Şu An Okunan
Lodoslu Havaların Kaptanı: Cüneyt Cebenoyan Anısına

Lodoslu Havaların Kaptanı: Cüneyt Cebenoyan Anısına

Sinema ve müzik yazarı, radyo programcısı, dostumuz Cüneyt Cebenoyan’ı 3 Ağustos’ta bir trafik kazasında kaybettik, çok üzgünüz. Cüneyt kişisel ve entelektüel kimliğini birleştiren yorumları, cesur ve dirençli duruşu, sert çıkışları ve mizahıyla tanınıyordu. Saygı ve sevgiyle anıyoruz.

Bu yazı Altyazı’nın 191. sayısında yayımlanmıştır.

Ne kadar çok insan kendini Cüneyt’e yakın hissetmiş; yanında kendisi olabilmiş. Birbirinden çok farklı insanlar üstelik. Bunu hep bilirdim de, yazılanları okudukça, anıları dinledikçe ve cenazede bir araya gelince, daha da iyi farkına vardım. Ne kadar çok insanın gerçekten arkadaşı olmuş Cüneyt…

İnsanları eşitleyen bir iletişim tarzı vardı; ve açık fikirli, meraklı, canlı bir kişiliği. Bu yüzden de uluslararası camiada çok sevilirdi. Hoşsohbetti ama hoş olmayanı da halının altına süpürmezdi. Cuntaya “cunta” dediği için on dört ay hapis yatmış, “meseleleri mesele” eden adamdı. Kırık kol varsa yen içinde kalmayıp tedavi edilmeliydi. Edilemiyorsa, “neden?”di. Bu sadece ideolojik veya mesleki görüşlerini de kapsamıyordu. Tanık olduğum kadarıyla, kişisel ilişkilerinde de mümkün olduğunca bu dürüstlüğün peşindeydi. Örtük bir çatışma varsa, yüzleşmeyi denerdi. İkna edilmek isterdi. Tartışmanın sonunda “haklısın” demesi mümkündü ama onu “ya n’apıcan işte…” gibi vasat bir bahaneyle veya çoğunluğa uymak, statükoyu korumak uğruna susturamazdınız. Ben Cüneyt’i öfkeli biri olarak tanımadım (bilakis), ama öfkesinin yükseldiği durumların, böylesi durumlar olduğunu hatırlıyorum. Bu onun hayatta kalma formüllerinden biriydi bence. Haklı olduğunu düşündüğün yerde susmak, istediğin hâlde istemiyormuş, istemediğin hâlde istiyormuş gibi yapmak, bunların ‘cehenneme giden iyi niyet taşları’ misali insanı adım adım, yaşarken öldürdüğü malum. Cüneyt en çok buna direniyordu belki de. “Susma, sustukça sıra sana gelecek”ten de öte, “Susmam, susarsam öleceğim,” gibi bir şey.

Aynı hakkı başkası için de savunurdu. Tek kalanın yanında, başkalarından onay beklemeden sağlam durabilirdi. Cüneyt kendisini de önemserdi, karşısındakini de. Umursadığı için tartışırdı zaten. Nitekim intikam veya nefret olmazdı çıkış noktası. Herkes biliyor, en büyük mücadelelerinden birini, ablası Yasemin Cebenoyan ile Onat Kutlar’ın hayatına mal olan The Marmara Oteli patlamasıyla (1994) ilgili olarak PKK’den bir özür alabilmek ve kendi çevresinde, özellikle sol çevrelerde yapılan anmalarda failin adının konması için vermişti. PKK kamplarını ele alan Kuzey (Bakur) belgeselinin gösterimi engellendiğinde ise, sesini derhâl ve en net biçimde çıkaranlardan biri o olmuş ve şöyle demişti: “Eğer Kuzey bir propaganda filmiyse beş para etmez deriz geçeriz, seyirci de gitmez zaten öyle bir filme. Biz de karşı fikirlerimizi söyleriz ya da. Benim söyleyeceklerim olacaktır bir PKK propaganda filmine. Hem de çok. Ertuğrul Mavioğlu’nun da dediği gibi ‘O kamplar orada duruyor.’ Bu bir gerçeklikse, benim de o gerçeklik hakkında bilgi sahibi olmaya hakkım var.”

BİR ÇEŞİT FİLM KAHRAMANI
Cüneyt’in yazılarındaki netlik hoşuma giderdi. Diyelim bir filmle ilgili kafası karışık, ve çelişkili hisleri var, onu da açıkça ortaya koyup, olası nedenleri üzerine fikir yürütürdü. Soru işaretleri ve şüpheye de yer açardı çekinmeden. Veya “Aksiyon sahnelerinde derhâl esnemeye başladığım için…” gibi mizahi itiraflara. Kendini çokça sorgulayan birisi olarak, psikanalize olan merakını film yorumlarına taşırdı sık sık. Bilinçdışından gelen sızıntıları takip etmeyi severdi (doğal bir David Lynch hayranıydı). Son dönemdeki Roma ve Climax yazılarında olduğu gibi, beğeni trendlerine sıkı gerekçelerle kafa tuttuğu (ve azınlığın sesi olduğu) çok olmuştur. Tarantino ile Ceylan mizahının benzer noktaları gibi ilginç buluşları, Altyazı’da yayımlanan ‘Yeni Regresif Türk Sineması’ (2010) makalesindeki gibi çok ciddi saptamaları da.

Sektörel, teknik, akademik ya da sinefil işi bir çerçeveye tam da bağlı kalmadan yazardı ve bence asıl hünerini de, kültürel bir olguya dönüşmüş yönetmenler, filmler, temel problemler üzerine yazdığında, hayatın bambaşka alanlarından birikimini ve gözlemlerini ‘serbest nizam’ birleştirdiğinde gösterirdi (Antichrist yazısındaki gibi). Herkesin anlayabileceği bir dille ve inceden bir mizahla yapardı bunu. Ne çıkacağını bilemezdiniz aslında… Mutlaka kendisi olurdu ama o yazıların içinde. Cüneyt’in yazılarını tıklarken aklımdan, “Acaba filmle ne yaşamış?” diye geçerdi. Çünkü bir yanıyla bir ‘sahne’ insanıydı da. Bir çeşit film kahramanı… Birkaç filmde rol de almıştı zaten.

CÜNEYT CEBENOYAN OLMAK
Kültürel hayatın içinde de, bir meslek veya ideolojiyle tanımlanmış olmaktan çok, ‘Cüneyt Cebenoyan’ olarak var oldu. Sadece entelektüel çıkarımları değil; duyguları, geçmişi, esprileri, travmaları, polemikleri, sevgili Ayşegül’ü ve Elif’inden haberlerle birlikte, tüm bir dünyasıyla çıktı insanların karşısına. Bir yönünü diğerinden ayrı düşünmek mümkün gelmiyor. Sahici bir yaşam coşkusu ile –bir yanında hep taşıdığı– kronik kederini birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı gibi. Karanlığının en büyük kaynağını; ablası Yasemin’i, oğlu Ali’yi, annesi ve babasını kaybedişini ‘Zaman Tedavi Etmez’ başlıklı meşhur yazısında çok iyi anlatmış, binlerce kişiyi derinden etkilemişti.

Coen Kardeşler’in Inside Llewyn Davis’inin afişini taklit ettiği (Altyazı’nın dayanamayıp ‘Inside Cüneyt Cebenoyan’ olarak bir dergi kapağına dönüştürdüğü) fotoğraf, onunla en çok özdeşleşen imgelerden biriydi sanırım. Kuşağının (’68’den bir sonraki kuşağın) rock’n’rollculuk geleneğiyle hayli örtüşen bu derbeder & kaybeden hâlin kara mizahçılığı, Cüneyt’in dünyasına sahiden de yakındı. Radyodaki sinema programına var olmayan bir filmdeki hayalet geminin ismini (Erguvani İstimbot) vermiş; ablasıyla birlikte, tutunamayan eksantrikleri üye kabul ettikleri hayali örgüt ‘Lodos Partisi’ni kurmuştu.

Geçen ay boyunca Cüneyt’i düşünürken, ağladığım kadar gülümsedim de. Fokurdayan, benzersiz gülüşü çalındı kulağıma ve gözümün önünden türlü muzipliği geçti. Komedi, Macera, Dram, Rock’n’Roll… Cüneyt’le hepsini yaşayabilirdiniz. Harika bir dosttu. Şimdiden çok özlüyorum. Her şey için teşekkürler Cüneyt…

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.