Şu An Okunan
Erden Kıral’ın Karantina Günlüğü #2 Sinemada Basitliğe Erişmek

Erden Kıral’ın Karantina Günlüğü #2 Sinemada Basitliğe Erişmek

Usta yönetmen Erden Kıral, karantina günlerinde tuttuğu Bakkal Defteri’nden bu kez de, Lütfi Ö. Akad sinemasının ulaşılması güç sadeliği üzerine kaleme aldığı satırları paylaşıyor.

Lütfi Akad, filme alışı ve oyunculuğun basitliği, sadeliğiyle sinemamızda basitliğe erişebilmiş ender yönetmenlerden biridir. Basitlik ilkelcilikle (primitivizm) karıştırılmamalıdır. İlkelcilik 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl sanatında kendini gösteren bir eğilimdi.

Akad, saygınlık kazanmış üsluplarla değil de, çok daha basit öğelerden yola çıkarak sinema yapılabileceğini göstermiştir. Yani basit ama derinlikli sahneler kurma fikri, donanım, bilgi birikimi ve azami derecede yetenekli olmayı gerektirir. Sanatta prensip, bir sanatçının iç disiplinine bağlı kalmasıdır.

Lütfi Akad’ın iç disiplini, kadrajların sadeliği onu benzersiz kılar. Başyapıtı olan Vesikalı Yarim (1968) dilinin basitliği, sadeliği ve sanatçının inanılmaz alçakgönüllülüğüyle bizi etkilemeyi başarır. Robert Bresson’u hatırlatan basitliğiyle bizi şaşırtır. Tarkovski, Bresson için şöyle demişti: “Öyle düşünüyorum ki sinemada basitliğe erişebilmiş dünyadaki tek yönetmen. Müzikte Bach’ın, sanatta Leonardo’nun ve yazar olarak Tolstoy’un başardıklarını sanırım başardı.”

Asıl önemlisi gerçekliğe ulaşmak için asgari malzemeyle her şeyi basitleştirmek, yani bir dizi ‘eksiltme’ yoluyla doğal bir ortam yaratmaktır. O nedenle Akad sinemamızda benim için basitliğin örneği olmuştur.

Usta sanatçı büyük ve yalın konuları ele alıyordu. Gelin (1973), Düğün (1973) ve Diyet’ten (1974) oluşan üçlemesi ülkenin bir eşikte, sosyoekonomik türbülansını anlatır. Bu üçlemede bir kadının (Hülya Koçyiğit) direncini ve inancını sergiler. Sırası gelmişken söylemeliyim: Hülya Koçyiğit sinemamızın en güzel ve etkileyicibüst’lerinden biriydi. Onun yüzünde tüm filmi okuyabilirdiniz. Akad, eski gelenekleri hatırlatan bir sanata yönelmiştir. Ama folklorun asla sanat olmadığını biliyordu. “Büyük ve yalın uyumları” arıyordu. Belli bir olayın bir ânını uyumlu bir alan içinde ve uyumlu bir dil ve üslupla anlatıyordu.

Kendi döneminde Metin Erksan’la birlikte sinemamızın en önemli filmlerini gerçekleştirdi. Ne ki bu iki yönetmen birbirlerinden apayrı sanatçılardı (Metin Erksan sinemamızın gerçek istisnalarından biridir). Metin Erksan’ın kıvrak kamerası “havada gevezelik” yaparken, Akad alıcısını tripodun üstüne yerleştirir. Sanatçı prensibi dediğim şey burada da kendini gösterir. Sakinlik ve alçakgönüllülükle gerçekliği yakalamayı bekler, daha sonra da kayda alırdı.

Son olarak genç sinemacılara tavsiyeler: Umutsuz insanlar bizi ‘uzağa’ götüremezler. Oysa sizi alıp götüren iyi bir filmin insanı götürdüğü yere çok az şey götürebiliyor. Kurosawa şöyle sesleniyordu: “Uzağa git… Daha uzağa, sonuna kadar.”

Erden Kıral’ın Karantina Günlüğü #1 >>>

Erden Kıral’ın Karantina Günlüğü #3 >>>

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.