Şu An Okunan
Megakentler: Şehirde Hayatta Kalmak

Megakentler: Şehirde Hayatta Kalmak

MUBI Türkiye’nin Documentarist’le işbirliğinin üçüncü filmi olan Michael Glawogger imzalı Megakentler, metropollerdeki yaşam mücadelesini ele alırken yoksulluğu romantize etmemeye gayret eden bir belgesel. 

2014 yılında hayatını kaybeden Avusturyalı yönetmen Michael Glawogger’ın Megakentler’i (Megacities, 12 Stories Of Survival, 1998), Mumbai, Moskova, New York ve Meksiko arasında mekik dokuyan, gündelik hayatın en çarpıcı yanlarını “soğukkanlı” bir şiirsellikle ele alan bir belgesel. Dünyanın farklı metropollerindeki yaşam mücadelesini ele alırken yoksulluğu romantize etmemeye gayret eden ve hikâyeleri karakterlerin yaşadıkları şehrin kendine ait dokusuyla iç içe aktaran Glawogger, üslubunu da karakterlere ve şehirlere göre çeşitliyor. Kimi zaman sadece izlemeye razı olan kamera, kimi zamansa sadece film için sahnelenen bir tiyatro oyununu kayda alıyor sanki. Yönetmen her ne kadar karakterlerin günlük rutinlerini yansıtma tercihlerine uyum sağlıyor gibi görünse de, film ilerledikçe “görünmez bir anlatıcının” varlığı ağır basmaya başlıyor.


Advertisement

Mumbai’nin kalabalık sokaklarından “tanıdık” bir yoksulluk görüntüsüyle açılıyor Megakentler; yollarda çıplak ayak gezen çocuklar, tıka basa dolu trenler, çok kötü koşullarda çalışan işçiler, çöplerden yiyecek, kirlenmiş nehirden temiz su bulmaya çalışan insanlar… Film bu sahnelerle beraber yoksulluğu romantize etmeye meyilli gibi dursa da, her “hayatta kalış” hikâyesinde yön değiştiriyor ve bu bakışı beklenmedik şekillerde kırmayı başarıyor. Hiçbir şeyi “güzel” göstermeye çalışmadığını söyleyen yönetmen, güzelliğin gerçeklikte gizli olduğunu, sadece var oluşuyla bile zaten “hikâye anlatan” yerleri kayıt altına almayı seçtiğini belirtiyor. Ancak bu hikâyelerin bir araya gelişi kesinlikle tesadüfi değil. Birbiriyle tamamen bağlantısız gibi gözüken bu kesitler birbirleriyle –yönetmenin deyişiyle– “herhangi bir dil kullanmadan” konuşuyor gibi. Örneğin Mumbai’de çocuklara basit bir makineden Bollywood filmleri göstererek geçimini sağlayan bir adamın ardından, sağlıksız koşullarda boya malzemeleriyle çalıştığı için tüm vücudu renklere boyalı bir işçinin hikâyesini dinliyoruz. İkisi de parlak ve canlı renklerle bezeli hikâyeler, aynı renklerin nasıl hem eğlencenin hem de akıl almaz bir sömürünün bir aracı olabileceğini gösteriyor. Bir karakterin ellerinden çıkan ve belki onu öldürecek derecede hasta eden kimyasal, dönüp dolaşıp diğer karakterin elindeki küçük film şeritlerini boyuyor ve çocukların en büyük eğlencesi oluyor.

Soğuk Bakış

Glawogger, hikâyelerini birbirine bağlamak için film boyunca nesnelerin izini sürmeye devam ediyor. Kimi zaman karakterlerin ağzından dinlediği hikâyeleri mesafeli bir şekilde kayıt altına alırken kimi zaman da kamerayı hikâyenin bir “ayrıntısına” doğrultuyor. Filmin odağının kasıtlı olarak kaydığı bu anlarda, yönetmenin bir süre asistanlığını yaptığı ve beraber çalıştığı usta yönetmen Ulrich Seidl’ın “soğuk bakışının” izlerini görmek mümkün. Bir sahne önce boyunları kırılarak kanlar içinde bir sepete tıkıştırılan tavuklar, bir sahne sonra küçük civcivler olarak tekrar karşımıza çıkıyor ve çikolata satın alan yoksul çocuklara satıcı tarafından “hediye” olarak dağıtılıyor. Bu yol, Meksiko’da geçimini tavuk bacağı çorbası satarak sağlayan bir aileye kadar uzanıyor. Glawogger, karakterlerin günlük rutininden dışarıdan bakıldığında dehşet uyandıran bir ayrıntı seçiyor (kanlar içinde kalmış hayvanların son debelenişleri gibi) ve seyircide yarattığı şok etkisi sayesinde kendi sözünü de sessizce aktarmış oluyor.

Film ilerledikçe yönetmenin kurgusal oyunları daha da görünür bir hâl almaya başlıyor. Örneğin Moskova’da polislerin sarhoşları nezarethaneye attığı bir geceyi, birkaç Rus kadının söylediği  “erkeklerden yakınan” bir halk şarkısıyla paralel izliyoruz. Meksiko’da bir gece kulübünde çalışan striptizcinin gösterisinden, sokaktakilere “olmayan” kadınlarla randevu ayarlayan New Yorklu bir üçkâğıtçıya, şehrin arka sokaklarında gezmeye başlıyoruz. Mega kentlerin gündüzleri soluk kesen kalabalığı, gecenin ıssızında kuytu köşelere saklanmış, hayatta kalmak için didinen hayaletlere dönüşüyor. Bir radyo programından şehre yayılan bir soruyla taçlandırıyor geceyi Glawogger: “Şehirde hayatta kalmak için neler yapıyorsunuz?” Bir kadın cevap veriyor: “Bolca sigara, alkol ve bir de dışarı çıkmak. Dışarı çıkmak, ki eve geri döndüğüne mutlu olasın.”

MUBI Türkiye’nin Altyazı okurlarına özel teklifini görmek için tıklayın.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.