlıyorum dediğini ama filmde kesinlikle iki taraflı bir özdeşleşme var.

ENİS: Kahramanlaştırıp kahramanlaştırmadığı meselesi değil ama finalde seyirci olarak terörize mi oluyorsun, isyana mı yaklaşıyorsun? O isyanın ateşini çok ama çok sağ popülist bir yerden (ailenin erozyonu, temelsiz bir şirket ve zenginlik düşmanlığı, sistem dışına atılmış beyaz adam. Amerikan muhafazakarlığının ABC’si.) kuruyor film. Böyle olması şart değil. Joker’i sağ popülizmin kötü kahramanı yapmak zorunda değil. O zaman Batman gelecek.

ASLI: Evet sağ popülizm kesinlikle var, ama mesela buradaki Joker her şeyi planlayan, üst akıl gibi konumlanan, Heath Ledger’ın canlandırdığı Joker’den farklı. İnsanlar burada Joker’i öfkelerinin sembolü haline getiriyorlar. Film sağ popülizmle tesadüfi bir şekilde “denk gelen” bir adamı anlatmış oluyor.

ENİS: Ama sağ popülizm böyle işler.

ASLI: Evet böyle işler ama bunu anlatıyor diye filme sağ popülizmi destekliyor diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz, bu konjonktürde, kötü kahramanların sağ popülizmle bu denli bağlantılı olduğu bir ortamda daha iyi bir “kötü kahraman” hikâyesi nasıl anlatılır bilmiyorum.

ENİS: Mesele desteklemesi değil, bir tür sistem karşıtı bir durumun yükselişini neyin klişeleriyle anlatmayı seçmesi. Ben sağ popülist bir seçimi yavan buluyorum. Joker çok daha fazla imkan sunan kaotik bir karakter. Onu neden zaten baskın olan klişelere bırakıyorsun?

ASLI: Evet, o konuda haklısın yani basit kalıplar üzerine kurulu, orada da tek itirazım “çünkü çizgi roman uyarlaması” demek olurdu o kadar. Bir de işte ucube Joker’i o kadar sevdim ki bana yetti; bir deri bir kemik, yara bere dolu, yüzüne gülümseme sinirlerle kazınmış. Sevdim derken, özdeşleşme anlamında değil, yani önceki Joker’lere göre iyi bir buluş bence.

ENİS: Siyasi tonu dışında da senaryo ve anlatım anlamında da batan şeyler var ama artık onlara girmiyorum burada.

GÖZDE: Enis’in sağ popülizm itirazına itirazım var. Trump Amerika’sı bağlamında bakınca, ilginç bir şey diyor sanki: Toplumun marjinalize edilmiş pek çok kesimi var, çok dolular ama kimse onları “dinlemiyor”. Sonra biri çıkıp da onların öfkesini eyleme dökünce onu lider ilan edip isyan ediyorlar. Yani kıssadan hisse demeye çalıştığı şey filmin: Bu insanları böyle manyaklar gelip de peşlerine takmadan önce dinlemeli ve dertlerine çare olmalıyız. Elbette burada “kitle” denen şeyi feci küçümsüyor ama o ayrı mesele… Yani derdi zaten güncel politik ortama dair bir şey demek, Joker’in potansiyelleri üzerine düşünmekten ziyade.

ÖVGÜ: Joker gibi türlü imkânlar sunan bir karaktere kötü anne ve istismardan ibaret bir geçmiş hikâyesi yazmak gerçekten çok yazık. Film çok mükemmel olabilirmiş. Joaquin Phoenix’in performansına diyecek bir şey yok tabii, sırf onun için izlenir.

ENİS: Joker, aile sıcaklığı ve baba sevgisinden mahrum, her şey o yüzden oluyor.

ABBAS: Marvel ve DC evrenlerinde her şey aile travmasıyla ilgili nedense!

ENİS: Bruce Wayne’in ana-baba kaybının failinin Joker değil de bir başka sıradan birisi olması ve Batman hikâyesini o şekilde dönüştürmesi ise filmin en sevdiğim yanı oldu.

ÖVGÜ: Ama işte kurduğu neden sonuç ilişkilerinde ilk anda vaat ettiğinden çok daha basit ve klişe yerlere savrularak seyirciyi aptal yerine koyuyor. Anaakım diye bahane uydurmaya gerek yok, anaakım bu seviyeleri çoktan aştı.

ENİS: İşine gelen süper kahraman filmlerine “radikal müdahale” diyor, işine gelen “ya, anaakım işte”. Dönüştürsün işte türü de bu şekilde, bu kadar tanıdık klişelerle anlatmak zorunda mı?

ABBAS: Ben baya tek kişilik bir performans gibi izledim ve sevdim filmi ama eleştirilebilecek çok yönü var tabii ki. En son tiyatroda tek kişilik oyun izlerken, oyuncu bir metre karşımdayken tüylerim diken diken olmuştu ve bu kadar duygusal bir tepki vermiştim. O yüzden kişisel olarak çok etkilendim, senaryosunu falan umursamadım çok. Son dönemdeki çizgi roman uyarlamalarıyla kıyaslanarak da okunabilir film, öyle okursanız çok daha farklı pencereler açılabiliyor.

ASLI: Bence de zayıf ve karikatürize yanları var ama kendi içinde bir çizgi roman uyarlaması olarak yeterince iyi bence. Çizgi romanı stüdyodan kurtarıp yönetmenin yaratıcı alanına taşımak için adım atan bir proje DC Black. O yüzden bana senaryodaki bazı risksiz hamleler anlaşılabilir geliyor. Fazla anlam yüklemek manasız. Ben sadece sinema olayı yarattığı için konuşmak güzel diye düşünüyorum. Yani türün on küsur yıllık bir hafızası, seyirci kitlesi var. Bir anda tüm tanıdık kodlardan devrimci bir şekilde vazgeçerse batma ihtimali yüksek. Stüdyo da o durumda o kadar risk almıyor. “Alt sınıfın isyanı, kaos bu atmosferde satar” diyip anlatısını onun üstüne kurmuş, daha doğrusu o anlatıyı biraz sömürmüş.

ÖVGÜ: Ben de iddia ediyorum ki bunu yaptığından daha zeki ve bayağılaşmadan, yine risksiz bir yerden yaparak da başarı sağlardı.

ALİ: Film, beyaz zenginlerin korkulu rüyası oldu. ABD’deki kimi eleştirmenlerin yazdıkları da bunu kanıtlar nitelikte. Film ancak, politik bilinci olmayan bir kitle için sosyoloji 101 dersi gibi işler. Asit tankına düşüp Joker olan Arthur’dan bu Joker’e ben baya bir yol alındığını düşünüyorum. Başyapıt çıkabilirmiş şu konseptten.

ÖVGÜ: Mindhunter gibi nüanslı bir altyapısı olsa film inanılmaz bir yere gidebilirdi. Biraz nedensizlik gerekiyor Joker’e. Joker de nedensiz olma özgürlüğüne sahip olmayacaksa kim olacak?

ABBAS: Evet, onu Kara Şövalye’deki (The Dark Knight, 2008) Joker muhteşem yapıyordu. Burada Heath Ledger’ınkinden farklı bir şey yapmak zorunda hissetmişler sanki.

ALİ: Kara Şövalye’de Joker sürekli “nasıl bu hale geldim biliyor musun” diye sorup her seferinde başka bir hikâye anlatırdı. Oradaki köksüz bir Joker hikâyesi, burada bambaşka bir şey yapılıyor.

SENEM: Filmi yeni izledim ve ben de Abbas, Ali, Aslı kampında yerimi alıyorum. Dans sahneleri ve karakterin beden dili yeter. Boşverin arka plandaki hikâyeyi, yüzey de önemlidir. Çok güçlü imgeleri var filmin.

FIRAT: Ben eğlendirmekte başarılı olamayan, güldüremeyen birinin, yani bi çeşit başarısızlık öyküsünün kitlelerdeki memnuniyetsizliği tetikleme fikrinden oldukça etkilendim. Belki Joker mitinin çekirdek hikâyesi bu, ama Joaquin’in müthiş performansıyla da birleşince, bugünkü küresel haletiruhiyeye (liberal kapitalizmin çökmekte olduğunu gizleyişi ve kitlelerin mutsuzken mutlu taklidi yapması) cuk diye oturuyor. Filmin politik açıdan pek çok sorunu var bence, en başta da ödipal kriz yaşayan beyaz erkeğin travmasından yola çıkması geliyor. Ki burada “anneleri tarafından yetiştirilen bir kuşak” olarak tanımlanan Dövüş Kulübü (Fight Club, 1999) karakterleri de geliyor akla. Devrimci enerjinin kaybedilmiş erkekliğin yeniden tesis edilmesi ile ilişkilendirilmesi…. Dövüş Kulübü gibi Joker de öfkeyi inşa ederken bu eril krizden hareket ediyor. Joker’in metroda üç zengini öldürdükten sonra kendini güçlü hissetmeye başladığını (tıpkı Dövüş Kulübü’nde Tyler Durden’ın “feminen tüketim dünyası”ndan “bedensel his-kuvvet” dünyasına geçişi gibi), onu kız arkadaş fantezisine (Tyler’ın Marla fantezisi gibi) itenin bu tür bir “güç kazanma” olduğunu unutmayalım. Ancak filmin bu tarafını son derece sorunlu bulsam da, mutluluk-mutsuzluk ekseni üzerinden ürettiği söz karşısında etkilenmeden yapamıyorum. Başarı hikâyesine basit bir ‘tersine çevirme’ işlemi uyguluyor Joker, başarının değil başarısız olmanın kitleleri etkilediği bir ânı anlatıyor ve açıkçası burada etkileyici bir şey var.

The King of Comedy

SENEM: Evet, Kahkahalar Kralı (King of Comedy, 1982) ve Tony Manero’yla (2008) beraber de okumaya alan açıyor. Referans verdiği filmlerle aslında senaryodaki basit hikâyeden daha fazla bir arka plan da sunuyor bence eğlence endüstrisine ve medyaya dair.

ASLI: O yüzden en başta sirke götürüyor işte. Anlatıda da o yüzden, güldürmeyen, basit, zavallı bir adam var ve herkes de o derece zavallı.

FIRAT: Ama sondaki “kaos” ve ayaklanma betimlemesi, kitlesel hareketleri kriminalize eden bildik popüler ikonografi. Aynı şekilde sistem karşıtlığının, annesi tarafından istismar edilmiş birinden çıkması da sorunlu. Sadece belki, burada mesele sadece Joker’in “derdi” değil, yani kafaya silah dayama hareketini ilk o yapmadı. Burada Joker sadece kitlesel ayaklanma için bir sembole dönüşüyor ve bunu kendi planlamıyor. O yüzden bu açıdan bana farklı duruyor gibi geldi diğer klişe kaos betimlemelerinden.

ASLI: Zaten o yüzden Köpeklerin Günü (Dog Day Afternoon, 1975) referansı var.

ALİ: Ben ayaklanma kriminalize ediliyor gibi hiç hissetmedim. Tam tersine gizlice sempati duymaya başlamıyor muyuz Joker ve kitleye?

FIRAT: Evet sempatimiz var Joker’e. Ama hemen her Hollywood filminin ana katalizörlerinden biri de kötüye duyulan ilgidir.

AYLİN: Kitleleri tetikleyen figürün tabii ki çocukluk travması var, hem şiddet görmüş, hem evlatlık edinilmiş, dev ödipal durumlar, daha ne kadar melodramatik olabilir? Sevilmemiş beyaz adamın çilesi. Bir kez de mutlu bir çocukluk geçirmiş bir yoksulun öfkesini ve örgütlenmesini izleyemeyecek miyiz? Hatta filmdeki tüm kadınlar da ana karakteri travmatize etmek için varlar sanki: anne zaten olayın kaynağı, komşu kadın -onun da neden anne olması gerekiyorsa!- o zaten “ne kadınlar vardı ki yoktular”, karakterin hayal ettiği gibi onun yanında olmayarak travmatize ediyor, sosyal hizmet görevlileri onu dinlemeyerek ve “şaka”sını anlamayarak çöküşünü hızlandırıyor vs. İlla Joker tersine çevirmeli tüm bu alışıldık anlatıları demiyorum ama semptomatik yani bunların yeniden üretimi. Popüler kültürün arkasında bırakmaya cesaret edemediği anlatıların içine şimdi de kayıtsız kalamadığı sınıf savaşı, kitlesellik, bugünün ayaklanmaları gibi temalar alet oluyor – diyerek biraz abartayım.

Tartışmanın devamını okumak için >>>

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.